Logo

1. Hukuk Dairesi

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2020/159 E., 2022/377 K.

HÜKÜM/KARAR : Asıl ve birleştirilen davanın reddine

Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil davasında verilen karara karşı yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece, Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiş; karar yasal süresi içerisinde asıl ve birleştirilen davada davacı vekili tarafından duruşma istekli olarak temyiz edilmiş olmakla; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, duruşma günü olarak saptanan 17.10.2023 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine, temyiz eden asıl ve birleştirilen davada davacı ... vekili Avukat ... geldi. Davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalı ... vekili ve diğerleri gelmedi.Yokluklarında duruşmaya başlandı. Gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulü ile önceki geri çevirme kararı ile getirtilen evraklarla birlikte ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

1.Asıl davada davacı, 641 parsel sayılı taşınmazı dava dışı ...'dan temellük ettiğini, bankadan çekilen kredi borcu ödendiğinde taşınmazı ...'ın torunu olan dava dışı ...'e, bu mümkün olmaz ise ...'a devredeceği konusunda anlaştıklarını, daha sonra ...'un talimatı ile taşınmazı ...'un kızı olan ...'e bedelsiz olarak devrettiğini, bu konuda ''Taahhütname'' başlıklı belgenin düzenlendiğini, taşınmazda 2007 yılından beri kiracı olan ve olayları bilen davalının da ...'dan taşınmazı kaçırmak için fahiş satış bedeli göstermek suretiyle muvazaalı olarak taşınmazı edindiğini ileri sürerek tapunun iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

2.Birleştirilen davada davacı, asıl davadaki iddialarını tekrarlayarak davalı ...’ya husumet yöneltmiştir.

II. CEVAP

1. Asıl davada davalı ..., davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunmadığını, husumetin ...'e yöneltilmesi gerektiğini, davacının taşınmazı inançlı işlemle edinip talimat gereği ...'ya aktardığını beyan ettiği halde kendisine yapılan temlikin muvazaalı olduğunu iddia etmesinin hukuki dayanağının bulunmadığını, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 1023 üncü maddesinin koruyuculuğundan yararlandığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

2. Birleştirilen davada davalı ..., dava konusu taşınmazı davacıdan bedelsiz olarak devralıp asıl davalı ile yaptıkları inanç anlaşması gereği kredi temini amacıyla asıl davalı ...’e temlik ettiğini, devrin muvazaalı olduğunu, havale işlemlerinin muvazaa iddiasını bertaraf etmek amacıyla yapıldığını bildirmiş, aşamada davayı kabul etmiştir.

3.Dahili davalı ..., taşınmazı daha önceden bildiğini, satılık olduğunu duyunca yıllarca yaptığı birikimleri ve kredi kullanarak dava konusu taşınmazı satın aldığını, iyiniyetli olduğunu, temlik tarihinde taşınmaz üzerinde herhangi bir şerh bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. MAHKEME KARARI

Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.04.2013 tarihli ve 2010/716 Esas, 2013/214 Karar sayılı kararıyla; husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1.Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2.Dairenin 14.10.2014 tarihli ve 2013/13452 Esas, 2014/15592 Karar sayılı kararıyla; “ ...Somut olayda, davacının çekişme konusu taşınmazı inançlı işlem kapsamında devraldığını ve yine inançlı işlem kapsamında devrettiğini iddia etmiş olması karşısında, eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunduğu açıktır. İptal ve tescil davalarının kayıt maliki aleyhine açılması zorunludur. Nitekim, eldeki dava, kayıt maliki olan davalı aleyhine açılmıştır. Ancak, somut olayın özelliği itibariyle, son kayıt maliki bakımından iddianın incelenebilmesi için, davacı ile davacının taşınmazı devrettiği ... arasındaki hukuki ilişkinin inançlı işlem olup olmadığının açıklığa kavuşturulması zorunludur. Ne var ki, ... davada yeralmış değildir. Hâl böyle olunca, ilk el durumundaki ...'in davada yer almasının sağlanması, ondan sonra yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca davacı ile ... arasındaki işlemin, inançlı işlem olup olmadığının açıklığa kavuşturulması, evrak arasına ibraz edilen altında ...'in ismi ile imzasının yeraldığı adi belgenin aslının temin edilerek inançlı işlemin belgesi olup olmadığı üzerinde durulması, davacı tarafından, ...'ya yapılan temlikin, inançlı işlem olduğunun saptanması durumunda ise, son kayıt maliki olan davalının iyiniyetli olup olmadığının, bir başka ifadeyle TMK'nin 1023 üncü maddesinin koruyuculuğundan yaralanıp yararlanamayacağının değerlendirilmesi, ondan sonra varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, bu hususlar gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.’’ gerekçeleriyle Mahkeme kararı bozulmuştur.

B. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar

1. Bozma ilamı sonrası, davacı, Mersin 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/498 Esas sayılı dosyası ile aynı iddialarla davalı Refikaya da husumet yöneltmiş, bu dosya eldeki dava ile birleştirilmiştir.

2. Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.11.2016 tarihli ve 2015/68 Esas, 2016/671 Karar sayılı kararıyla; iddianın ispatlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

C. İkinci Bozma Kararı

1.Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2.Dairenin 18.02.2020 tarihli ve 2017/1935 Esas, 2020/1039 Karar sayılı kararıyla; asıl davada davalı ...’in karar tarihinden sonra 10.01.2017 tarihinde taşınmazı dava dışı ...’a temlik ettiği, 6100 sayılı HMK'nin 125/1 inci maddesi gözetilerek gerekli usuli işlemlerin yerine getirilmesi gereğine değinilerek Mahkeme kararı bozulmuştur.

D.Mahkemece Bozma Kararına Uyularak Verilen Temyize Konu Karar

Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 06.10.2022 tarihli ve 2020/159 Esas, 2022/377 Karar sayılı kararıyla; 10.11.2019 tarihli "taahhütname" başlıklı belgenin davalı ... tarafından, babası ...’a yönelik tek taraflı düzenlenen bir belge olduğu, dolayısıyla bu belgenin inançlı işlemin belgesi olarak kabul edilemeyeceği, davacı tarafça son kayıt maliki davalı ...’ın kötü niyetli olduğunun da ispat edilemediği gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleştirilen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Asıl ve birleştirilen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, Mahkemece bir önceki kararda davanın kabul edildiğini, bu kararın Dairece, dava konusu taşınmazın karar tarihinden sonra davalı ...’a temlik edilmesi nedeniyle sadece HMK’nin 125 inci maddesinin uygulanması gerektiği gerekçesiyle bozulduğunu, Mahkemece bu bozma ilâmının yanlış yorumlandığını, tanıklarca davalı ...’in eşi ve çocuğunun 2008 yılından bu yana dava konusu yerde oturduklarının ve davalının da taşınmazın davaya konu olduğunu bildiğinin beyan edildiğini, davalı ...’in kötü niyetli olduğunun açık olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Asıl ve birleştirilen dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1023 üncü ve 1024 üncü maddeleri.

3. Değerlendirme

1.Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 641 parsel dava dışı ... adına kayıtlı iken satış vaadine dayalı tapu iptal tescil davası sonucunda 19.12.1994 tarihinde taşınmazın davacı adına hükmen tescil edildiği, davacının 16.11.2009 tarihinde anılan taşınmazı birleştirilen davada davalı ...'e satış suretiyle devrettiği, ...'nın da taşınmazı 15.10.20210 tarihinde satış yoluyla davalı ...’e devrettiği, Mahkemece inançlı işlem hukuki nedenine dayalı eldeki davada 18.11.2016 tarihinde davanın kabulüne karar verildiği, karar tarihinden sonra 10.01.2017 tarihinde ise taşınmazın asıl davada davalı ... tarafından dava dışı ...’a temlik edildiği, Dairece, karar tarihinden sonra taşınmazın dava dışı ...’a temlik edilmesi nedeniyle, HMK'nin 125/1 inci maddesi gereğince öngörülen usuli işlemlerin yerine getirilmesi gereğine işaret edilerek kararın bozulduğu, bozma ilâmı sonrası davacı tarafça davaya yeni kayıt maliki ...’a karşı tapu iptali ve tescil istemli olarak devam edildiği anlaşılmaktadır.

