Logo

21. Hukuk Dairesi

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davacı ve davalılardan Kurum vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava, davacının 15.01.2004- 01.06.2006 tarihleri arasında ve emekliye ayrıldıktan sonra ise 01.06.2006-31.03.2012 tarihleri arasında ise maaşından sgdp kesintisi yapılmak sureti ile hizmet akdine dayalı olarak çalıştığını ancak 15.01.2004 tarihinin sigortalılık başlangıcı sayılmadığı ve eksik sigorta primi yatırıldığını belirterek, 15.01.2004 tarihinden itibaren davalı işyerinde çalıştığının tespiti ile Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespiti ve ödenmeyen sgdp kesintilerinin tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, davacının davalı işyerinde 15.01.2004-30.05.2004 tarihleri arasında geçtiğini iddia ettiği çalışmalarının hak düşürücü süre geçtiğinden reddine, 01.05.2006-31.03.2012 tarihleri arasında ise asgari ücretle çalıştığının tespitine ve ... tabi olarak çalıştığını beyan eden davacının destek primi ödenen sürelerinin diğer hizmet süreleri ile birleştirilemeyeceği, bu sürelerin hizmet birleştirilmesinde dikkate alınamayacağından davacı tarafın yerinde olmayan birleştirme talebinin reddine karar verilmiştir.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davalı işyerince davalı adına düzenlenmiş 01.06.2004 tarihli işe giriş bildirgesinin düzenlendiği ve 01.06.2004-30.04.2006 tarihleri arasında davalı işyerinde geçen çalışmalarının Kuruma bildirildiği, bordroların bulunduğu ve bordroda ismi geçen tüm tanıkların dinlenildiği ve tanıklardan ikisinin davacıyı tanımadığı, diğer tanık ...'in ise 2004 yılından itibaren davalı işyerinde çalıştığını belirtmesine rağmen o dönem askerde olduğunu belirttiği ve davalı işyerinde geçen çalışmalarının hizmet cetvelinde gözükmediği, komşu işyeri çalışanının ise hizmet cetveli alınmadığından kayıtlı çalışan olup olmadığı tespit edilemediği ve bu haliyle tanığın yerleşik Yargıtay içtihatlarında belirtilen tanık niteliğinde olmadığı ve buna göre mahkemece karar altına alınan şekilde çalışmanın kanıtlanamadığı anlaşılmaktadır.

Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 79/10. ve 5510 sayılı Yasanın 86/8. maddelerine göre Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır. Yasa'da yer alan 5 yıllık süre hak düşürücü olup mahkeme tarafından kendiliğinden nazara alınması gerektiği gibi davacının aynı işyerinde çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve hak düşürücü sürenin, kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği de ortadadır.

İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanunun 79/1.maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. ... yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin dördüncü kısmında işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi (SSİYön.Madde16) , dört aylık sigorta primleri bordrosu ... Madde 17), sigortalı hesap fişi ... Yön. Madde 18) vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması halinde artık Kanun'un 79/10 (eski 8) maddesinde yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir.

Maddede belirtildiği üzere yönetmelikle tespit edilen belgelerin (işe giriş bildirgesi) verilmesi durumunda hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği gibi çalışmaların sigorta müfettiş raporu ile saptanması durumunda da hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemeyeceği açıktır. Bir sigortalının askere gitmeden önce çalıştığı işyerini askerliğe müteakip girmesi durumunda hizmet akdi mecburi hizmet nedeniyle kesilmiş olduğundan artık hak düşürücü sürenin oluştuğundan bahsedilemez. Davacıya ödenen ücretten sigorta primi kesilen hallerde, davacının iş ve sosyal sigorta mevzuatının öngördüğü sigorta hak ve yükümlülüklerini yerine getirmesi nedeniyle Kurumun Yasadan kaynaklanan denetim ve inceleme görevini yapmaması karşısında hak düşürücü sürenin işlemeyeceği kabul edilmelidir.

Davacının sigortalı çalışmalarının Kuruma kısmen bildirildiği hallerde, eksik bildirimlere yönelik olarak açılan davada hak düşürücü süre işlemeyecektir. (Hukuk Genel Kurulunun 23.06.2004 gün ve 2004/21-369 E, 2004/371 K. sayılı kararı )

Halen yürürlükte olduğu şekliyle dava açma süresi beş yıl olup, hak düşürücü süredir. 506 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihte beş yıl olan hak düşürücü süre 20.06.1987 tarih ve 3395 sayılı Kanunun beşinci maddesiyle on yıla çıkarılmışken, 01.06.1994 tarih ve 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle tekrar beş yıla indirilmiştir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının hizmet tespitine yönelik talebinin hak düşürücü süreye uğrayıp uğramadığı ve çalışmanın gerçekten var olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.

Somut olayda, davacının adına işe giriş bildirgesi verilmiş olup, artık hak düşürücü süre işlemeyecektir.

Yapılacak iş, hak düşürücü süre geçtiğinden reddine karar verilen süreler yönünden de işin esasına girilip, beyanı alınan bordro tanığının nizalı dönemin tamamında çalışması bulunmadığından, komşu işyeri tanığı olarak dinlenen tanığın hizmet cetveli ve hizmet bildirilen işyeri kayıtları alınarak, nizalı dönemde çalışması olup olmadığı tespit edilmeli, bunların tanıklığıyla yetinilmediği taktirde, ... ilgili il müdürlüğünden, gerekirse zabıta, vergi dairesi ve meslek odası aracılığı ve muhtarlık marifetiyle işyerine o tarihte komşu olan diğer işyerlerinde uyuşmazlık konusu dönemde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu iş yeri

-çalışanlarının; yoksa işyeri sahipleri araştırılıp tespit edilerek çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak, tanık beyanları arasındaki çelişkiyi gidermek ve davacının askerlik yaptığı süreler de tespit edilerek davacının işe giriş ve çıkış sürelerini net belirlemek ve gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2,6,9 ve 79/10 maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davacı ve davalı KUrumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 06.10.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

***