Logo

15. Hukuk Dairesi

"İçtihat Metni"

Davacı... ile davalı ... arasındaki davadan dolayı . Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 11.05.2016 gün ve 2014/484 Esas sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

- K A R A R -

Dava; teminat mektubu nedeniyle ödenen komisyon ve faiz giderlerinin, ayıplı imalât nedeniyle uğranılan zararın, fiyat farkı alacağının tahsili istemleriyle açılmış, davalı davaya cevabında zamanaşımı def’inde bulunmuş, mahkemece; teslim tarihi ile dava tarihi arasında 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairemizin 2012/1054 Esas, 2012/4972 Karar ve 02.07.2012 tarihli kararı ile özetle “ayıplı imalâtın davacı iş sahibine 10.06.1997 tarihinde teslim edildiği, eldeki davanın ise Borçlar Kanunu’nun 125. maddesinde sözü edilen 10 yıllık zamanaşımı süresi henüz dolmadan 05.01.2005 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır. Bu durum karşısında, mahkemece; işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken zamanaşımı nedeniyle davanın reddi yolunda hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuş, mahkemece 10.09.2013 tarihli ara kararı ile bozmaya uyularak yargılamaya devam edilmiştir.

11.05.2012 tarihli celsede mahkemece “1-İşbu davanın faaliyeti dondurulan Asliye Ticaret Mahkemesinden mahkememize aktarıldığı, adı geçen mahkemenin 15.11.2011 tarih 2011/3 Esas 2011/41 Karar sayılı kararının gerekçesinde ve hüküm fıkrasında sadece ana davadan söz edildiği, 14/09/2007 tarihinde 14.445,00 TL harç alınmak suretiyle harçlandırılmış ıslah dilekçesinden hiç söz edilmediği, ancak hüküm fıkrasında harç ve vekâlet ücretinin hesabında işbu ıslah dilekçesinin nazara alındığı, hüküm fıkrasında sadece davacının davasının reddine denilmek suretiyle davanın reddine karar verildiği, davanın reddine ilişkin kararı davacı vekilinin temyiz etmesi üzerine Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 02.07.2012 tarih 2012/1054 Esas 2012/4972 Karar sayılı ilâmı ile davanın reddine ilişkin mahkeme kararındaki zaman aşımı süresinin 5 yıl olmayıp 10 yıl olduğundan ve bu nedenle davanın süresinde olduğunun kabulü ile işin esasının incelenmesi gerektiğinden bahisle bozulduğu, davalı vekilinin karar düzeltme isteği üzerine de yine Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 10/04/2013 tarih 2012/6590 Esas 2013/2491 Karar sayılı ilâmı ile reddine karar verildiği, her iki Yargıtay ilâmında davacı vekilinin ıslaha ilişkin talebi hakkında olumlu veya olumsuz bir görüş ve değerlendirme ile bozmanın olmadığı, bu hali ile bozma ilâmının tavzihe ihtiyacının olduğu gerekçesi ile başkanlık görüşünün alınması için Dairemize gönderilmiştir.

Hükmün tavzihini düzenleyen HMK'nın 305. maddesinde hükmün yeterince açık olmaması veya icrasında tereddüt uyandırması, yahut birbirine aykırı fıkralar içermesi halinde, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her birinin hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebileceği, hüküm fıkrasında taraflara tanınan

haklar ve yüklenen borçların tavzih yoluyla sınırlandırılamayacağı, genişletilemeyeceği ve değiştirilemeyeceği, hükmün tashihini düzenleyen HMK'nın 304. maddesinde ise hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri hataların mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebileceği bildirilmiştir (Prof.Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Altıncı Baskı, 2001, cilt 5, sayfa 5270 vd.).

Hükmün icrasına kadar ve ancak onu vermiş olan mahkemeye yapılabilen tavzih talebi (HMK. m.306) sonrası mahkeme hükmü yalnız tavzih edebilir. Tavzih talebinin kabul ve reddine ilişkin kararlar kanun yoluna götürülebilir; bu şekilde, sadece tavzih kararı hakkında yapılacak kanun yolu incelemesi sonucu, tavzih bahanesi ile hükmün değiştirilip değiştirilmediği üst derece mahkemesince denetlenmiş olur (Kuru, Arslan, Yılmaz, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 22.Bası, Ankara, 2011,s.723-728).

Tavzih, kural olarak sadece hüküm fıkrası hakkında olur. Hükmün gerekçesinin açıklanması için, tavzih yoluna başvurulamaz. Ancak, hüküm fıkrası ile gerekçe arasında bir çelişki varsa, bu çelişkinin giderilmesi için tavzih yoluna başvurulabilir (YHGK'nın 14.06.1967 gün ve 1967/9-462 E. 300 K. sayılı ilamı). Bunun gibi Yargıtay kararları hakkında da tavzih yoluna başvurulabilir.

Tavzih kararı ile hükmün değiştirildiğini iddia eden temyiz yoluna başvurabilirse de, Yargıtay Dairesi'nin kendi kararlarının tavzihi ile ilgili verdiği kararlara karşı Hukuk Genel Kurulu'na temyiz yoluna başvurulamaz (YHGK'nın 15.03.1969 gün ve 1969/2-466 E. 178 K. sayılı ilâmı) (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü V. cilt s. 5277). Yargıtay kararlarındaki maddi hatanın düzeltilmesinin yerel mahkeme tarafından istenilmesine yasal bir engel bulunmamakta ise de "hükmün tavzihi"ni talep etme yetkisi münhasıran davanın taraflarına aittir. Somut olayda, Daire kararında ise herhangi bir maddi hata bulunmamaktadır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Daire kararında maddi hata bulunmadığının anlaşılmış olmasına ve yerel mahkemece "tavzih" isteminde de bulunulamayacağına göre tavzih isteminin reddi ile dosyanın yerel mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, 30.05.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

***