2.Somut olaya gelince; davacı çekişme konusu 641 (yeni 301 ada 221) parsel sayılı, 13.687,00 m2 miktarlı, tarla vasfındaki taşınmazı dava dışı ...'dan devraldığını, bankadan çekilen kredi borcu ödendiğinde taşınmazı ...'ın torunu olan dava dışı ...'e, bu mümkün olmaz ise ...'a devredeceği konusunda anlaştıklarını, daha sonra ...'un talimatı ile taşınmazı ...'un kızı olan ...'e bedelsiz olarak devrettiğini, bu konuda ''Taahhütname'' başlıklı belgenin düzenlendiğini, ...’nın da taşınmazı davalı ...’e devrettiğini, ...’in taşınmazda 2007 yılından beri kiracı olduğunu ve tüm olayları bildiğini, taşınmazı muvazaalı olarak devraldığını ve kötü niyetli olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Dosyaya sunulan 10.11.2009 tarihli, ...'in imzası bulunan “Taahhütname" başlıklı belgede dava konusu 641 parsel sayılı taşınmazın teminat olarak gösterileceği, bankalardan alınacak kredi ödendiği zaman taşınmazın oğlu ... ...'e devredileceği, bu taahhüt yerine getirilmezse taşınmazın bedelinin ödeneceğinin belirtildiği, bozma ilamı gereğince dayalı ... aleyhine açılan ve eldeki dava ile birleştirilen Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/498 Esas sayılı dosyasında, davalı ...'nın, dava konusu taşınmazı davacıdan bedelsiz devraldığını, taşınmazı davalı ...’e de inanç sözleşmesi gereği bedelsiz devrettiğini, ...’e yapılan devrin muvazaalı olduğunu beyan ettiği ve aşamada davayı kabul ettiği anlaşılmaktadır. Tüm bu hususlar göz önüne alındığında, davacı ile birleştirilen davada davalı ... arasında inanç sözleşmesi kurulduğu ve çekişme konusu taşınmazın inançlı işlem gereği ...’ya temlik edildiği sabittir.

Ne var ki; dava konusu taşınmazı ilk el konumunda olan birleştirilen davada davalı ...’dan satış yolu ile edinen ikinci el davalı ... ile son kayıt maliki dahili davalı ...’ın iktisabının iyiniyetli olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerektiği açıktır.

3.Eldeki davada; davalı ...’in dava konusu taşınmazda 2007 yılından itibaren kiracı olduğu, davalı ...’nın da taşınmazı muvazaalı olarak davalı ...’e devrettiğini beyan ettiği, Mahkemece yapılan yargılamada 18.11.2016 tarihinde ... aleyhine davanın kabulüne karar verildiği, karar tarihinden sonra 10.01.2017 tarihinde taşınmazın ... tarafından dahili davalı ...’a devredildiği, temlik tarihinde taşınmaz üzerinde herhangi bir tedbir veya şerh bulunmadığı, ancak ... tarafından 04.11.2010 tarihinde, ... ile birlikte kullandıkları kredinin teminatı olarak taşınmaza ipotek tesis edildiği, taşınmazın bu ipotek ile yüklü olarak ...’a devredildiği, ...’in iyiniyet savunmasında bulunduğu ancak taşınmazı ne kadara aldığını ve ödemeyi nasıl yaptığını belirtmediği, sadece taşınmazı daha önceden bildiğini beyan ettiği, davacı tanıklarının ... ile ...’in ortak olduklarını, dava konusu taşınmazı beraber ekip diktiklerini, ...’in dava konusu taşınmazda 2007 yılından beri kiracı olduğunu, ...’in taşınmazın inançlı temlik ile ...’ya devredildiğini bildiğini, ...’in de tüm bunlardan haberdar olduğunu beyan ettikleri, toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde dava konusu taşınmazı davalı ...’dan satış yolu ile edinen ikinci el davalı ...’in ve ondan taşınmazı edinen son kayıt maliki ...’ın iktisabının iyiniyetli olmadığı, davalıların el ve işbirliği içinde hareket ettikleri sonucuna varılmaktadır.

Hâl böyle olunca, asıl ve birleştirilen davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Asıl ve birleştirilen davada davacı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazının kabulüyle, hükmün 6100 sayılı Yasa'nın geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine,

21.09.2023 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz eden asıl ve birleştirilen davada davacı vekili için 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin asıl ve birleştirilen davada davalılardan alınmasına,

Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

13.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

***