"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
KARAR : Kabul
Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil, olmadığı takdirde bedel istekli davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı, davaya konu taşınmazla ilgili olarak 2011 yılında verdiği ancak noterliği ve yevmiye numarasını hatırlamadığı vekaletname ile davalılardan ...'u vekil tayin ettiğini, bilahare Ondokuzmayıs Noterliği'nin 08/03/2013 tarih ve 000062 yevmiye numaralı azilnamesi ile vekili azlettiğini, davalı ...’nin yetkisi sona ermesine rağmen paydaşı olduğu 6820 ada 12 parsel sayılı taşınmazdaki 23/282 payını diğer davalı ...’a devrettiğini ileri sürerek, 6820 ada 12 parsel sayılı taşınmazdaki davalı adına olan tapu kaydının iptali ile adına tescilini, mümkün olmazsa bedelinin tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar, 6820 ada 12 parsel sayılı taşınmazın 3/5 payının davalı ... adına kayıtlı iken duyulan ... sonucu taşınmazın 23/282 payının davacıya devredildiğini, daha sonradan davalı ...’in açtığı boşanma davasından feragat etmesi ve bu dosyada verilen ihtiyati tedbir kararlarının kaldırılması karşılığında taşınmazın satış yoluyla ...’e temlik edildiğini belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 16.06.2016 tarih, 2015/163 Esas, 2016/223 Karar sayılı kararıyla, davalıların inançlı işleme dayalı savunmalarını 05/02/1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca yazılı delil ile kanıtlayamadıkları, yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge de sunulmadığını, davacının iddiasının sabit olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 10.02.2020 tarihli ve 2016/15769 Esas, 2020/723 Karar sayılı kararıyla; “...kısa kararda dava konusu taşınmazda 167/470 payın iptali ile davacı adına tesciline şeklinde karar verildiği halde, gerekçeli kararda 23/282 payın iptali ile davacı adına tesciline denilmek suretiyle kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki yaratılması doğru olmamıştır.
Öte yandan, toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden; çekişme konusu 6820 ada 12 parsel sayılı taşınmazın 3/5 payı davalı ... adına kayıtlı iken, 02.12.2010 tarihinde 23/282 payını dava dışı ...’e satış yoluyla temlik ettiği, 30.12.2011 tarihinde ...’in 23/282 payını davacı ...’ya devrettiği, davalı ...’nin davacının kendisine verdiği Beyoğlu 43. Noterliği’nin 24.12.2009 tarih 38695 yevmiye numaralı vekaletnamesini kullanarak 23/282 payı diğer davalı ...’e sattığı kayden sabittir.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu ... unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
...Somut olaya gelince; mahkemece her ne kadar davalılar vekilinin davaya süresinde cevap vermediği belirtilmişse de davalılara usulüne uygun tebligat yapılmadığı, bu nedenle davalılar vekilinin cevap dilekçesinin süresinde olduğu anlaşılmıştır.
Hal böyle olunca, davalıların tanık deliline dayandığı ve bilahare tanıklarının isimlerini bildirdiği nazara alınarak tüm deliller toplanmak ve davalı tarafça bildirilen tanıklar dinlenmek suretiyle varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.” gerekçeleriyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı ... tarafından geçerli olmayan vekaletnameye dayalı olarak, vekil eden davacının iradesi dışında ve muvazaalı olarak yapıldığı anlaşılan işlemin yolsuz tescil sonucunu doğurduğu, davalı ...'un kendi muvazasına dayalı yaptığını iddia ettiği devir işleminden dolayı bir hak talep etmesinin mümkün olamayacağı gerekçesi davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının, davalı ...’nin yeğeni olduğunu, davalı ...’nin taşınmaz alım satımı ile iştigal ettiğini, davalı ...’nin eşi davalı ...’in açtığı boşanma davası nedeniyle dava dışı ...’ün dava konusu taşınmazdaki payı davalı ... yerine davacıya devrettiğini, davalıların boşanma davasında anlaşmaları sonucu dava konusu taşınmazın davalı ...’e devredileceğinin kararlaştırıldığını, dava konusu taşınmaza boşanma davasında ihtiyati tedbir koyulduğunu, davalı ...’in taşınmazın davalı ...’ye ait olduğunu bildiğini, kötüniyetli kabul edilemeyeceğini, vekaletnamenin geçersiz olduğuna dair gerekçenin yerinde olmadığını, azilnamenin ilgili tapu müdürlüğüne bildirilmediğini belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, vekalet görevinin kötüye kullanılmasına dayalı tapu iptali ve tescil,olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu ... unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan ... sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK'nın 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
2. TBK'nın 512. maddesinde vekalet veren ve vekilin her zaman sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebileceği belirtilmiştir. Azil ve istifa vekalet ilişkisini ileriye doğru sona erdiren bozucu yenilik doğurucu işlemlerdir. Vekalet görevinin sona erdiğini bilmeyen vekilin yapmış olduğu işlemler geçerlidir. (TBK m. 514) Aksi halde vekaletsiz iş görme hükümleri tatbik alanı bulur. Vekilin sona ermeyi bildiği yani kötüniyetli olduğunun ispatında ispat yükü vekalet veren üzerindedir. Vekilin sona ermeyi bilmemesine rağmen, işlem yapmış olduğu üçüncü kişinin sona ermeyi bilmesi veya bilmesinin gerekmesi halinde de yapılan işlem, vekalet verenin icazeti bulunmadığı sürece kendisini bağlamaz.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması, 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3/2 maddesinin yollamasıyla, 1086 sayılı HUMK uygulanacağı davalar yönünden HUMK'nın 428. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna ve bozma kararının gerekçelerine uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı 8.709,53 TL bakiye onama harcının temyiz eden davalılardan alınmasına,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
28.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.