"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; bozmaya uyarak ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen 55.001,00-TL maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davalı vekilince istenilmesi ve de duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 07/06/2016 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı vekili Avukat ... geldi. Karşı taraf adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan deliller ile hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava; 28.03.2000 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu % 32,00 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, 5.001,00 TL maddi, 50.000,00-TL de manevi tazminatın 28.03.2000 kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Dosya kapsamından Mahkemece verilen 27/05/2014 tarihli kararın davacının maddi tazminat talebi bakımından usuli kazanılmış hakka riayet edilmediği, manevi tazminat talebi bakımından ise hüküm altına manevi tazminatın fazla olduğu gerekçeleri ile Dairemizce bozulduğu, Mahkemenin bozma kararına uyduğu anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için bir önceki bozma ilamında da değinildiği üzere “usuli kazanılmış hak” kavramının açıklanması ve açıklanan olgular karşısında somut olay ve taraflar yönünden bunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin irdelenmesi gerekmektedir.
Hukuk Muhakemeleri Kanununda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
./..
Kazanılmış haklar Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2. maddesinde açıklanan "Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir" hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır:
Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (9.5.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK.nun 21.01.2004 gün, 2004/10-44 E, 19 K.).
Bu sayılanların dışında ayrıca; görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez. (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü-6. Baskı, cilt 5, 2001)
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün ve 2006/4-519-527 sayılı, 31.05.2006 gün ve 2006/10-307-337 sayılı ve 10.05.2006 gün ve 2006/4-230-288 sayılı ilamı).
Somut olaya geldiğimizde, bir önceki bozma ilamında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere somut olayda davacının maluliyet oranı noktasında davalı yarana usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Şöyle ki; davacının sürekli iş göremezlik oranının %32,00 olarak tespit edildiği ... kararına yalnızca davalı yan itiraz etmiş böylece davacının itiraz etmediği %32'lik sürekli iş göremezlik oranı noktasında davalı yararına usuli kazınılmış hal doğmuştur. Dosyada davacının sürekli iş göremezlik oranının %32 olduğu kabulüne göre yapılan 24.02.2014 tarihli hesap raporu ile bu oranının %46 olduğu kabulüne göre yapılan 22.01.2014 tarihli hesap raporu mevcuttur. Mahkemenin Dairemizin 02.06.2015 tarihli bozmasına uymakla bu hesap raporlarından davacının sürekli iş göremezlik oranının %32 olduğu kabulüne göre yapılan 24.02.2014 tarihli hesap raporunu hükmüne esas alması gerektiği açıktır. Oysa ki 10.09.2015 tarihli karar gerekçesinde; "21/02/2014 havale tarihli raporda davacının maddi zararının 110.006,63 TL olarak hesaplandığı,bu miktardan davacıya ödenen 564,00 TL geçici iş göremezlik ödeneği,22.364,51 TL ilk peşin sermaye değeri,288,25 TL sosyal yardım zammına ait ilk peşin sermaye değerinden kusur oranına isabet eden kısmı düşülerek ve taleple bağlı kalınarak davanın kabulü ile 5.001,00 TL maddi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline" karar verildiği belirtilmiş olunup bu gerekçeye göre Mahkemenin uyduğu bozma doğrultusunda maddi tazminat davasını neticelendirmediği bellidir. Zira hükme esas alınan bu hesaplama %46 maluliyete göre yapılandır.
Bunun yanında olayın oluş şekline, davacının müterafik kusur oranına, husule gelen elem ve ıstırabın derecesine, tarafların sosyal ve ekonomik durumuna, paranın alım gücüne ve özellikle olay tarihine göre davacı yararına hüküm altına alınan 50.000,00-TL miktarlı manevi tazminat yine fazladır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, davalı yararına takdir edilen 1.350.00TL. duruşma Avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 07/06//2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.