"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki taraf vekillerince istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı-birleşen dosya davalıları vekili Avukat ... ile davalı-birleşen dosya davacıları vekili Avukat ... geldi. Temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra eksiklik nedeniyle mahalline iade edilen dosya ikmâl edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu işin gereği konuşulup düşünüldü:
- K A R A R -
Asıl ve birleşen davalar, eser sözleşmesinin bir türü olan arsa payı devri karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanmış olup, arsa sahipleri ve arsa sahiplerinden tüm bağımsız
bölümleri devralanlar tarafından açılan asıl dava, nama ifaya izin, eksik ve kusurlu işler bedelinin ve gecikme cezasının tahsili, birleşen 2013/613 Esas ve birleşen 2014/411 Esas sayılı dava gecikme cezası ve tazminatı, yüklenici ile yükleniciden devralan şirket tarafından açılan birleşen 2013/88 Esas sayılı dava, ipoteğin kaldırılması (fekki) istemine ilişkindir. Mahkemece asıl ve birleşen 2013/613 Esas sayılı davada, davanın davacılardan ... ve ... yönünden aktif dava ehliyeti yönünden reddine, diğer davacılar yönünden kısmen kabulüne, birleşen 2014/411 Esas sayılı davada, davanın davacılardan ... ve ... yönünden aktif dava ehliyeti yokluğundan, diğer davacılar yönünden esastan reddine, birleşen 2013/88 Esas sayılı davada, davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle asıl ve birleşen 2013/613 Esas ve 2014/411 Esas sayılı dosya davacıları arsa sahipleri ... ve ...'a tarafı oldukları gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca kalan bağımsız bölümlerin, kat irtifakı kurulurken resmi senette malikleri olarak ..., ..., ..., ... ve ...'ın gösterilmiş olmasına, ... ve ...'ın sözleşmeden doğan haklarının temlik ettiklerine ilişkin yazılı temlik name bulunmamakla birlikte kat irtifakı tesisi sırasında inşaat yapılacak parsellerdeki tüm bağımsız bölümlerini birlikte dava açtıkları diğer davacıları devrettiklerinin anlaşılmasına, asıl ve birleşen 2013/613 Esas ve 2014/411 Esas sayılı davaların dava dilekçelerinde de, kurulan kat irtifakında sözleşme uyarınca davacılar ... ve ...'a isabet eden dairelerin diğer davacılar olarak gösterilen çocukları adına tescil edildiğini yazılı olmasına, arsa sahiplerinin, bağımsız bölümleri devrettikleri diğer davacılar yararına (lehine) yüklenici şirket ile düzenlenen 14.07.2008 tarih ve ... yevmiye nolu ipotek akit tablosu ile ipotek tesis edilmesi hususu ve bununlar beraber arsa sahipleri ... ve ...'ın kat irtifakı tesisi sureti ile daireleri sattıkları (devrettikleri) kişilerle birlikte asıl ve birleşen 2013/613 Esas ve 2014/411 Esas sayılı davalara açtıkları dikkate alındığında Dairemizin 30.05.2005 gün ve 2004/4852 Esas, 2005/3251 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, sözleşmenin tarafı olan arsa sahiplerinin diğer davacılara sözleşmeden doğan dava haklarını da temlik ettiklerinin kabul edilmesinin gerekmesi sebebi ile arsa sahipleri ... ve ...'ın taraf sıfatları yokluğu sebebiyle asıl ve birleşen 2013/613 Esas ve 2014/411 Esas sayılı davaların bu davacılar yönünden reddinde isabetsizlik bulunmamasına göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Asıl ve birleşen 2013/613 Esas ve 2014/411 Esas sayılı dosyalar davacısı arsa sahipleri ... ve ... yüklenici davalı ... arasında noterde düzenlenen 28.12.2006 gün ve 37731 yevmiye numaralı "Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi"'nin 10. maddesinde "Müteahit ..., bu sözleşme ile üstlendiği inşaatı yapma ve teslim etme görevini ve sözleşmeden doğan tüm hak ve hukukuki yükümlülüklerini arsa sahiplerinin yazılı izni olmadan 3. kişi ve kuruluşlara devir ve temlik edemez." hükmüne yer verilerek yükleniciye sözleşmeyi devir yasağı konulmuş ise de, aynı maddenin son cümlesinde yüklenici ...'in kendisinin de ortağı olacağı ve inşaat tamamlanana kadar içinde bulunması şartıyla
bir inşaat şirketine bu sözleşmeyi ve sözleşmeden doğan hak ve hukuki yükümlülüklerini kısmen veya tamamen devir ve temlik edebileceği kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin 10. maddesinin son cümlesine dayalı olarak ... 9. Noterliği'nde düzenleme şeklinde yapılan 07.05.2010 tarih ve 14937 yevmiye numaralı sözleşme devri işlemi ile ... 28.12.2016 tarihli Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi'nden doğan hak ve hukuki yükümlülüklerin tamamen ortağı olduğu Sistaş İnş. Taah. Paz. San. ve Tic. A.Ş.'ye devir ve temlik etmiştir.
