Logo

15. Hukuk Dairesi

"İçtihat Metni"

Davacı ... ile davalı ... İnş. Emlak ve Dek. Ltd. Şti. arasındaki davadan dolayı ...12. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 28.01.2016 gün ve 2014/528-2016/27 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

- K A R A R -

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili talebiyle yürütülen icra takibine itirazın iptâli talebinden ibarettir. Davacı yüklenici, davalı ise iş sahibidir.Davacı yüklenici vekili, davalı-borçlu şirketin, müvekkili şirketten takip konusu faturalarda belirtilen mal ve hizmetleri aldığını, ancak malların bedelinden doğan borcunu taahhüt ettiği tarihte müvekkili şirkete ödemediğini, bunun üzerine müvekkil şirketin alacağın tahsili için davalı-borçlu şirket hakkında alacağın dayanağı olan faturalara dayalı olarak ... 6. İcra Müdürlüğü'nün 2012/15530 dosyasından icra takibi başlattığını, bu takibe dayalı olarak borçlu şirkete gönderilen "ilamsız takiplere mahsus ödeme emrinin" davalı-borçlu şirkete 10.12.2012 tarihinde tebliğ edildiğini, davalı-borçlu şirketin borca itiraz ettiğini, hakkındaki takibin durdurulmasına karar verildiğini, davalı-borçlu şirketin borca itirazında haksız ve kötüniyetli olduğundan yasal bir yıllık süresi içinde işbu davanın açıldığını, borçlu şirketin haksız ve kötüniyetli itirazının iptâline, haksız ve kötüniyetli olarak itiraz eden davalı-borçlu şirketin % 20 icra inkâr tazminatına hükmedilmesini dava ve talep etmiştir.Davalı iş sahibi vekili; müvekkili firma ile davacı arasında ... Üniversitesi ... Kampüsü ... Engelli Asansörüne ait mal ve hizmet satın alımı konusunda herhangi bir yazılı anlaşma olmaksızın alışveriş gerçekleşmiş olduğunu, davacının faturalara çelik konstrüksiyon başlığı altında yansıttığı işbu mal ve hizmet karşılığı müvekkili firmaca yevmiye defteri 24 ve 27 sayfa no örneğinden takip edileceği üzere 11.07.2012 tarihinde 8.260,00 TL ve 03.08.2012 tarihinde 8.260,00 TL olarak ifa edildiğini, müvekkili firma çalışanı olduğu belirtilen ... tarafından teslim alındığı öne sürülen faturaların iadeli taahhütlü gönderi olarak iade edildiğini, müvekkilinin böylece faturayı kabul etmediğini, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddini davacı aleyhine %20'den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini savunmuştur.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiş verilen karar süresi içerisinde davalı vekilince ve katılma yolu ile davacı vekilince temyiz edilmiştir. Bu noktada katılma yolu ile temyiz konusu ve ilkeleri açıklanmalıdır. Zaman bakımından uygulanması gereken mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 433/2. maddesi uyarınca, temyiz dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, temyiz kanun yoluna başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile vereceği cevap dilekçesi ile temyiz kanun yoluna başvurabilir. Bu şekilde temyiz kanun yoluna başvurulma şekline “Katılma Yoluyla Temyiz Başvurusu” adı verilir.Katılma yoluyla temyiz başvurusunda bulunan tarafın, temyiz başvuru süresini geçirmiş olması ya da kendisi aleyhine verilen kararın kesin nitelikte bulunması önemli değildir. Burada asıl temyiz yoluna başvuran tarafın süresi içerisinde temyiz yoluna başvurması, katılma yoluyla temyiz kanun yoluna başvuran tarafın cevap süresi içerisinde bu hakkını kullanması yeterlidir.Katılma yoluyla temyiz kanun yolu başvurusunda bulunulabilmesi için asıl temyiz kanun yoluna başvuran taraf yönünden kararın kesin olmaması gerekir. Asıl temyiz kanun yoluna başvuran taraf yönünden kesin nitelikte bulunan bir karara karşı, katılma yoluyla temyiz başvurusu söz konusu değildir. Bununla birlikte, asıl temyiz yoluna başvuran taraf açısından kesin nitelikte olan karara karşı aleyhinde verilen karar kesin nitelikte bulunmayan tarafça da katılma yoluyla olmaksızın asıl temyiz yoluna başvurulmuşsa, artık hakkında verilen karar kesin olan tarafın yapmış olduğu temyiz başvurusunun kesinlik nedeniyle reddi mümkün olmayıp, her iki tarafın temyiz başvurusunun incelenmesi gerekir.Katılma yoluyla temyiz başvurusunun değerlendirilebilmesi için, asıl temyiz dilekçesini veren tarafın süresi içerisinde temyiz başvuru dilekçesi vermesi gerekir. Her iki tarafın da temyiz başvuru süresini geçirmiş olması halinde, bir tarafın asıl diğer tarafın katılma yoluyla temyiz başvurusunda bulunması mümkün değildir. Zira katılma yoluyla temyiz başvurusunun incelenebilmesi için asıl temyiz başvuru dilekçesinin geçerli bir temyiz başvuru dilekçesi olması gerekir. Ancak katılma yoluyla temyiz dilekçesinin asıl temyiz dilekçesini verme süresi içerisinde verilmesi halinde, katılma yoluyla değil, asıl temyiz söz konusu olacağından, süreyi geçiren tarafın temyiz başvurusunun da katılma yoluyla temyiz başvurusu olarak değerlendirilmesi suretiyle incelenmesi gerekir.

