Logo

19. Hukuk Dairesi

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfî tesbit davasının yapılan yargılaması sonucunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın esası yönünden verilen kararın kesinleşmiş olmakla bu hususta yeniden karar verilemesine yer olmadığına yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.

- KARAR -

Davacı vekili, davalının davacı aleyhine başlattığı icra takibine konu senedin davalı tarafından zorla imzalattırıldığını belirterek, davacının takip nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, icra dosyasına ödenen bedelin istirdatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddi ile % 40 tazminata hükmedilmesini istemiştir.

Mahkemece, davacının icra takibine konu kayıtsız şartsız borç ikrarını içeren senede karşı borçlu olmadığını aynı kuvvet ve mahiyetteki bir belge ile ispat edemediği, senet yağması suçu nedeniyle davalı hakkında açılan ceza davasında beraat kararı verildiği gerekçesiyle davanın reddine, % 20 tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş, hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 2015/5309 esas ve 2016/1083 karar sayılı ve 28.01.2016 tarihli kararı ile "İİK'nun 72/4. maddesindeki "% 40'dan" ibaresi 02.07.2012 tarihinde ve 6352 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle "% 20'den" şeklinde değiştirilmiştir. İİK'nun 72/4. maddesinde değişiklik yapan 6352 sayılı Kanun'un 15. maddesi 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Somut olayda davaya konu icra takibi 13.06.2006 tarihinde başlamıştır. Bu durumda mahkemece davacı aleyhine % 40 oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu % 20 oranında icra inkâr tazminatına hükmedilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir" gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada davacı vekilinin 30.11.2017 tarihli celsede, 08.09.2017 tarihinde Anayasaya Mahkemesine müracaat ettiğini beyan ettiği, ancak 1982 Anayasası’nın 152. maddesindeki 5 aylık sürenin geçtiği dikkate alındığında mevcut düzenleme ile yargılamaya devam edildiği, bozma ilamının sadece inkâr tazminatına yönelik olduğundan ve davanın esası yönünden verilen kararın kesinleşmiş olmakla bu hususta yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerektiği gerekçesiyle davanın esası yönünden verilen karar kesinleşmiş olmakla bu hususta yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve bozmanın kapsamı dışında kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenemeyeceğine göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddine,

2-Ancak yerel mahkemece verilen ilk karar Dairemizce herhangi bir bölümü onanmaksızın bozulduğundan tamamen ortadan kalkmıştır. Mahkemece yeniden hüküm kurulurken davanın esası hakkında da hüküm kurulması gerekirken davanın esasına ilişkin bölümünün kesinleştiğinden bahisle sadece tazminat yönünden hüküm kurulması doğru olmamıştır. İİK.’nun 40. maddesine göre ilk hüküm bozulmakla icranın iadesi gerekeceğinden mahkemece bozma üzerine yeniden verilen kararda işin esası hakkında karar verilmemesi durumunda ilamın icrası mümkün olmayacaktır. Bu yanlışlık re’sen bozma sebebidir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 27.01.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

***