"İçtihat Metni"
....
Davacılar tarafından, davalı aleyhine 26.09.2008 gününde verilen dilekçe ile suya elatmanın önlenmesi talebi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.12.2012 tarih, 2012/18114 Esas - 23910 Karar sayılı bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 12.03.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar ve asli müdahiller tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma talebinin değer azlığından reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, suya elatmanın önlenmesi istemine ilişkindir.
Davacılar, ..... ilçesi,.... mevkiinde bulunan kaynak suyunda kadim haklarının olduğunu, davalının kendileri tarafından yaptırılmış olan rögarları kırıp hortumları parçaladığını ve boru döşeyerek suya müdahalede bulunduğunu ileri sürerek davalı tarafından yapılan elatmanın önlenmesini talep etmişlerdir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.12.2012 tarih, 2012/18114 Esas - 23910 Karar sayılı ilamı ile "...bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir. O halde; daha sağlıklı bir sonuca ulaşabilmek için suların en az olduğu bir sulama döneminde su işlerinden anlayan uzman bilirkişiler seçilerek, mahkemece yeniden keşif yapılmak suretiyle; sadece davacıların, dava konusu suya ihtiyaçlarının belirlenip, dava konusu suyun debisinin ölçülmesi, tarafların yararlandıkları başka sular varsa bunlarda dikkate alınması, davalının içme suyuna ihtiyacı olup olmadığının da araştırılıp, davalının suya müdahalesinin saptanması durumunda, tarafların varsa kadim kullanım hakları da gözetilerek, dava konusu suya olan ihtiyaçlarını belirten ayrıntılı rapor sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davacılar dışındaki altı hanenin de suya ihtiyaçları dikkate alınarak, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir." şeklindeki gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacılar ve asli müdahiller temyiz etmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 14. maddesinde, ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyetlerinin bulunmadığı belirtilmiştir. Kısıtlıyı vesayet dairelerinin yetkilerine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla vasisi temsil eder.
Öte yandan, TMK’nın 407. maddesi gereğince, 1 yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkum olan kişilerin kısıtlanarak kendilerine vasi tayini gerekir.
6100 sayılı HMK'nın 27. maddesine göre davanın taraflarının hukuki dinlenme hakkı bulunmaktadır. Bu hak ile davanın taraflarına, yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olma, açıklama ve ispat hakkı tanınmıştır.
Somut olayda; Davacı ...'ın en son 06.10.2011 tarihli celsede hazır bulunduğu, davacı ...'ın .... Kurumu aracılığı ile hükmü temyiz ettiği, kurumun üst yazısında "davacının .... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.05.2014 tarih ve 2014/105 Esas, 2014/154 Karar sayılı ilamı ile 4 yıl, 4 ay ve 15 gün hapis cezasından hükümlü olduğu"nun belirtildiği anlaşılmış, mahkemece, davasını takip etmemesi ve duruşmalara ceza infaz kurumu aracılığı ile dilekçe sunmasına rağmen davacının, hükümlü olup olmadığı, hükümlü ise hakkında vesayet kararı bulunup bulunmadığı, hükümlüye vasi atanmaması halinde hükümlünün vesayet altına alınması için ihbarda bulunarak atanacak olan vasinin davacıyı temsilen davada yer alması gerektiği düşünülmeksizin HMK’nın 27. maddesinde belirtilen hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilerek işin esasının incelenmesi doğru görülmemiş, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
13.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.