"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
TÜRK MİLLETİ ADINA
Davacı, dava dışı borçlu anonim şirketin borçlarından dolayı borçlu olmadığının tespiti, ödeme emirlerinin ve zamanaşımına uğrayan alacakların iptaline, taşınmazlar üzerindeki hacizlerin kaldırılması ve ihtirazi kayıt ile ödenen 20.000,00TL'nin istirdatına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekilince duruşmalı, davalı vekilince de duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.
KARAR
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre, davalı Kurumun tüm temyiz itirazlarının reddine.
2-Davacının temyizine gelince;
Dava, davacının dava dışı borçlu anonim şirketin borçlarından dolayı borçlu olmadığının tespiti , ödeme emirlerinin iptali, zamanaşımına uğrayan alacakların iptali, taşınmazlar üzerindeki hacizlerin kaldırılması ve ihtirazi kayıt ile ödenen 20.000 TL'nin istirdatı istemine ilişkindir.
Dairemiz 06/11/2017 tarih 2016/14155 E 2017/8887 K sayılı bozma ilamı sonrası Mahkemece, "Davacının şirkete ait 01/10/2008 tarihinden önceki borçlardan sorumlu olmadığının tespitine, davacının şirkete ait 01/10/2008 sonrası borçlarından SGK ya karşı sorumlu olduğuna, istirdat talebinin reddine karar verilmişse de varılan bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; ... sicil sayılı işyeri borçlarına ilişkin 2001/4867, 2001/4868 , 2001/ 261 sayılı, ... sicil sayılı işyeri borcuna ilişkin 1998/8162 sayılı takiplerin davacı adına düzenlendiği, ödeme emirlerine konu borçların 1998-2001 dönemlerine ilişkin olduğu, davacının taşınmazları üzerine ... sicil sayılı işyerinin 2002-2009/11 ayları borçlarına ilişkin 26/03/2010 tarihli haciz bildirisi ile 07/04/2010 tarihinde haciz konulduğu, davacının gayrimenkullerinin bazılarının üzerindeki haczi kaldırmak için 24/07/2013 tarihinde ihtirazi kayıt ile 20.000 TL ödeyerek, 6183 sayılı Yasanın 48.maddesi gereğince taksitlendirme yaptığı, 14/03/1979 tarihinden itibaren dava dışı borçlu ... Oto Makine Tur. Teks. Taş. A.Ş'nin yönetim kurulu üyesi olduğu, yönetim kurulu üyeliğinin devam ettiği ve en son 18/07/2008 Tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan ilanla 3 yıllığına yönetim kurulu üyeliğine seçildiği ve şirkette temsil ve ilzam yetkisi olmadığı anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 80/12. maddesinde sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşlarının tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici ve yetkililerinin kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacakları, 5510 sayılı Kanunun 88/20. maddesinde de Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcilerinin Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacakları bildirilmiştir.
5510 sayılı Kanunun 88/20. maddesi 506 sayılı Kanunun 80/12. maddesinden farklı olarak, tüzelkişiliği haiz işverenlerin üst düzeydeki yönetici ve yetkilileri yanında, şirket yönetim kurulu üyelerini de sorumlu tutmaktadır. Diğer bir deyişle, Kurumun 01/07/2008 tarihinden sonraki sigorta primleri ve diğer alacakları ile ilgili olarak şirketlerin borçlarından müşetereken ve müteselsilen sorumlu olmak için şirketin Yönetim Kurulu üyesi olmak yeterlidir.
Öte yandan 506 sayılı Kanun'un 80. maddesinde 3917 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik uyarınca, Kurumun süresi içerisinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gereği öngörülmüş; 3917 sayılı Kanun'la yapılan bu değişiklik aynı Kanun'un 8. maddesi hükmüne göre 08/12/1993 tarihinde yürürlüğe girmiş; daha sonra, 24/06/2004 tarih ve 5198 sayılı Kanun'la aynı maddede yapılan değişiklik sonucunda Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun'un 102. maddesinin de uygulanma olanağı bulunmadığı düzenlemesi getirilmiş ve düzenleme 06/07/2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu durumda, zamanaşımı süresi bakımından 3917 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 08/12/1993 tarihinden önceki dönemle, 5198 sayılı Kanun'un yürürlüğü sonrasına ilişkin prim ve gecikme zamları yönünden Sosyal Güvenlik Kurumu’nun alacak hakkı, Borçlar Kanunu’nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Giderek, zamanaşımının başlangıç tarihi ise yine Borçlar Kanunu’nun 128. maddesi gereğince alacağın muaccel olduğu tarihtir ve zamanaşımının kesilmesi ve durdurulmasına ilişkin Borçlar Kanunu’nun 132. ve ardından gelen maddeleri de burada aynen geçerlidir.
