Logo

15. Hukuk Dairesi

"İçtihat Metni"

Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı bozmaya uyularak verilen hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

- K A R A R -

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedelini tahsili istemine ilişkin olup Dairemizin bozması üzerine yapılan yargılama neticesinde mahkemece davanın kısmen kabulüne dair kurulan hükme karşı, davacı vekili yasal süresi içerisinde temyiz isteminde bulunmuştur.

1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma ilamı gereğince inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin yerinde bulunmayan ve aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Davacı vekili, davalı iş sahibi kooperatif ile yapılan ön sözleşme gereği 5 adet sondaj kuyusunun açılarak faaliyete geçirildiğini, ancak davalının ön sözleşmede öngörülen devir sözleşmesini imzalamaya yanaşmadığı gibi iş bedelini de ödemediğini beyanla 1.303.100,00 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiş, davalı vekili ise ön sözleşmede yazan iş bedelinin 819.968,26 TL olduğunu, davalının talep ettiği bedelin fahiş olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece bozma öncesi ilk kararda 444.685,20 TL üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davacı vekili tarafından karar temyiz olunmuştur. Dairemizin 21.02.2017 tarih, 2016/471 Esas, 2017/701 Karar sayılı bozma ilamı ile bilirkişi kurulundan ek rapor alınarak sözleşme konusu işin, haklı gecikmeler hariç tamamlanmış olarak davalıya teslimi gereken uygun teslim süresinin belirlenmesi; iş-eser, uygun teslim süresinden önce davalıya teslim edilmiş ise teslim tarihi; aksi halde teslimi gereken tarihe göre ve mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 366. maddesindeki yasal yöntemle davacının hak ettiği iş bedelinin, ön sözleşmedeki miktardan az olmamak üzere saptanması ve davacının tahsil talebine yönelik olarak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerektiğinden bahisle karar bozulmuştur. Bozma ilamına uyan ilk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde dava 438.082,41 TL üzerinden kısmen kabul edilmiştir. Karara karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

1086 sayılı HUMK'nın yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarih, 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK'da da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtay'ın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır. Çünkü, mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü müktesep hak doğmuştur.

Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.02.1998 tarih, 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı ilamında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmaktadır.

Somut olayın incelenmesine gelince; mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılamada alınan bilirkişi raporunda kuyuların teslim edilmesi gereken tarih olan 2009 ve 2010 yıllları itibariyle mahalli serbest piyasa rayici ile bedelleri belirlenmiş ve bu bedellere de KDV ilave edilerek 434.082,41 TL olarak iş bedeli bulunmuş ve bu rapor esas alınarak hüküm kurulmuştur. Oysa bozma ilamında açıklandığı üzere ön sözleşmedeki miktar olan 819.968,29 TL'den az olmamak üzere hüküm kurulması gerektiği gibi kabule göre de önceki kararda 444.685,20 TL üzerinden karar verildiği ve bu kararın da davalı tarafından temyiz edilmemiş olmasına rağmen usuli müktesep hak kuralı ihlal edilerek daha az tutar üzerinden hüküm kurulması hatalı olmuştur. Ayrıca mahalli serbest piyasa rayiçlerine KDV ilave edilmesi de hatalı ise de kararı temyiz edenin sıfatı itibariyle bu husus bozma sebebi yapılmamıştır. Bu durumda mahkemece yapılacak iş ön sözleşmedeki tutar olan 819.958,29 TL üzerinden davanın kabulü ile dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikten davalıdan tahsiline karar vermekten ibaret olmalıdır. Anılan gerekçelerle hükmün bozulması uygun bulunmuştur.

SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 29.04.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

***