"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, davalı ... yönünden görevsizliğine, diğer davalılar yönünden kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılar ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere, kanuni gerektirici sebeplere göre davalılar ... ve ... vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine.
2-Dava, 12.05.2012 tarihli iş kazasında yaralanan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, davalı .... bakımından Mahkemenin görevsizliğine, davacının maddi tazminat davasının 6100 sayılı HMK.'nın 114/II ve 115/II maddeleri uyarınca dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine, dava konusu iş kazası neticesinde yaralanan davacı için takdir olunan 20,000,00-TL manevi tazminatın olay tarihi olan 12.05.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ...'dan tahsili ile davacıya ödenmesine karar vermiştir.
İnceleme konusu dosyada çözülmesi gereken öncelikli ihtilaf davalı .... bakımından Mahkemenin verdiği görevsizlik kararının yerinde olup olmadığıdır.
Bilindiği üzere iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle işveren yada işveren vekilli aleyhine açılacak tazminat davaları 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununa göre iş mahkemelerinde görülür. Bunun yanında iş kazasının oluşumunda işveren dışında başkaca sorumlularda varsa işveren ile birlikte bu sorumlular hakkında da yine iş mahkemelerinde dava açılması ve ihtilafında burada (iş mahkemesinde) çözülmesi imkanı vardır. Böylesi bir yaklaşımın usul ekonomisine uygun düştüğü hususu izahtan varestedir. Bu kapsamda Anayasanın 141.maddesine göre,"Devlet,yargının basit,çabuk ve ucuz gerekleşmesi için gereken tedbirleri almak zorundadır" hükmünü içerir. Bu bakımdan usul ekonomisi Anayasada ayrıca düzenlenmiş olup buna aykırılık esasında Anayasaya aykırılık teşkil edecektir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi de yine mahkemelerin makul sürede karar vermeleri hükmünü düzenleyerek bir yönüyle yargılamanın basit, çabuk ve ucuz yürütülmesi anlamına gelen usul ekonomisinin önemini göstermiştir.
Ancak dava yalnızca işveren yada işveren vekili dışında 3. kişiler aleyhine açılmışsa bu kez iş mahkemeleri görevli olmaz, bu durumda ortada borçlar kanunundaki haksız fiil hükümlerine göre çözülmesi gereken bir olay söz konusudur ve yargılama görevi böylesi bir durumda genel görevli Asliye Hukuk Mahkemelerindedir.
Halin böyle olmasına göre somut olayda; dava konusu iş kazası bakımından davalı ....' ile diğer davalı arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi niteliği taşıması ve giderek davalı şirketin işveren sıfatı taşımaması nedeni ile bu davalı bakımından görevsizlik kararı verilmesinin doğru olmayacağı açıktır. Zira yukarıda açıklandığı üzere iş kazalarından kaynaklanan tazminat davalarının iş mahkemelerinde görülebilmesi için davalılardan bir tanesinin işveren veya işveren vekili sıfatını taşıması yeterli olup eldeki davada da bu şart gerçekleşmiştir.
Diğer yandan gerek 818 sayılı Borçlar Kanununun 47 .maddesi gerekse 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile sigortalı yakınlarına verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez ve yine 22.06.1966 gün 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de açıklandığı üzere zarar görenin müterafik kusurunun varlığı halinde bu durumun manevi tazminatın takdirinde göz önünde bulundurulması gerekir.
Bu kapsamda; tarafların sosyal ekonomik halleri, kusur durumları, iş kazası tarihi ve davacı kazalının yaralanmasının niteliği gözetildiğinde lehine kararlaştırılan 20.000,00-TL miktarlı manevi tazminatın çok fazla olduğu da ortadadır.
O halde, davalılar ... ve ... vekilinin vekillerinin bunu amaçlayan temyiz itirazı kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
Yapılması gereken iş; davalı ....' ile birlikte diğer davalılara yöneltilen davaları bir arada görerek, yine davacı bakımından daha uygun miktarda manevi tazminata karar vermekten ibarettir.
SONUÇ: Kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalılar ... ve ...'a iadesine,
03.05.2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.