Bilindiği gibi sözleşmenin devri, sözleşmeyi devralan ile devreden ve sözleşmede kalan taraf arasında yapılan ve devredenin bu sözleşmeden doğan taraf olmas sıfatı ile birlikte bütün hak ve borçlarının devralana geçiren bir anlaşmadır (TBK'nın 205/1. maddesi). Sözleşmeyi devralan ilen devreden arasında yapılan ve sözleşmede kalan diğer tarafça önceden verilen izne dayanan veya sonradan onaylanan anlaşma da sözleşmenin devri hükümlerine tabidir (TBK'nın 205/2. maddesi). Sözleşmenin devrinde taraflardan biri aynı kalmakta, diğer taraf ise tümüyle sözleşmeden çıkmakta, sözleşmeden doğan hak ve borçlar da tümüyle devralana geçmekte, muaccel hale gelen ve ifa edilmemiş edimleri de kapsayan bütünsel bir değişim meydana gelmektedir. Bu değişim hem geçmişe hemde geleceğe etkili olan külli bir değişimdir. Diğer bir ifadeyle, sözleşmenin devri halinde devralan asıl sözleşmenin tarafı konumuna geçer ve asıl sözleşmenin tüm hükümleri kendisini bağlayıcı hale gelir. Sözleşmenin devrinin geçerliliği devredilen sözleşmenin şekline bağlıdır (TBK'nın 205/3. maddesi). Somut olayda, yüklenici şirkete asıl sözleşmenin yapıldığı şekilde uygun olarak resmi senet ile sözleşmenin devrinin yapılması ve devreden (...) ve devralan (Sistaş İnş. Taah. Paz. San. ve Tic. A.Ş.) arasında sözleşmede kalanın (Arsa sahipleri ... ve ...) önceden verdiği izne dayalı olarak devrin gerçekleşmiş olması sebebiyle yapılan devir sözleşmesi geçerli olup, davalı ...'in sözleşme ve ek sözleşme uyarınca sorumluluğu kalmadığından asıl ve birleşen 2013/613 Esas ve 2014/411 Esas sayılı davalarda aleyhine açılan davaların taraf sıfatı (pasif husumet yokluğundan) reddi gerekirken bu davalının da sorumlu tutulması doğru olmamıştır.
3-Asıl davada davacı arsa sahipleri ile arsa sahiplerinden sözleşmedeki hak ve yükümlülükleri devralan ve taraf sırafı olduğu kabul edilen diğer davacılar tarafından verilen 18.12.2014 tarihli ıslah dilekçesinden, 27.11.2014 tarihli ek bilirkişi raporunda hesaplanan 127.300,00 TL tutarındaki eksik işlemin 14.500,00 TL'lik kısmının rapor yazıldıktan sonra yüklenici tarafından tamamlandığı belirtilerek (127.300,00 TL-14.500,00 TL=112.800,00 TL) eksik iş bedeli alacağı bulunduğu belirtilmiş ve asıl davada ıslahla talep bu miktara yükseltilmiştir. Mahkemece bu husus gözden kaçırılarak asıl davada talep aşılmak sureti ile 127.300,00 TL eksik ve kusurlu işlerin giderim bedeline hükmedilmesi hatalı olmuştur.
