Logo

1. Hukuk Dairesi

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 2. HUKUK DAİRESİ

DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL - TAZMİNAT

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescili, olmazsa tazminat istemli dava sonunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince verilen 11.01.2022 tarihli, 2021/1049 Esas ve 2022/129 Karar sayılı karar yasal süre içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı dava dilekçesinde, mirasbırakan ablası ...’in eşinin yeğeni olan dava dışı ...’yi vekil tayin ettiğini, ...’nin anılan vekaletname uyarınca murisin 9 parsel sayılı taşınmazdaki payını davalı ...’a temlik ettiğini, vekaletname ve temlik tarihlerinde mirasbırakanın fiil ehliyetini haiz olmadığını, ehliyetli olduğu kabul edilse dahi işlemlerin muris muvazaası olarak değerlendirilmesi gerektiğini, devrin bedelsiz olduğunun murisin bakıcısının açtığı davada beyan edildiğini, mirasbırakanın taşınmaz satmaya ihtiyacı olmadığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tesciline, mümkün olmazsa zararının hesaplanarak davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

II. CEVAP

Davalı cevap dilekçesinde, satılan taşınmazla tevhit edilen 10 parsel sayılı taşınmazın kendisine ait olduğunu, tüm payların mirasbırakandan gelmediğini, mirasbırakanın payını satmak için vekil tayin ettiği dava dışı ...’nin taşınmazı kendisine sattığını, davacının saklı paylı mirasçı olmadığını, bu nedenle murisin bağış yapmak istemesi halinde yapabileceğini, davacının yıllarca yatalak olan murisle hiç ilgilenmediğini, kendisi ve ailesinin murisin bakımı ile ilgilendiğini, diğer maliklerin paylarını da satın aldığını, murisin başka malları da olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesince, ehliyetsizlik iddiası yönünden ATK raporunda murisin fiil ehliyetini haiz olduğunun bildirildiği, muris muvazaası iddiası yönünden ise şartların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

1. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı istinaf başvurusunda bulunmuştur.

2.İstinaf Nedenleri

Davacı istinaf dilekçesinde özetle, ödemenin kanıtlanmadığını, belge sunulmadığını, davalı tanıklarının akraba olup yanlı beyanda bulunduklarını, bakım masraflarının çok az olduğunu, murisin emekli olduğunu ve tedavi giderlerinin SGK tarafından karşılandığını, bakıcının emekli maaşını alarak bunun karşılığında bakım yaptığını, değerler arasında fark bulunduğunu, murisin devirden sonra da taşınmazı kullandığını, ehliyetsizlik iddiasının yeteri kadar araştırılmadığını, davalı lehine maktu ücreti vekalete hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek, Mahkeme kararının kaldırılması ile davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

3. Gerekçe ve Sonuç

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 11.01.2022 tarihli, 2021/1049 Esas ve 2022/129 Karar sayılı kararı ile; Adli Tıp Kurumu raporuna göre işlem tarihi itibariyle murisin fiil ehliyetine sahip olduğu, dava konusu taşınmazın muris adına kayıtlıyken davalıya devredildiği, davacının murisin kardeşi ve tek mirasçısı olduğu, davalının ise murisin eşinin kardeşi olduğu, hem davacı hem davalı tanıklarının beyanlarıyla murisin bakıma muhtaç olduğu, önce Fatma adında bir bakıcı, daha sonra ... adında bir bakıcı tutulduğu, murisin bu bakım nedeniyle taşınmazı bunlara devretmek istediği, ancak devredilmediği, taşınmazın bedelinin bakıcılara harcandığı, mirasçıdan mal kaçırmak kastıyla hareket edildiğinin davacı tarafça kanıtlanması gerektiği, mevcut davacı tanıklarının beyanlarıyla bu hususun kesin olarak kanıtlanmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

1.Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Temyiz Nedenleri

Davacı temyiz dilekçesinde özetle, taşınmazın bedelinin bakıcılara harcandığı şeklindeki tespitin isabetsiz olduğunu, davalının da bu durumu ikrar ettiğini, davalının bakıcıya sadece 7.600,00 TL ödediğini, bakıcının alacak davası açtığını ve davanın kabul edildiğini, taşınmazın bedeline bakıldığında bakıcıya ödenen kısmın çok düşük kaldığını, murisin bakımı için taşınmazı satmaya ihtiyacı olmadığının dikkate alınmadığını, murisin emekli olduğunu, zaten bakıcıya 7.600,00 TL dışında da bir ödeme yapılmadığını, bakıcının murisin maaşına alarak ona baktığını, bedelin ödenmediğini ispat etmesi gerekmediğini, davalının iddia ettiği ödemeyi ispat etmesi gerektiğini, kendi tanıklarının bedelin ödenmediğini beyan ettiklerini, davalı tanıklarının da bedel ödenmesine ilişkin çelişkili beyanları olduğunu, bedel ödendiğinin kabulü halinde dahi ödendiği iddia edilen bedelin taşınmazın bedelinden çok düşük olduğu için muvazaayı kanıtlar nitelikte olduğunu, murisin temlikten sonra taşınmazı kullanmaya devam ettiğini, murisin ehliyetsiz olmadığına dair kesin bir delil elde edilemediğinden bu yöndeki savunmasında ısrar etmediğini, tapu iptal ve tescil mümkün olmazsa tazminat talep ettiklerini ve AAÜT madde 13/4 uyarınca maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.

3. Gerekçe

3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ile tescili, olmazsa tazminat istemine ilişkindir.

3.2. İlgili Hukuk

3.2.1. Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9 uncu maddesi hükmüyle şahsın hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlanmış. 10 uncu maddesi de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlem ehliyeti olarak da tarif edilerek, aynı Yasa'nın 13 üncü maddesinde “Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.

Hemen belirtmek gerekir ki, TMK'nın 15 inci maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke 11.06.1941 tarihli ve 4/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir.

Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında; bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mal varlığı hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar.

Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta gözlem (müşahede) kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar 6100 s. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 282 nci maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hâkimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hâkimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir. Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen TMK'nın 409/2 inci maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.

3.2.2. Muris muvazaasında 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 nci ve Tapu Kanunu'nun 26 ncı maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

3.3. Değerlendirme

Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yukarıda (V.3.2.) no.lu paragrafta açıklanan yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre (IV.3.) no.lu paragrafta belirtilen şekilde kararın verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.

VI. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, harç peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 10.05.2022 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

***