Logo

21. Hukuk Dairesi

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, tescil ile sigortalılığının ve almakta olduğu yaşlılık aylığının iptaline ilişkin Kurum işleminin iptaline, borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

K A R A R

Dava; davacılar murisinin 1479 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılık süresinin, davalı Kurum'ca tescile esas oda kaydının usulsüz olduğu kabul edilerek geçersiz sayılması işleminin iptaline ilişkindir.

Mahkemece; davalı Kurum'un 21.03.2006 tarih ve sayılı işleminin iptaline dair verilen ilk karar Dairemin K sayılı kararı ile; murisin kendi nam ve hesabına bağımsız faliyeti bulunup bulunmadığı hususunda eksik araştırma yapıldığı gerekçesi ile bozulmuş, bozma kararına uyan mahkemece son olarak yine; davalı Kurum'un 21.03.2006 tarih ve sayılı işleminin iptaline karar verilmiştir.

Bozma ilamı sonrası dosyadaki kayıt ve belgelerden; mirasçılar adına davayı takip eden avukata mirasçıların vekalet verdiğine dair belgelerin dosyada bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Yargılama süresince tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip bulunmaları usul hukukunun temel ilkelerindendir ve dava şartıdır. Yargılama sırasında taraflardan birinin ölmesi halinde, ölen tarafın ehliyeti sona ereceğinden, sadece bu kişinin mirasçıları tarafından (dava konusunun ölenin malvarlığına ilişkin olması ve dava sonunda verilecek hükmün olumlu veya olumsuz bir şekilde mirasçıların haklarını etkilemesi durumunda) davaya devam edilebilir. Bu halde, ölen tarafın mirasını reddetmeyen mirasçılarının, davayı mecburî dava arkadaşı olarak hep birlikte takip etmeleri gerekir.

TMK'nın 28. maddesine göre; ölüm ile kişilik son bulur. Ölü bir kişi herhangi bir hakkın sujesi olamayacağına göre, onun açmış olduğu davaya devam edilemez. Bu şekilde yürütülen bir dava sonunda ölü kişi aleyhine hüküm kurulamaz. Borçlar Kanununun 397. maddesi hükmüne göre; aksi sözleşmeden ve işin mahiyetinden anlaşılmadıkça vekil edenin ölümü ile vekalet ilişkisi son bulur.

Somut olayda; ölüm ile vekalet ilişkisi son bulduğu halde davacının mirasçılarından vekaletname alınmadan ve yöntemince davaya katılmaları sağlanmadan, davaya devam olunarak yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

Öte yandan; mahkemece, infazda tereddüt oluşturacak şekilde hükmün davalı Kurum işleminin iptaline şeklinde kurulmuş olması da isabetsiz olmuştur.

Mahkemece yapılacak iş; mirasçılara usulüne uygun olarak tebligat yapmak, mirası reddetmeyen mirasçıların mecburi dava arkadaşı olarak davada yer almalarını sağlamak ve mirasçılar davayı birlikte takip etmekten kaçınırlarsa miras şirketine kayyım tayin ettirmek, taraf sıfatı şartı sağlandıktan sonra yargılamaya devam ederek, davalı Kurum tarafından iptaline karar verilen aylığın yeniden bağlanıp bağlanmayacağı hususunda irdeleme yaparak bu yönde hüküm kurmaktan ibarettir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 24.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

M.O

***