6183 sayılı Kanun'un 103. maddesinde ise zamanaşımını kesen haller sayılmış olup kesilmenin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren zamanaşımı yeniden işlemeye başlayacağı belirtilmiştir.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun Geçici 7. maddesi uyarınca 506 sayılı Kanunun 80. maddesi olup, birlikte sorumluluk ilkesini getiren anılan madde hükmüne göre; sigorta primlerini (fer'ileri ile) haklı sebepleri olmaksızın yasal süresi içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen tüzel kişiliği haiz işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri; işbu prim borcundan dolayı Kurum'a karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır. Bu bağlamda, müteselsil borçluluğun en belirgin özelliği; alacaklıya karşı borçlulardan her birinin; edimin tamamından sorumlu olması, başka bir ifade ile, alacaklının borçlulardan hepsini birden takip ya da dava edebileceği gibi bunların içinden dilediği birini veya birkaçını dava ya da takip edebilmesi ise de; bu özellik, müteselsil borçların nispi bağımsızlığını ortadan kaldırır nitelik taşımamaktadır. Müteselsil borçların nispi bağımsızlığı ilkesinin zamanaşımı yönünden sonuçları ise; müteselsil borçlulukta, zamanaşımının borçlulardan biri bakımından durmasının diğer borçlulara sirayet etmemesi; müteselsil borçlulardan birinin ileri sürdüğü zamanaşımı def'inden bunu ileri sürmemiş olanların yararlanmalarının mümkün bulunmamasıdır. Her ne kadar Borçlar Kanunu'nun 134/1. maddesi hükmü, zamanaşımının borçlulardan birine karşı kesilmesi halinde, bundan diğer borçluların etkileneceği esasını içermekte ise de; yukarıda açıklandığı üzere, müteselsil borçlulukta her bir borçlunun borcunun diğerlerinkinden belli ölçüde bağımsız olduğu, bu bağlamda, zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin, her borçlunun borcu bakımından ayrı ayrı incelenmesi gereği gözetildiğinde, anılan hükmün, istisnai nitelikte bir hüküm olması itibariyle Hukuk Genel Kurulunun 07.03.1986 tarih. E 1984/10-250, K 1986/205 sayılı kararında da ifade edildiği gibi, sözü edilen kural sadece tam teselsül durumunda uygulanmalıdır.
Somut olayda; Haczin kaldırılması talebi yönünden; Dairemiz bozmasında 4 adet ödeme emrinden başka davacı adına düzenlenmiş ödeme emri ve ödeme emri tebligatının olup olmadığının anlaşılamadığı belirilmiş olup Mahkemece kuruma bu husus sorulmuş ve 20/03/2018 tarihli Kurum cevabında dosyada da mevcut olan yukarıda yazılı olan ödeme emirleri gönderilmiş , davacı adına düzenlenmiş başka ödeme emri olduğundan bahsedilmemiştir. Devamla yine aynı bozma ilamında taşınmazlar üzerine geçerli bir haciz konulabilmesi için usulüne uygun ödeme emri tebligatı gerekmekte olduğu belirtilmiş olmakla kurum cevabı sonrası davacının taşınmazlarına konulan haciz bildirisinde borcu olduğu belirtilen işyerine ilişkin davacıya tebliğ edilmiş ödeme emri olmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece bu durum dikkate alınmadan taşınmaz hacizlerinin kaldırılması talebi hakkında olumlu olumsuz karar verilmemesi hatalıdır.
Borçlu olmadığının tespiti ve ödeme emirlerinin iptali yönünden; Davacıya 2008 yılı sonrası borçlarına ilişkin ödeme emri gönderilmemiş olmakla kurum ile davacı arasında muaraza çıkmadan dava dışı işyerine ait birden çok işyeri olduğu gözetilmeden iki ayrı işyerine ait dosyadaki hesap kartlarına göre davacının miktar olarak sorumluluğunun belirlenmesi de hatalıdır. Her ne kadar haciz bildirisinde 2008 yılı sonrasına ilişkin dönem belirtilse de davacıya bu döneme ilişkin ve bu işyeri borçlarından ödeme emri tebliğ edilmediğinden 2008/10. ay ve sonrası hakkında karar verilmesi hatalıdır. Ayrıca 2008/10. ay öncesi için de sadece gönderilen ödeme emirleri ve dönemleri yönünden zamanaşımı hükümleri de dikkate alınarak sonuca gidilmesi gerekirken tüm dönemler yönünden muaraza çıkmadan tespit hükmü kurulması usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.
İstirdat talebi yönünden ise; kurum ile davacı arasındaki muaraza, gönderilen 4 adet ödeme emri ve haciz bildirisi yönünden çıkmakta olup gönderilen ödeme emirleri zamanaşımı yönünden değerlendirilmeden, haciz bildirisinde belirtilen işyeri borçlarından davacıya ödeme emirleri gönderilip gönderilmediği dikkate alınmadan yanılgılı değerlendirme ile sonuca gidilmesi hatalıdır.
Yapılacak iş; yukarıdaki açıklamalar ışığında; davacının talepleri hakkında ayrı ayrı hüküm kurmaktan ibarettir.
Ayrıca; 5510 sayılı Kanun'un yürürlük süresiyle ilgili 108/1-c maddesinde, Kanun'un 88. maddesinin 01/07/2008 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir. Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumuluğu dikkate alınırken kanun yürürlük tarihi dikkate alınmadan 2008/10. aya göre belirlenmesi de hatalıdır.
Mahkemece tüm yukarıda açıklanan hususlar değerlendirilmeden yanılgılı değerlendirme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 11/11/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Gerçekleştirdiğiniz işlemde Hata Oluştu !