"İçtihat Metni"
Davacı, son dönem çalışmalarının SSK kapsamında geçtiğinin kabulü ile emekliliğinin 12/06/2007 tahsis talep tarihine göre hüküm altına alınmasına, mahrum kalınan aylıkların yasal faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
Davacı, son dönem çalışmalarının 506 sayılı Yasa kapsamında geçtiğinin kabulü ile bu Yasa kapsamında 12.06.2007 tarihli tahsis talebi gereğince yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine ve ödenmeyen aylıkların yasal faizi ile ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile davacı, 12.06.2007 tarihi itibariyle 506 sayılı Yasa gereğince tahsis koşullarını taşımadığından, davacının vergi kaydı olmaksızın oda kaydının bulunduğu sürelerde Bağ-Kur sigortalılığının iptali ile vergi kaydının olduğu 15.10.1978 – 31.07.1981 ve 16.03.2000 – 26.12.2000 tarihleri arasında vergi kaydına istinaden Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespiti ile Bağ-Kur prim borcunun ödendiği tarih olan 12.05.2015 tarihini takip eden ay başından itibaren aylığa hak kazandığının tespitine, hak edilen tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının 12.06.2007 tarihinde hizmet birleştirmesi olmadan sadece 506 sayılı Yasa kapsamındaki çalışmaları gereğince tahsis talebinde bulunduğu, davacının tahsis talebinin davalı Kurum tarafından; son dönem çalışmalarının 1479 sayılı Yasa kapsamında olduğundan bahisle reddedildiği, davacının 01.11.1971 – 1978/2. dönem ve 08.11.1983 – 15.03.2000 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa kapsamında kısmi çalışmaları bulunduğu, 01.03.2006 – 30.11.2006 tarihleri arasında da bu Yasa kapsamında isteğe bağlı sigortalılığının bulunduğu, 15.10.1978 – 31.07.1981 ve 28.09.1999 – 26.12.2000 tarihleri arasında vergi kaydı, 05.09.1980 – 03.12.2007 tarihleri arasında oda kaydı bulunduğu, sicil kaydı bulunmadığı, ayrıca 06.05.2008 tarihinden beri devam eden limited şirket ortaklığı bulunduğu, davacının 600 gün askerlik borçlanması olduğu anlaşılmaktadır.
Somut olayda çözümlenmesi gereken meseleler; davacının 1479 sayılı Yasa ( 5510 sayılı Yasa'nın 4/1-b maddesi ) kapsamındaki sigortalılığının hangi tarihler arasında olduğu, 506 sayılı Yasa'ya ( 5510 sayılı Yasa'nın 4/1-a maddesi ) tabi sigortalılığı ile 1479 sayılı Yasa ( 5510 sayılı Yasa'nın 4/1-b maddesi ) kapsamındaki sigortalılığının çakışıp çakışmadığı ve çakışıyor ise çakışan dönemde söz konusu sigortalılıklardan hangisinin geçerli sayılacağı ile davacının anılan Yasa'lar kapsamındaki sigortalılıkları gereğince tahsis talep tarihi itibariyle yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığı hususlarıdır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan, 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Yasa’nın 4956 sayılı Yasa ile değişik 24. maddesinin 1/d bendine göre; “Limited şirketlerin ortakları, bu Kanuna göre sigortalı sayılır.” Aynı Yasa’nın 25/c bendine göre, “Bu Kanuna tabi sigortalılık, şirketlerle ilgisi kalmayanların, çalışmalarına son verdikleri veya ilgilerinin kesildiği, 25/e bendine göre ise; İflasına karar verilmiş olan tasfiye halindeki özel işletmeler ile şirket ortaklarının, özel işletmenin veya şirketin mahkemece tasfiyesine karar verildiği, iflasına karar verilmiş olan veya tasfiye halindeki özel işletmeler ile şirket ortaklarından hizmet akdi ile çalışanların çalışmaya başladığı tarihten bir gün önce itibaren sona erer.” 