"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı ... ile diğer davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, eser sözleşmesinini bir türü olan kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptâl ve tescil talebinden ibarettir. Davacılar arsa sahipleri, davalılar ise yükleniciden pay alan üçüncü kişilerdir.
Davacı arsa sahipleri vekili; müteveffa ... ile dava dışı ... İnşaat ve Turizm Ticaret ve Sanayi Limimet Şirketi arasında noterlikçe resen düzenlenmiş "Satış Vaadi Karşılığı İnşaat Sözleşmesi" akdedildiğini, bu sözleşme gereğince müteahhit şirketin müteveffa ...'in mülkiyetinde bulunan arsa üzerine 43 adet daire ve 15 adet dükkan içeren bir bina yapmayı taahhüt ettiğini, ancak müteahhit şirketin inşaatın küçük bir kısmını tamamlamış ve daha sonra tamamlanamamış bağımsız bölümleri üçüncü kişilere satarak işi terk edip yok olduğunu, bu durum karşısında müteveffa ... tarafından Didim Asliye Hukuk Mahkemesi'nde ikame edilen 1999/71 Esas sayılı "Sözleşmenin Feshi" davası sonucunda "geriye etkili olarak feshedildiğini ve fesih alanında inşaatın sadece %25'inin tamamlanmış olduğunun tespit edildiğini, bu durumda geriye etkili olaraka feshedilen sözleşmenin hukuken hiç yapılmamış hükmünde olduğunu, ve tarafların verdikleri geri alma hakkını haiz olduklarını, ancak müteahhit şirketin bu arada müteveffa ...'den aldığı vekâletnameye istinaden tamamlanan daireleri üçüncü kişilere sattığını, bu suiniyetli davranışı öğrenen müteveffa ...'in söz konusu vekâletnameyi iptâl ettiğini ve müteahhit şirketi resmi şekilde azlettiğini, müteveffa ... ile müteahhit şirket arasında akdedilen düzenleme şeklindeki Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi" gereğince tarafların taşınmaz üzerine müteahhit şirket tarafından yapılacak inşaat sonrasında ortaya çıkacak bağımsız bölümleri aralarında paylaşmak üzere anlaştıklarını, bu hususun anılan sözleşmenin en temel hükmünü oluşturduğunu, davalılar adına Didim ilçesi, Köyiçi Mevkii' nde kain ve tapunun 2522 parselinde kayıtlı bulunan arsa üzerinde olan kat irtifakında bulunan; bağımsız bölümlerin arsa paylarının iptâl edilerek müvekkilleri adına tescilini talep ve dava etmişlerdir.
Bir kısım davalılar vekili; zamanaşımı itirazında bulunduklarını, müvekkillerine ait bağımsız bölümlerin yükleniciye değil arsa sahibine ait olduğunu, kendilerinin iyiniyetli olduklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece davanın reddine dair verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süresi içerisinde temyiz edilmiştir.
Davacı arsa sahipleri, murisleri ile dava dışı yüklenici şirket ...İnşaat ve Turizm Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi arasında noterlikçe re'sen düzenlenmiş "Satış Vaadi Karşılığı İnşaat Sözleşmesi" akdedildiğini, bu sözleşme gereğince müteahhit şirketin müteveffa ...'in mülkiyetinde bulunan arsa üzerine 43 adet daire ve 15 adet dükkan içeren bir bina yapmayı taahhüt ettiğini, ancak müteahhit şirketin inşaatın küçük bir kısmını tamamlamış ve daha sonra tamamlanamamış bağımsız bölümleri üçüncü kişilere satarak işi bıraktığından bahisle sözleşmenin geriye etkili olarak feshini talep etmiş ve mahkemece yapılan yargılama sırasında 21.01.2014 tarihli celsede “... 2-Mahallinde 07.03.2014 günü saat 14.00'de keşif icrasına, refakate re'sen 1 fen, 2 inşaat ve bir hukukçu bilirkişi alınmasına, inşaat bilirkişilerinin 9 Eylül Üniversitesi'nin bildirmiş olduğu bilirkişilerden, hukukçu bilirkişinin ise İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'nün bildirmiş olduğu bilirkişilerden seçilmesine, il dışından gelecek bilirkişilere keşif gününün daha önceden tebliğine, 3-Bilirkişi ve tebligat gideri olmak üzere şimdilik 1.600.000,00 TL delil avansının mahkeme veznesine depo etmesi için davacı tarafa 2 haftalık kesin süre verilmesine, kesin süre içerisinde delil avansı ve mahkeme veznesine yatırılmadığı takdirde bilirkişi incelemesinden vazgeçilerek mevcut delillere karar verileceğinin ihtarına (ihtarat yapıldı) ...” şeklinde kesin süre verilerek sonuçta; davacılar vekiline verilen kesin süre içerisinde delil avansının ikmal etmemiş olması nedeniyle keşif deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılarak mevcut deliller doğrultusunda inceleme yapıldığı ve mevcut deliller doğrultusunda dosya kapsamından davacıların davasını ispat edememiş olması sonucu davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu aşamada mahkemece verilecek süreler hakkında açıklama yapmak faydalı olacaktır. Bilindiği üzere; davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine ve tarafların durumlarına göre belirlemesi için hâkime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu nedenle HMK 90. (HUMK'nın 159. md.) maddesinin açık hükmünde belirtildiği gibi kanunun tayin ettiği süreler Hâkim tarafından azaltılıp çoğaltılamaz. Buna karşın, HMK'nın 94/2. maddesine (HUMK'nın 163. md.) göre hâkimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hâkim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra da tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur.
Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun ve isterse Hâkim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletin de bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.
Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında hâkimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği hâkim tarafından hemen yerine getirilmelidir.
Öte yandan, savunma hakkı Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına alınmıştır. Buna göre herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı merciileri önünde iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Adil yargılanma hakkı hak arama özgürlüğünün uygulamaya yönelik uzantısı niteliğindedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesi uyarınca “Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak; yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir.” hükmünü düzenlemektedir.
Somut olayda, Mahkemece, 21.04.2014 tarihli celsede davacı vekiline delil avansı yatırılması için kesin süre verildiği anlaşılmakta ise de verilen bu sürenin belirtilen ilke ve esaslara uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Giderlerin kalem kalem açıklanarak belirli hale getirilmediği gibi yaklaşık bir buçuk ay sonra yapılacak keşif için 2 haftalık kesin süre verilmesi de amaca hizmet etmemektedir. Yapılacak keşfin hangi konuda yapılacağı ve keşfe neden ihtiyaç duyulduğu konusun da ara kararında ve gerekçeli kararda açıklanmamıştır. Usul ve yasaya uygun olarak verilmemiş bir kesin mehil sonucunda davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması uygun bulunmuştur.
Mahkemece yapılacak iş; verilen kesin sürenin usul ve yasaya uygun olmaması nedeniyle hukuki sonuç doğurmayacağından keşfe gerek olup olmadığı değerlendirilerek, gerek duyulması halinde yukarda belirtilen ilke ve esaslara göre uygun süre verilerek dava sonuçlandırılmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, 5766 sayılı Kanun'un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 123,60 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden davacı ...'den, 123,60 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden davacılar ..., ..., ... ve ...'den alınmasına, ödedikleri temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz eden davacılara iadesine,
karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 09.09.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.