"İçtihat Metni"
Mahkemesi:Asliye Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, davalı vekili tarafından yasal süresi içerisinde temyiz edilmiştir. Davacı yüklenici, davalı ise iş sahibidir.
Davacı yüklenici, taraflar arasında davalı üniversite bünyesinde yer alan tıp fakültesi hastanesinin yapım ve tadilat işleri konusunda üç ayrı sözleşme imzalandığını, sözleşme kapsamında ve sözleşme dışı olarak toplam 10.962.261,40 TL’lik iş yapıldığını, 4.615.757,07 TL alacakları kaldığını, davalı üniversitenin davacının hakedişlerini zamanında ödememesi nedeniyle şirketin finansal anlamda zor duruma düştüğünü, çeklerinin karşılıksız kaldığını, işyerine baskınlar yapıldığını, bu nedenle 16.03.2012 tarihli protokolün imzalanmak zorunda kalındığını, protokol ile bakiye alacağının KDV dahil 1.653.495,40 TL olarak belirlendiğini, protokolün müzayaka halinde kalınması nedeniyle imzalandığını iddia ederek protokolün iptâli ile bakiye 2.962.261,40 TL alacağının ödenmesini talep ve dava etmiştir.Davalı üniversite, davacı yüklenicinin sözleşme konusu edimleri süresi içinde yerine getirmediğini, yapılan işlerde eksik ve ayıpların olduğunu, 16.03.2012 tarihinde imzalanan protokol ile davacı yüklenicinin eksik ve ayıplı yaptığı işleri tamamlaması ile ödenecek bakiye bedelin tayin ve ödeme şeklinin düzenlendiğini, davacı yüklenicinin zor durumda kalmasından yararlanma gibi bir durumlarının söz konusu olmadığını, kendilerinin de cezai şart talep etme haklarından vazgeçtiklerini belirterek davanın reddini savunmuştur.Mahkemece yapılan yargılama sonucu davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.Dava konusu uyuşmazlıkta sözleşmenin aşırı yararlanma (gabin) nedeniyle geçersiz (illetli) olduğunun kabulü için edim ve karşı edim arasındaki oransızlığın, taraflardan birinin, diğerinin şahsında mevcut özel bir durumu bilerek istismar etmesi, sömürmesi sonucu oluşması gerekir. Dar ve zor durumda kalmaları nedeniyle, sözleşme yapmaya, mallarını çok düşük bedel ile devretmeye sürüklenmiş kişileri korumak, zayıfı güçlüye ezdirmemek için hukukumuzda da düzenlemeler yapılmış 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 28. maddesi ile aynen; "Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir." hükmü getirilmiştir.
Gabin (aşırı yararlanma) bir sözleşmede tarafların edimleri arasında açık nispetsizlik bulunması olarak tarif edilebilir. Bir olayda gabinin varlığından söz edebilmek için objektif ve subjektif unsurların gerçekleşmesi gerekmektedir. Objektif unsur; edimler arasında açık bir nispetsizlik olarak tarif edilebilir. Subjektif unsur ise, zarar görenin müzayaka halinde olmasından veya iş hafife almasından yahut da tecrübesizliğinden dolayı gabinin gerçekleşmesi ve karşı tarafın bu durumdan bilerek yararlanmış olması olarak açıklanabilir (Turgut Uyar, Açıklamalı-İçtihatlı Borçlar Kanunu, Sorumluluk ve Tazminat Hukuku, Cilt 1, sayfa 1041 vd.).O halde, aşırı yararlanmadan (gabinden) söz edilebilmesi, objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı oransızlık yanında, bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik (hafiflik) hallerinin bulunması, diğer yanın ise yararlanmak, sömürmek kastını taşıması biçiminde iki sübjektif unsurun dahi gerçekleşmesine bağlıdır. Gabinin varlığı zarar görene (sömürülene), sözleşme tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirerek iptâl davası açıp iddiasını her türlü delille kanıtlama ve verdiğini geri isteme hakkı ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı verir. Hemen belirtmek gerekir ki aşırı yararlanma iddiasında öncelikle edimler arasındaki, aşırı oransızlık üzerinde durulmalı, objektif unsur ispatlandığı takdirde zarar gördüğünü iddia edenin kişiliği, yaşı, sağlık durumu, toplumdaki yeri, ekonomik gücü psikolojik yapısı gibi maddi, manevi yönler yani