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasa’nın 5754 sayılı Yasa ile değişik 4/1-b-3. maddesine göre, “Bu Yasanın kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından; Köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan ise; Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları, sigortalı sayılırlar. Aynı Yasa’nın 9/b-3. maddesine göre, “Kısa ve uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalılık; 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki sigortalıların; 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (3) numaralı alt bendi kapsamına girenlerden, şahıs şirketlerinden kolektif, adi komandit şirketlerin komandite ve komanditer ortakları ve donatma iştiraki ortaklarının vergi mükellefiyetlerinin sona erdiği tarihten, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortaklarının, şirketin ticaret sicil memurluğundan kaydının silindiği tarihten, limited şirket ortaklarından hisselerinin tamamını devreden sigortalıların, hisse devrinin yapılmasına ortaklar kurulunca karar verildiği tarihten, anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının yönetim kurulu üyeliklerinin sona erdiği tarihten, iflas veya tasfiye durumu ile münfesih duruma düşen şirketler için ortağın talep etmesi halinde, mahkeme kararı ile iflasın, tasfiyenin açılmasına, ortaklar kurulu kararı ile tasfiyenin başlamasına veya şirketin münfesih duruma düşmesine karar verildiği, ortakların talepte bulunmaması halinde, mahkemece iflasın kapatılmasına karar verildiği, tasfiyesi sonuçlanan şirketlerin ortaklıklarının ise tasfiye kurulu kararının Ticaret Sicili Memurluğunca tescil edildiği tarihten itibaren sona erer.”
Sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılığa yer verilmemiş olup "çakışan sigortalılık" olarak adlandırılan, bir sigortalının aynı anda birden fazla sosyal güvenlik kurumuna tabi olması hali, zorunlu sigortalılıkların çakışması halinde yasalarda yer alan düzenlemelerde önceden başlayan sigortalılığa geçerlilik tanınarak, isteğe bağlı sigortalılıkta ise 506 sayılı Yasa’nın 85. maddesi uyarınca malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına isteğe bağlı olarak devam edebilmek için herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna zorunlu ya da isteğe bağlı sigortalı olmamak koşulu arandığından isteğe bağlı sigortalılık ile zorunlu sigortalılığın çakıştığı bu gibi uyuşmazlıklarda, anılan maddede yer alan "sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olarak çalışmaya başlayanların, çalışmaya başladıkları günden itibaren" isteğe bağlı sigortalılığın sona ereceği hükmü dikkate alınarak zorunlu sigortalılığa değer verilmek suretiyle "çakışan sigortalılığın" çözüme kavuşturulması gerektiği Dairemizin ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatları gereğidir.
01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasanın 53/1 maddesinde "Sigortalının, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan sigortalılık nedenlerinden birden fazlasına aynı anda tâbi olmasını gerektirecek şekilde çalışması halinde; öncelikle (c) bendi kapsamında, (c) bendi kapsamında çalışması yoksa ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınarak sigortalı sayılacağı" bildirilmiştir.
13.02.2011 tarihli 6111 Sayılı Yasanın 33. maddesi ile değiştirilen ve 01.03.2011 tarihinde yürürlüğe giren 5510 Sayılı Yasanın sigortalılık hallerinin birleşmesi başlıklı 53/1. maddesinde ise "Sigortalının, 4. maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan sigortalılık hallerinden birden fazlasına aynı anda tabi olmasını gerektirecek şekilde çakışması halinde, öncelikle aynı maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında, (a) ve (b) bentlerinde yer alan sigortalılık statülerine tabi olacak şekilde Yasa kapsamına girmesi halinde ise aynı maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılacağı" belirtilmiştir. Yasaların derhal uygulanması ilkesi olmasına rağmen aynı Yasanın geçici 33. maddesiyle; “01.03.2011 tarihli, 5510 sayılı Yasanın 53. üncü maddesinin birinci fıkrasında bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla yapılan değişiklikler, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten öncesi için uygulanmayacağı” hükmü getirilmiştir.
