"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVALILAR : 1
Davacı, davalılara ait işyerinden bildirilen, Kurum kayıtlarında Fatma Sarı adına gözüken 76 günlük hizmet süresinin kendisine ait olduğunun tespitine Kurum kayıtlarının düzeltilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, hak düşürücü süre yönünden davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı, 15.05.1997 tarihinden itibaren 76 günlük çalışmasının sigorta kayıtlarında Fatma Sarı isimli tanımadığı bir kişi adına kayıt edildiğini belirterek, söz konusu sigortalılık sürelerinin tespitini ile sigorta kaydında düzeltilmesini istemiştir.
Mahkemece, beş yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İşveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalının prime esas kazançlar toplamını, prim gün sayıları ile sigorta primlerini gösterir belgelerini Yasada belirtilen sürede Kuruma vermekle yükümlüdür. İşverenin bu yükümlülüğü yerine getirmemiş olması ile Kurumun çalışan sigortalıyı fiilen ya da kayden saptamamış olması hallerinde ise sigortalıya, hizmetlerini, alacağı ilam ile tespit ettirme ve bu suretle sigortalılık olanaklarından yararlanma hakkı yasaca tanınmıştır.
Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirimsiz geçen çalışmaların tespitine ilişkin dava koşulları 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79/10. maddesinde belirtilmiştir. Bunlar, 506 sayılı Yasa kapsamında sigortalı sayılma, yönetmelikte tespit edilen belgelerinin Kuruma verilmemiş ya da çalışmaların Kurumca saptanamamış olması ile anılan davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmış olması şeklinde sıralanabilir. Bir diğer anlatımla, sigortalı, hak düşürücü sürenin işlemeye başladığı hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren beş yıl dolmadan bildirimsiz kalmış çalışmalarının tespitini isteyebilecektir.
Kuruma bildirilen, ancak çeşitli nedenlerle farklı kişi adına ya da hatalı kimlik bilgileri ile kayda geçmiş, bu nedenle de, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nde öngörülen bilgileri tam ve doğru yansıtmayan kayıtların gerçeğe uygun hale getirilmesi ise çoğu zaman, uygulamada “aidiyet davaları” olarak adlandırılan, Kuruma bildirilerek primleri ödenmiş çalışmaların kime ait olduğunun -gerçek sigortalısının- belirlenmesine ilişkin tespit davaları ile sağlanır. Bu davalarda, yanlış olduğu iddia edilen kaydın, iddia sahibine aidiyeti ve giderek düzeltilmesi amaçlanmaktadır.
Hak düşürücü süre, Anayasa’nın 60. maddesi ile güvenceye kavuşturulan “sosyal güvenlik hakkı”na ilişkin hak arama özgürlüğünün çeşitli düşüncelerle sınırlandırılması anlamını taşımaktadır. Dikkate alınması gereken yön, demokratik toplumlarda, istisnai nitelikte olması gereken hak arama özgürlüğünün önündeki yasal engellerin, yasa koyucunun amaçlamadığı şekilde, diğer alanlara yayılmasının, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacağıdır. Belirtilen nedenlerle, bildirimsiz kalan hizmetlerin tespiti yönünden öngörülen hak düşürücü sürenin, bir yönüyle Kurum kayıtlarının düzeltilmesini de amaçlayan aidiyet davalarına kıyas ya da yorum yoluyla uygulanması mümkün değildir. Anılan maddede yer verilen hak düşürücü süre, sadece fıkrada tanımlanan nitelikte, bildirimsiz geçen çalışmaların tespitine ilişkin davalar yönünden uygulanma olanağına sahiptir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 19.09.2007 gün ve E:2007/21-600, K:2007/604 sayılı kararı).
Yapılacak iş, bu tür davalarda gösterilmesi gereken özen gereğince sağlıklı bir sonuca ulaşmak için, öncelikle bu dava sonucunda verilecek karar, dava dışı sigortalı görünün ı isimli kişinin de hak alanını ilgilendireceğinden, böyle bir kişinin bulunup bulunmadığı, gerçekte var olup olmadığına ilişkin Nüfus Müdürlüğü'den ve zabıta marifetiyle araştırma yapılarak, böyle bir kişinin bulunduğunun saptanması halinde hak alanını ilgilendireceğinden davanın usulünce bu kişiye yöneltilmesini sağlamak, nizalı döneme ait işe giriş bildirgelerini ve nizalı işe giriş bildirgeleri ile ilgili olarak işverenlerce verilen dönem bordrolarını Kurumdan getirtmek, işverenler nezdindeki belgeleri getirtilmek, işe giriş bildirgelerindeki imzaların davacı eli ürünü olup olmadığı konusunda bilirkişi incelemesi yaptırmak, o dönemlerde her bir işyeri için aynı işyerinde çalışan ve işverenin bordrolarında kayıtlı kişilerin tanık olarak beyanlarına başvurmak, bu kişiler yok ise aynı yerde, komşu işyerlerinde çalışan işveren veya çalıştırdıkları kişiler tespit edilerek anılan kişilerin bilgilerine başvurmak uyuşmazlık konusu olan dönemde çalışan kişinin gerçekten davacı olup olmadığını saptamak, tüm belge ve beyanlar değerlendirilerek varılacak sonuca göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine
03.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
C.C