Logo

14. Hukuk Dairesi

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı tarafından, 20.05.2009 gününde verilen dilekçe ile mirasın gerçek reddi talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; vazgeçme nedeni ile davanın reddine dair verilen 07.07.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Dava, mirasın gerçek reddi isteğine ilişkindir.

Davacı, murisi ... ’ın 11.05.2009 yılında öldüğünü, mirası kayıtsız şartsız reddettiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, davacının 07.07.2009 tarihli duruşmada davadan vazgeçtiğini beyan ettiğinden davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.

İstek; Türk Medeni Kanununun 605/1 maddesine dayalı mirasın kayıtsız ve şartsız reddine ilişkindir. Miras, üç ay içinde reddolunabilir. Bu süre, yasal mirasçılar için, mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe miras bırakanın ölümünü öğrendikleri, vasiyetname ile atanmış mirasçılar için miras bırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar (TMK m. 606).

Somut olayda, davacı mahkemeye sunduğu 24.12.2015 tarihli dilekçesinde ve davacı vekili temyiz dilekçesinde 07.07.2009 tarihli celseye davacının katılmamış olduğunu, vazgeçme beyanındaki imzanın davacıya ait olmadığından bayanla imza incelemesi yapılması gerektiğini beyan etmişlerdir.

Bu durumda mahkemece, 07.07.2009 tarihli celse tutanağının üzerinde imza inkar edilmiş olduğundan, Adli Tıp Fizik İhtisas Dairesi Başkanlığınca imza incelemesi yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 29.04.2019 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

K A R Ş I O Y

Mirasın gerçek reddin tespitini talep eden vekili, müvekkilinin gerçek ret beyanına ilişkin dilekçeyi mahkemeye sunduktan sonra, başka bir kişinin duruşmaya katılarak talepten vazgeçtiğini öğrendiklerini, müvekkilin duruşmaya katılmadığını, tutanaktaki imzanın müvekkile ati olmadığını savunmuştur.

Mahkemede yapılan işlemlerin kayıt altına alınması gerekir. Mahkeme tarafından tutulan kayıtlar yazılılık ilkesinin görünümüdür. Tutanaklar sözlü yargılama işlemlerinin kayıt altına alınması bakımından önem arzeder. Tutanakların duruşmalarda yapılan işlemlerin ispatı bakımından münhasır delil olma özelliği vardır. Yargılama işlemleri ancak tutanakla ispat olunabilir (HMK m 156).

Hâkim, tahkikat ve yargılama işlemlerinin icrasıyla, iki tarafın ve diğer ilgililerin sözlü açıklamalarını, gerekirse özet olarak zabıt kâtibi aracılığıyla tutanağa kaydettirir.

Resmi senetlerin ispat gücü, bunlara ilişkin ispat hükümleri, mahkemede tutulan tutanaklar için de kural olarak geçerlidir (HMK m. 204, 208 vd; TMK m.7).

Senet ve belgelerdeki yazı veya imza inkar edilirse nasıl bir prosedür izlenileceği kanunda düzenlenmiştir. Resmî bir senetteki yazı veya imzayı inkâr eden tarafın bu iddiası, ancak ilgili evraka resmiyet kazandıran kişi yahut makamı taraf göstererek açacağı ayrı bir davada incelenip karara bağlanabilir (HMK m 208/4 ).

Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda; duruşma tutanağının sahteliği hakkında açılmış bir dava bulunmaması, ilk bakışta anlaşılacağı üzere talep dilekçesindeki imza ile tutanaktaki imzanın birbirine benzemesi nedeniyle talep eden vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun bozma kararına katılamamaktayız.

***