"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı ve davalılardan... Tic. Ltd. Şti. vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava; 22.08.2009 tarihli iş kazasında yaralanan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, 89.887,80-TL maddi, 60.000,00-TL'de manevi tazminatın kaza tarihi olan 22.08.2009 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalı ... San. ve Tic. Ltd. Şti.'den tahsili ile davacıya ödenmesine, davalılar ... ve ... aleyhine açılan maddi ve manevi tazminat davalarının reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere, insan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı ... ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup 6331 sayılı.... ve Güvenliği Kanunu ile işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde:
"İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
.../...
b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a)Risklerden kaçınmak,
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,
ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı ... ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra işverenin yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi aynı yasanın 5. maddesinde işverenin risklerden korunma sırasında uyacağı ilkeler, 10. maddede de iş yerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir. (..., İşverenin İş yerinde ... ve Güvenliği Sağlama Yükümü, ...Sendikası, cilt: 27 sayı: 3 Mayıs 2013).
Anılan bu düzenlemeler uyarınca inceleme konusu davanın yasal dayanağı 6331 sayılı ... ve Güvenliği Kanunu oluşturmaktadır. Anılan bu yasa uyarınca, işverenler iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçilerini karşılaşabilecekleri mesleki riskler ile buna karşı alınması gerekli tedbirler ve yasal hak ve sorumluluklar konusunda bilgilendirmek için gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar. Buna karılık işçiler ise iş sağlığı ve güvenliği konusunda işvereninin aldığı her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.
6331 sayılı yasada işverenlerin işçi sağlığı ve iş güvenliği noktasında alması gereken tedbirler olarak belirtilen hususların işverenlere objektif özen yükümlülüğü getirdiği açıktır. Bu itibarla işverenler mevzuatın kendisine yüklediği tedbirleri, işçinin tecrübeli oluşu veya onun dikkatli çalışması halinde bu tedbirlerin gerekmeyeceği gibi bir düşünce ile almaktan sarfınazar edemez.
Diğer taraftan, işçilerin beden ve ruh sağlığının korunmasında önemli olan yön, iş güvenliği tedbirlerinin alınmasının hakkaniyet ölçüleri içinde işverenlerden istenip istenemeyeceği değil, aklın, ilmin, fen ve tekniğin, tedbirlerin alınmasını gerekli görüp görmediği hususlarıdır. Bu itibarla işverenler, mevzuatın kendisine yüklediği tedbirleri, işçilerin tecrübeli oluşu veya dikkatli çalıştığı taktirde gerekmeyeceği gibi düşünceler ile almaktan çekinemeyeceklerdir. Çalışma hayatında süre gelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı da, işverenlerin önlem alma ödevini etkilemez. İşverenler, çalıştırdığı sigortalıların bedeni ve ruh bütünlüğünü korumak için yararlı her önlemi, amaca uygun biçimde almak, uygulamak ve uygulatmakla yükümlüdürler
İş kazalarından kaynaklanan tazminat davalarının özelliği gereği her olay 6331 sayılı...ve Güvenliği Kanunu öngördüğü koşullar göz önünde tutularak incelenmeli, işverenin, zararlandırıcı sigorta olayı yönünden alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelenmek suretiyle işveren ve işçi yönünden kusurun aidiyeti ve oranı, olayın meydana gelmesinde üçüncü kişinin eyleminin bulunup bulunmadığı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmalıdır. Bu noktada hükme esas alınacak kusur raporlarının 6331 sayılı ... ve Güvenliği Kanunu hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerektiği izahtan varestedir.
Öte yandan Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi ve yerleşik yargıtay uygulamasına göre; hukuk hâkimi, ceza davasındaki kusur oranlan bağlı değilse de, kesinleşen ceza mahkemesi kararıyla saptanmış maddi olgularla bağlıdır.
Bu açıklamalar sonrasında somut olaya geldiğimizde; hükme esas alınan 23.03.2014 tarihli kusur raporunda yargılama konusu iş kazasının oluşumunda %60 oranında davalı işveren şirketin, %40 oranında ise davacı kazalının kusurlu olup davalı ... ve Halis'in kesinleşmiş mahkumiyetlerinin bulunmaması ve asıl sorumluluğun ayrı bir tüzel kişiliği bulunan işveren şirkette bulunması gerekçeleri ile kusursuz oldukları değerlendirmesinin yapıldığı anlaşılmaktadır. Fakat böylesi bir değerlendirmenin hem somut olay ile örtüşmediği hemde 6331 sayılı ... ve Güvenliği Kanunu kapsamına uygun düşmemektedir.
Şöyle ki; yukarıda değinildiği üzere hukuk hâkimi, ceza davasındaki kusur oranlan bağlı değilse de kesinleşen ceza mahkemesi kararıyla saptanmış maddi olgularla bağlıdır. Dosya kapsamından ise işbu dava konusu olaya ilişkin açılan ceza davasında davalı ...'in mahkumiyet hükmünün Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 14.01.2014 tarih 2013/20106 Esas-2014/206 Karar sayılı ilamı ile onandığı anlaşılmaktadır. Halin böyle olmasına göre hükme esas alınan kusur raporunda davalı ...'e kesinleşmiş mahkumiyetin bulunmaması gerekçesi ile kusur izafe edilmemesi kabul edilebilir değildir.
Bunun yanında tazminat hukuku bakımından kusur ve sorumluluk kavramları arasında sıkı bir irtibat bulunsa bile aynı şeyi ifade etmezler. Her kusurlu davranış beraberinde kişilerin şahsi sorumluluğunu doğurur. Fakat bazı kişiler bakımında sorumluluğun doğması için mutlaka kusurlu davranış gerekmez. Kusursuz sorumluluk halleri olarak adlandırılan bu durumlarda kişilerin kusuru bulunmasa bile (istihdam eden, araç işleten, bina maliki vs. sorumluluğu) zarardan sorumluluğu söz konusu olur. Yine ayrı bir tüzel kişiliği bulunan şirketler yetkili organları(işveren vekili, müdür vs.) vasıtası ile iş ve işlemlerini yürütürler. Yetkili organlar vasıtası ile yürütülen iş sırasında bir zararlandırıcı olay(iş kazası) meydana gelirse burada hem işveren konumunda olan tüzel kişilik(şirket), hemde bu tüzel kişiliği temsil eden yetkililer(işveren vekili, müdür vs.) bakımından 6331 sayılı ... ve Güvenliği Kanunu hükümleri kapsamında ayrı ayrı değerlendirme yapmak gerekir. Bu hale göre hükme esas alınan kusur raporunda “asıl sorumluluğun ayrı bir tüzel kişiliği bulunan işveren şirkette bulunması” gerekçesinin de ayrıca kabul edilebilir olmadığı açıktır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yetersiz kusur raporuna dayalı olarak karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Yapılacak iş; dosyanın konusunda ehil iş güvenlik uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetine yeniden tevdi ile yukarıda etraflıca açıklanan ilkeler ışığında tarafların kusur durumunu bilirkişilere etraflıca inceletmek, buradan çıkacak sonuca göre tüm delilleri bir arada değerlendirerek neticesine göre karar vermekten ibarettir.
O halde temyiz eden taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 04.04.2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.