4-Arsa sahipleri ... ve ... ile yüklenici ... arasında 28.12.2006 tarihde düzenlenen "Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi"'ne konu 19 ada 14 parsel, 22 ada 12 parsel ve 23 ada 1 parsel sayılı taşınmazlar üzerine yapılacak binalardan arsa sahiplerine bırakılacak bağımsız bölümlerin teslim tarihi sözleşmenin 13. maddesinde 01.01.2007 tarihinden itibaren 36 ay olarak kararlaştırılmış, taraflar arasında düzelenen 12.05.2007 tarihli adi yazıda ek sözleşmede ise anılan 3 adet parsel yönünden bağımsız bölümlerin teslim tarihinin 30.06.2010 tarihine uzatıldığı belirtilmiştir. Mahkemece asıl davada, 22 ada 12 parsel
yönünden davacı arsa sahiplerinin kamuya terk işlemlerini 13.04.2010 tarihinde yaptıkları, bu durumda bağımsmız bölümlerin teslim tarihinin inşaat süresi dikkate alındığında 13.04.2013 olacağı, bu durumda da davacıların asıl davanın açıldığı tarih itibariyle bu parsel yönünden gecikme tazminatı isteyemeyeceği gerekçesiyle 22 ada 12 parseldeki bağımsız bölümler yönünden davacıların gecikme tazminatı istemi reddedilmiştir. Oysa 12.05.2007 tarihli ek sözleşmede diğer parsellerle birlikte 22 ada 12 parselde yapılan binadan arsa sahiplerine kalacak bağımsız bölümler yönünden de teslim tarihi 30.06.2010 olarak belirlenmiş olup, arsa sahiplerince yükleniciye inşaatla ilgili işlemleri yapmak üzere 12.12.2005 tarihinde vekâletname verilmiş olması ve bir kısım arsa paylarının yükleniciye devredilmiş olması dikkate alındığında bu parselde kamuya devredilecek payın devir işlemlerini yüklenicinin yapması gerektiği açıktır. O halde, kamuya devir işlemlerinin geç yapılması yüklenici kusurundan kaynaklanmış olup, yapı ruhsatının geç alınmasında arsa sahipleri ve diğer davacılara kusur yüklenemeyeceğinden 22 ada 12 parselde arsa sahiplerine bırakılıp, arsa sahiplerince diğer davacılara verilen mağımsız bölümlerle ilgili asıl davada 30.06.2010 tarihinden asıl dava tarihine kadar gecikme cezası, birleşen 2013/613 Esas sayılı davada asıl davanın açıldığı 09.12.2011 tarihinden, birleşen 2013/613 Esas sayılı davanın açıldığı 24.10.2013 tarihine kadar gecikme tazminatına hükmedilmesi gerekirken, arsa sahiplerinin verdiği vekâletname ile kamuya terk yükümlülüğünü üzerine aldığı ve bu parselde bir ................ arsa payı da kendisine devredilmiş olması sebebiyle, yüklenicinin de kamuya terk yükümlülüğü bulunduğu gözden kaçırılarak 22 ada 12 parseldeki bağımsız bölümlerle ilgili gecikme cezası ve tazminatı konusunda yazılı şekilde hüküm tesisi yanlış olmuştur.
5-Mahkemece birleşen 2014/411 Esas sayılı dava, arsa sahiplerinden sözleşmeden doğan hakları devralan diğer davacılar yönünden, "asıl davada arsa sahiplerinden sözleşmeden doğan hakları devralan davacılar lehine eksik ve kusurlu işlerin giderim bedeline hükmedilmesi sebebiyle, bu davacıların eksik ve kusurlu işleri yüklenici namına ifayı üstlendiklerinin kabulü gerektiği ve bu durumda da ifa süresi ile sınırlı olarak gecikme tazminatı istenebileceği" gerekçesiyle reddedilmiştir. Gerçekten, nama ifa kararı verildiğinde Dairemizin kararlılık kazanmış uygulamalarına göre temerrüt nedeniyle oluşan gecikme tazminatının, hükmün kesinleşmesinden sonra bilirkişi kurulunca belirlenen eksik ve kusurlu işlerin giderilmesmi için gereken makul sürenin sonuna kadar talep edilmemsi mümkündür. Ne var ki, bu sürenin işleyebilmesi için hükmedilen eksik ve kusurlu işlerin giderim bedelinin arsa sahiplerine ya da somut olayda olduğu gibi arsa sahibinden bağımsız bölümleri devralan maliklere ödenmiş olması gerekir. Oysa asıl davada eksik ve kusurlu işlerin giderim bedeli ile ilgili hüküm kesinleşmediği gibi eksik ve kusurlu işler bedeli tahsil de edilmediğinden giderim için geçmesi gereken makul süre başlamamıştır. Bu nedenle birleşen 2014/411 Esas sayılı dosya ile ilgili olarak önceki (birleşen 2013/613 Esas) davanın açıldığı 24.10.2013 tarihinden bu davanın açıldığı 14.10.2014 tarihine kadar arsa sahiplerine ait olup devredilen bağımsız bölümlerle ilgili gecikme tazminatı istenebileceğinden, bunların bedelinin hesaplanıp hüküm altına alınması gerekirken, yanlış değerlendirme sonucu bu davanın reddi de usul ve yasaya aykırı olmuştur.