Davacının 506 sayılı Yasa'ya ( 5510 sayılı Yasa'nın 4/1-a maddesi ) tabi sigortalılığı ile 1479 sayılı Yasa ( 5510 sayılı Yasa'nın 4/1-b maddesi ) kapsamındaki sigortalılık süresinin belirlenmesi için anılan Yasa maddelerinin dikkate alıınması gerekmektedir. Ancak; dosya kapsamından davacının 1479 sayılı Yasa ( 5510 sayılı Yasa'nın 4/1-b maddesi ) kapsamında prim borcu olduğu anlaşılmaktadır.
5510 sayılı Yasanın Geçici 17.maddesinde; “ Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, 1479 ve 2926 sayılı kanunlara göre tescilleri yapıldığı halde, bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla (30.04.2008) beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulunanların, bu sürelere ilişkin prim borçlarını, prim borçlarının ödenmesine ilişkin Kurumca çıkarılacak genel tebliğin yayımı tarihini takip eden aybaşından itibaren 6 ay içerisinde ödememeleri halinde, prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla, prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibarıyla sigortalılığı durdurulur. Prim borcuna ilişkin süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez.
Ancak, sigortalı ya da hak sahipleri daha sonra müracaatları tarihindeki 80 inci maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenecek prime esas kazanç tutarı üzerinden hesaplanacak borç tutarının tamamını, borcun tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde, bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.
Sigortalılıkları önceki kanunlara göre durdurulanlar için de bu maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır.” hükmü yer almaktadır.
Ayrıca; 23.04.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6645 sayılı Yasa'nın 56. maddesi ile 5510 sayılı Yasa'ya eklenen geçici 63. maddesinde de; “Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, Kuruma kayıt ve tescilleri yapıldığı hâlde, bu maddenin yayımlandığı ayın sonu itibarıyla 12 ay ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunanların, bu sürelere ilişkin prim borçlarını, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden ay başından itibaren üç ay içinde ödememeleri veya ilgili kanunları uyarınca yapılandırmamaları hâlinde, prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla, prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibarıyla sigortalılığı durdurulur. Durdurulan süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek bunlara Kurum alacakları arasında yer verilmez. …” hükmü düzenlenmiştir.
O halde mahkemece yapılacak iş; davacının 15.10.1978 – 31.07.1981 tarihleri arasındaki vergi kaydından sonra 05.09.1980 – 03.12.2007 tarihleri arasında oda kaydı bulunduğu, bu itibarla önceden gelen sigortalılığının 1479 sayılı Yasa ( 5510 sayılı Yasa'nın 4/1-b maddesi ) kapsamındaki sigortalılık olduğu, ancak davacının bu Yasa kapsamında prim borcu da bulunduğu dikkate alındığında; davalı Kurumdan, davacının 05.09.1980 – 12. 06.2007 ( tahsis talep tarihi ) tarihleri arasında ödediği primlerin 5510 sayılı Yasa'nın geçici 17. maddesi kapsamında hangi tarihler arasına denk geldiğini, ayrıca davacının 12.07.2007 tarihinden sonra ödediği primler varsa bu primlerin de 5510 sayılı Yasa'nın geçici 63. maddesi kapsamında hangi tarihler arasını kapsadığını sormak, davalı Kurum'dan gelen yazı cevapları ile yukarıda anılan Yasa maddeleri de değerlendirilmek sureti ile davacının 1479 sayılı Yasa ( 5510 sayılı Yasa'nın 4/1-b maddesi ) kapsamındaki sigortalılık süresini belirlemek, belirlenen sürelere göre de yaşlılık aylığı koşullarını değerlendirerek varılacak sonuca göre hüküm kurmaktan ibarettir.
Öte yandan; dava 21.06.2011 tarihinde açıldığı halde, her davanın açıldığı tarihteki duruma göre değerlendirilmesi gerektiği dikkate alınmadan, davacının yaşlılık aylığına 01.06.2015 tarihi itibari ile hak kazandığının tespitine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine
14.06.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.