Katılma yoluyla temyiz başvurusunun incelenebilmesi için başvurunun, asıl temyiz dilekçesinin karşı tarafa tebliğinden itibaren 15 günlük yasal süresi içerisinde yapılması gereklidir. Temyiz yoluna başvuran tarafın bu talebinden feragat etmesi veya talebinin Yargıtayca esasa girilmeden reddedilmesi halinde, katılma yoluyla temyiz kanun yoluna başvuranın talebi de reddedilecektir.

Asıl temyiz başvurusunda bulunan taraf, temyiz başvurusu sonuçlanana kadar, bu başvurusundan feragat edebilir. Diğer taraftan, Yargıtay tarafından da, asıl temyiz başvurusunun süre veya miktardan reddine karar verilmesi mümkün olduğu gibi eksik harç ve giderlerin tamamlanmaması, başvuru dilekçesindeki eksikliklerin giderilmemesi gibi durumlarda da asıl temyiz başvurusunun reddine ya da yapılmamış sayılmasına karar verilebilir. Bu iki halde de, katılma yoluyla temyiz başvurusunda bulunan tarafın temyiz başvurusunun reddine karar verilecektir. Daha açık bir anlatımla; katılma yolu ile temyiz talebinin incelenebilmesi asıl temyiz talebinin usulî bir nedenle reddedilmemesi koşuluna bağlıdır. Asıl başvuru usulî bir sebeple reddedilirse katılma yolu ile temyiz talebi de reddedilecektir. Katılma yolu ile temyiz talebinin mukadderatı asıl temyiz talebinin incelenmesine bağlıdır.Tüm bu açıklamalar doğrultusunda somut olaya gelince; mahkemece verilen kısmen kabul ve kısmen red kararı davacı vekiline 01.06.2016 tarihinde, davalı vekiline ise; 31.05.2016 tarihinde tebliğ edilmiş olup, davalı vekili yasal süresi içerisinde temyiz yoluna başvurmuş ve fakat davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmamıştır. Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin 11.07.2016 tarihinde davacı vekiline tebliğ edilmesi üzerine davacı vekili 20.07.2016 tarihli dilekçesi ile katılma yolu ile temyiz talebinde bulunmuştur. Bu durumda davalının temyizi asıl temyiz, davacının temyizi ise katılma yolu ile temyiz hükmündedir.

1-Davalının temyiz talebinin incelenmesinde;14.07.2004 gün ve 5219 sayılı Yasa'nın 2-A maddesinin c fıkrası ile HUMK’nın 427. maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 01.01.2016 tarihinden itibaren 2.190,00 TL’ye çıkarılmıştır. ... 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin kararı 28.01.2016 tarihlidir. Davada 15.045,00 TL’nin tahsili talep edilmiş, 86,56 TL’ye hükmedilmiş olduğundan karar kesin niteliktedir. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay'ca da temyiz isteminin reddine karar verilebilir. Bu nedenle temyiz isteminin REDDİNE,

2-Davacının temyiz talebinin incelenmesinde; Davalı vekilinin temyiz talebinin usuli bir nedenle incelenmesi mümkün bulunmadığından davacının talebi de katılma yolu ile temyiz niteliğinde bulunduğundan yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz talebinin REDDİNE, ödediği temyiz peşin ve Yargıtay başvurma harçlarının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, ödediği temyiz peşin ve Yargıtay başvurma harçlarının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 07.10.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

***