6-Yükleniciler tarafından açılıp birleşen ipoteğin fekki istemine ilişkin 2013/88 Esas sayılı dava ile ilgili olarak, 28.12.2006 tarihli "Düzenleme şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi" nin 7/A.3 maddesinde "arsa sahibi sözleşme tarihinden
itibaren 3 gün içinde müteahhidin %66 oranında arsa tapusunu kat karşılığı sözleşmesi çerçevesi dalinide yapacağı inşaat karşılığı olarak müteahhide devredeceği arsa sahibi tarafından müteahhide devredilen %66 oranındaki arsa tapusu üzerine aynı anda arsa sahipleri tarafından birinci dereceden teminat ipoteği konacağı" kararlaştırılmış, aynı maddenin 7/3.1 ve 7/3.5 bentlerinde de ipoteğin çözüleceği aşamalar ve oranları gösterilmiştir. Sözleşmede yükleniciye devredilecek arsa paylarına arsa sahipleri lehine ipotek tesis edilip inşaatın aşamasına göre konulan ipoteklerin oransal olarak kaldırılacağı kararlaştırılmış olmakla birlikte 28.12.2006 tarihli sözleşmede belirtilen şekilde ipotek tesisi ve resmi senet düzenlenmemiştir. 14.07.2008 tarihli ve 18769 yevmiye numaralı ipotek akit tablosuna göre arsa sahiplerinin paylarını devrettikleri asıl ve birleşen 2013/613 Esas ve 2014/411 Esas sayılı dosyaların diğer davacılarının hisselerine tekabül edecek bağımsız bölümlerin tam ve noksansız olarak teslimi ve binaların hiç veya süresi içinde tamamlanmaması veya eksik yapılması halinde doğacak zarar ve ziyanın teminatı olarak bu davacılar lehine ipotek tesis edilmiştir. Söz konusu bağımsız bölümler eksiksiz ve ayıpsız olarak tamamlanmamış ve süresi içinde teslim edilmemiş olup, sözleşme uyarınca yapı kullanma izin belgesinin de yüklenici tarafından alınması kabul edilmiş olmasına rağmen, alınmamış olması sebebiyle teminat vasfı halen devam ettiğinden ipoteğin fekki koşulları gerçekleşmemiştir. Ancak, arsa sahipleri ve devralan bağımsız bölüm malikleri birleşen 2013/88 Esas sayılı davaya verdikleri 10.05.2013 tarihli cevap dilekçelerinde sözleşmenin 7. maddesine de yer vererek aşamalı devir ile ilgili (davalının çözülmesini talep edebileceği ipotek oranları ile ilgili) bir kısım beyanlarda bulunduklarından söz konusu beyanların davanın kısmen kabulü olup olmadığı değerlendirilip nitelendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirkten, resmi senet içeriği ve ipoteğin güvence olarak verilme nedeni gözden kaçırılarak davanın kabulü usul ve yasaya uygun olmamıştır.
