"İçtihat Metni"
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan deliller ile hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davacı vekilinin tüm, davalı Belediye vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava; tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, maddi, de manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davacının maddi tazminata yönelik fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına, karar verilmiştir.
Dosya kapsamından Yerel Mahkemece verilen tarihli ilk kararın Dairemizin tarihli ilamı ile sair nedenler dışında “ davacı sigortalının maddi zararının hesaplanmasında fiilen emekli olduğu tarihin gözetilmemesinin hatalı olduğu” gerekçesi ile bozulduğu ve Yerel Mahkemenin Karar sayılı bu bozma ilamına uyduğu anlaşılmaktadır.
İnceleme konusu dosyadaki uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “usuli kazanılmış hak” kavramının açıklanması ve açıklanan olgular karşısında somut olay ve taraflar yönünden bunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin irdelenmesi gerekmektedir.
Hukuk Muhakemeleri Kanununda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır.
./..
Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Kazanılmış haklar Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2. maddesinde açıklanan "Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir" hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır:
Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (9.5.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK.nun 21.01.2004 gün, 2004/10-44 E, 19 K.).
Bu sayılanların dışında ayrıca; görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez. (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü-6. Baskı, cilt 5, 2001)
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün ve 2006/4-519-527 sayılı, 31.05.2006 gün ve 2006/10-307-337 sayılı ve 10.05.2006 gün ve 2006/4-230-288 sayılı ilamı).
Somut olaya geldiğimizde, bir önceki bozma ilamında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere iş kazasına uğrayan sigortalının maddi zararının hesaplanması sırasında bilinen bir durum var ise artık ihtimale göre hesaplama yapılamaz. İnceleme konusu dosyada da davacının kazalının tarihinde malulen de olsa emekli olduğu bellidir. Bu durumda davacının aktif dönem sonunun tarihi olduğu, bu tarihten sonrasının davacı için artık pasif dönem olarak kabul edilmesi gerekir. Bu husus bir önceki bozma ilamında da belirtilmiş, Yerel Mahkeme de bu bozma ilamına uymuştur. Fakat hükme esas alınan bilirkişi raporunda uyulan bozma ilamı doğrultusunda hesaplamanın yapılmamasına rağmen Mahkeme bu husus göz ardı edilerek neticeye varmıştır. Diğer bir ifade ile Yerel Mahkeme uyulmasına karar verilen Yargıtay Bozma ilamı doğrultusunda hesaplamanın yapılmadığı bilirkişi raporuna göre davayı neticelendirmiştir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olunması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
./..
Yapılacak iş; Dairemizin gün, Karar sayılı ilamında ayrıntılı olarak belirtildiği üzere davacının kazalının aktif döneminin malulen emekli olduğu tarih olan tarihinde son bulduğu kabulüne göre maddi zararını yeniden hesaplatmak, çıkacak neticeye göre taraflar yararına oluşan usuli kazanılmış hakları da gözeterek karar vermekten ibarettir.
SONUÇ: Kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, 21.06.2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.