subjektif unsur derinliğine araştırılıp incelenerek sonuca ulaşılmalıdır. Hukuk Genel Kurulu'nun 22.11.2018 gün ve 2017/13-636 Esas ve 2018/1762 Karar sayılı kararı Dairemizin 20.03.2016 tarih ve 2019/4657 Esas 2016/1981 Karar sayılı ilamı ve yerleşmiş uygulamaları da bu yöndedir. Somut uyuşmazlığımıza gelince, tarafların müzayaka halinde imzalandığı iddia edilen “Protokol” başlıklı belgeyi 16.03.2012 tarihinde düzenledikleri anlaşılmaktadır. Bu protokolün “IV” maddesinde, yüklenici tarafından yapılan tüm imalâtlar ile eksik ve hatalı imalâtların tamamlanması karşılığında idareden bakiye alacağının KDV dahil 1.653.495,40 TL olduğu, bu miktarın 245.482,74 TL’sinin 3 gün içinde, geri kalan bakiyenin ise yüklenici tarafından protokolde belirtilen eksik ve hatalı işlerin tamamlanmasından sonra fatura edilmesi üzerine 1 aylık aralıklarla 6 eşit taksitle ödeneceği, açıklanan edimler yerine getirildiği takdirde tarafların karşılıklı olarak birbirlerini gayri kabili rücü ibra edecekleri düzenlenmiştir. 15.05.2012 tarihli tutanakla, protokolde belirtilen eksik ve kusurlu işlerin davacı yüklenici tarafından tamamlandığı belirtilmiş, davacı tarafından protokol doğrultusunda bakiye ödeme için aylık aralıklarla 6 adet fatura düzenlediği ve fatura bedellerinin davalı üniversite tarafından ödendiği anlaşılmıştır. Davacı yüklenicinin tacir olup attığı imzaların anlam ve sonucunu kavrabilecek durumda olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır. Davalı tarafın fazlaya ilişkin haklarından vazgeçilmesi karşısında derhal ödeme yapılacağına ilişkin yapıldığı iddia edilen teklif, sonuç itibariyle taraf iradelerinin ve sözleşme özgürlüğünün esas olduğu, ticari yaşam kurallarına aykırı düşmemekte olup, şayet davacı taraf teklif edilen alacaktan daha fazla bir alacağı olduğunu iddia ediyorsa anlaşmaya yanaşmayıp yargı yolu ile sorununu çözmesi ve şayet var ise alacağa geç ulaşmaktan kaynaklanan zararını faiz veya koşulları varsa munzam zarar gibi hukuki yollar ile gidermeye çalışması gerekirken alacağını bir an önce almak için anlaşmaya varıp daha sonra bunun geçersizliğini ileri sürmesi TMK 2. maddesine uygun olmadığı gibi, davacı yüklenici zor durumda kaldığını ve davalının sömürme kastıyla hareket ettiğini somut delillerle de ispatlayamamıştır. Mahkeme tarafından her ne kadar davacı tarafça sözleşme dışı işler yapıldığı, bu işlerin protokol kapsamında belirlenmediği, iş tamamlanmadığı için bunların protokole yansıtılmasının mümkün olmadığı, protokolde ödemenin belirlenmiş olmasına rağmen yapılacak işlerin açıkça belirtilmediği, işin devamı sırasında alınan ibranamenin geçersiz olduğu, belirlenen bedel ile yapılan işler bedeli arasında açık orantısızlık bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, incelenen protokolün “I” maddesinde davacı yüklenici tarafından yapılan sözleşme dışı işlerin, “II” maddesinde de eksik ve ayıplı işlerin belirtildiği, belirlenen bakiye ödemenin davacı yüklenicinin bu eksik ve ayıplı işleri tamamlama şartına bağlandığı, eksik ve ayıpların giderildiğine dair 15.05.2012 tarihli tutanağın düzenlendiği ve davalı üniversitenin de bakiye bedeli ödediği, taraflar arasındaki ilişkinin işlerin tasfiye amacına yönelik olarak devam ettiği, davacının protokolden sonra ya da protokol kapsamına girmeyen fazla iş yaptığına dair bir iddiasının da olmadığı anlaşıldığından mahkeme tarafından yapılan hukuki nitelendirme doğru olmamış, belirtilen nedenlerle davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı gerekçeyle hükme varılması yanlış olmuş, kararın bozulması uygun bulunmuştur.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, 2.037,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay'daki duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 23.05.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.