Hal böyle olunca, mahkemece yapılacak iş, asıl ve birleşen 2013/613 Esas ve 2014/411 Esas sayılı davalarda davalı ... aleyhine açılan davaların taraf sıfatı (pasif husumet yokluğundan) reddine karar verilmesinden, asıl davada dava ve ıslah dilekçesi dikkate alınarak taleple bağlı kalarak hüküm kurulmasından, asıl davada 22 ada 12 parselde yer alan ve arsa sahiplerine ait olup diğer davacılara devredilen bağımsız bölümler yönünden de gecikme cezası hesaplanması ve yine birleşen 2013/613 Esas ve 2014/411 Esas sayılı davalarda 22 ada 12 parsel de dahil olmak üzere sözleşme konusu parsellerden sözleşme uyarınca arsa sahiplerine ait olup diğer davacılara devredilen bağımsız bölümler yönünden gecikme cezası ve tazminatı istenen süreler de dikkate alınarak hesaplama yapılması için hükme esas raporu veren bilirkişi kurulundan ek rapor alınmasından, birleşen 2013/88 Esas sayılı davada az yukarda açıklandığı üzere değerlendirme yapılarak sonucuna göre asıl ve birleşen davaların hükme bağlamaktan ibarettir.
Eksik inceleme ve hatalı değerlendirme sonucu verilen kararın bu nedenlerle bozulması uygun bulunmuştur.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle tarafların diğer temyiz itirazlarının reddine, hükmün 2. ve 3. bentler uyarınca asıl ve birleşen 2013/613 Esas ve 2014/411 Esas sayılı dosyalarda davalı, birleşen 2013/88 Esas sayılı dosyada davacı olan yükleniciler yararına 3, 4, 5 ve 6. bentler uyarınca asıl dosyada ve birleşen 2013/613 esas ve 2014/411 Esas sayılı dosyada davacı ve birleşen 2013/88 Esas sayılı dosyada davalı olan Sultan Ahmet
..., ..., ..., ... ve ... yararına BOZULMASINA, 1.630,00 TL duruşma vekâlet ücretinin asıl ve birleşen 2013/613 Esas ve 2014/411 Esas sayılı dosya davacılarından alınarak Yargıtay'daki duruşmada vekille temsil olunan asıl ve birleşen 2013/613 Esas ve 2014/411 Esas sayılı dosyalar davalısı ve birleşen 2013/88 Esas sayılı dosya davacısı ...'e verilmesine, 5766 sayılı Kanun'un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 529,80 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden davacı-birleşen dosya davalılarından, 287,00 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden davalı-birleşen dosya davacılarından alınmasına, ödedikleri temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz eden taraflara iadesine,
karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 28.03.2019 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
- K A R ŞI O Y -
Asıl ve birleşen davalar, eser sözleşmesinin bir türü olan arsa payı devri karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanmış olup, arsa sahipleri ve arsa sahiplerinden tüm bağımsız bölümleri devralanlar tarafından açılan asıl dava, nama ifaya izin, eksik ve kusurlu işler bedelinin ve gecikme cezasının tahsili, birleşen 2013/613 Esas ve birleşen 2014/411 Esas sayılı dava gecikme cezası ve tazminatı, yüklenici ile yükleniciden devralan şirket tarafından açılan birleşen 2013/88 Esas sayılı dava, ipoteğin kaldırılması (fekki) istemine ilişkindir. Mahkemece asıl ve birleşen 2013/613 Esas sayılı davada, davanın davacılardan ... ve ... yönünden aktif dava ehliyeti yönünden reddine, diğer davacılar yönünden kısmen kabulüne, birleşen 2014/411 Esas sayılı davada, davanın davacılardan ... ve ... yönünden aktif dava ehliyeti yokluğundan, diğer davacılar yönünden esastan reddine, birleşen 2013/88 Esas sayılı davada, davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Arsa sahipleri ... ve ... ile yüklenici ... arasında 13.02.2005 tarihli Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi ve devamında ek sözleşmeler yapılmış olup, davacı tarafta bulunan ..., ...., ..., .... ve ... sözleşmenin tarafı olmayıp kat irtifakı kurulması sırasında tapu kayıtlarının üzerlerine çıkarıldığı arsa sahipleri olan ... ve...'in çocuklarıdır.
Öncelikle davacıların husumet durumunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere hak genel itibariyle, şahıslara eşya üzerinde hukuk tarafından tanınmış yetki olarak kabul edilmektedir. Hak, kendi içerisinde ikiye ayrılmakta olup mutlak haklar ait oldukları şeyler üzerinde mevcut olup yine bu ilişkiden kaynaklanan ve bu sebeple sahip olunan
yetkilerdir. Şahsi haklar ise, bir borç ilişkisi dolayısıyla ortaya çıkan ve borç ilişkisinin taraflarına bir şeyin yapılması, verilmesi, yapılmaktan kaçınılması gibi bir edim isteme yetkisini doğurur. Tanımlar da dikkate alınarak hakların niteliğini değerlendirdiğimizde; mutlak haklar herkese karşı ileri sürülebildiği halde şahsi haklar sadece borç ilişkisinin taraflarına karşı ileri sürülebilir. Örneğin; taşınmaz üzerindeki hak ayni hak niteliğinde bir mutlak haktan ve taşınmazın devri ile birlikte bu hak da yeni malike geçmekte olup taşınmaza malik olan kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma gibi haklarını ileri sürebilecektir. Sözleşmeden kaynaklanan nispi haklarda ise ancak taraflarca ileri sürülmesi mümkün olup kanunen tanımlanan istisna dışında bu hakkın tarafları dışında ileri sürülmesi mümkün değildir. Şahsi hakkın devri de yine Türk Borçlar Kanunu'nun 183 ve devamı maddeleri gereğince temlikle söz konusudur. Alacağın temliki ile, alacaklı ile onu devralan üçüncü şahıs arasında borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın bir sözleşme ilişkisi kurulmakta ve yasanın tanıdığı bu istisna ile şahsi hakkın üçüncü bir kişi tarafından ilk sözleşmenin tarafına karşı ileri sürülme hakkı doğmaktadır. Yine TBK'nın 163. maddesi gereğince, bu sözleşmenin de yazılı olarak yapılması geçerlilik koşuludur. Alacağın temliki dışında, şahsi hakkın sözleşmenin tarafları dışında birine karşı ileri sürülmesi mümkün değildir.
Bu genel açıklamalar nezdinde, dava konusu olaydaki davacıların husumet durumunu değerlendirdiğimizde; davacılar ... ve ... sözleşmenin tarafı olup davalı ... ile aralarında kat karşılığı inşaat sözleşmesi akdetmişlerdir. Aralarında düzenlenen kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince sözleşmeye dayalı şahsi hak doğmaktadır. Bu hakkın sözleşmeye dayalı olarak ileri sürülmesi ancak sözleşmenin tarafları olan ... ve ... tarafından mümkündür. Diğer davacılar ...., ...., ...., ... ve ...'nin sözleşmenin tarafı olmamaları nedeniyle sözleşmeden kaynaklanan haklara ilişkin olarak davalı ...'a bir dava yöneltmeleri mümkün değildir. Her ne kadar bu şahıslar, sözleşmenin ifası sırasında kat ittifakının kurulması ve kat mülkiyetine geçilmesi nedeniyle tapu maliki olmuş iseler de; tapu maliki olmaları, sözleşmeden kaynaklanan hakları da kullanacakları sonucunu doğurmaz. Yukarıda belirtildiği gibi taşınmaz maliki olmak bu şahıslara ayni bir hak kazandırır ve bu ayni haklarına dayalı olarak talepte bulunmaları söz konusudur. Ancak sözleşme ilişkisi olmadığından, dava konusu edilen 13.02.2005 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesi ve sonraki tarihlerde yapılan ek sözleşmelere dayalı olarak sözleşmenin diğer tarafına karşı bir hak ileri sürmeleri ve bunu da dava olarak sözleşmenin diğer tarafına yöneltmeleri mümkün değildir.
Tüm bu hususlar dikkate alındığında; diğer hususlarda aynı görüşte olmakla birlikte, açılan asıl dava ile birleşen ... ... 30. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/613, ... ... 17. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/411 Esas sayılı dosyalarda davacılar ..., ...., ..., ... ve ... tarafından açılan davaların aktif husumet nedeniyle reddine karar verilmesi, yine bu asıl ve birleşen dosyadaki ... ve ... yönünden ise sözleşmenin tarafı olmaları nedeniyle husumetli bulunduğu görülerek esas yönünden değerlendirme yapılması gerekirken aksi yönde değerlendirmeyi yapan ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerektiği yönünden sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.