"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle, davalılardan ... ve ... hakkında açılan davanın reddine, 36.915,00TL maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte diğer davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davacılar vekilince istenilmesi ve de duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 08/10/2019 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü yapılan tebligata rağmen taraflar adına kimsenin gelmediği çağrılarak anlaşıldı ve duruşmaya başlanarak incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verilerek aynı gün düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.
K A R A R
Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davacının sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
Dava, 15/11/2000 tarihli iş kazası sonucu vefat eden sigortalının anne ve babasının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davalılar ..., ... hakkında açılan davanın reddine, davalılar ... ve ... hakkında açılan davanın kısmen kabulü ile; davacı baba ... için 31.951,00 TL maddi, 2.500,00 TL manevi, davacı anne ... için 2.500,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte Davalılar ... ve ...’dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine, davacı annenin maddi tazminat talebinin reddine,
İş kazalarında olay, İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik İlkeleri çerçevesinde değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır. İşverenin iş kazası sonucu meydana gelen zarar nedeniyle hukuki sorumluluğu yasa ve içtihatlarla belirlenmiş olan ayrık haller dışında ilke olarak iş aktinden doğan işçiyi gözetme ( koruma ) borcuna aykırılıktan kaynaklanan kusura dayalı sorumluluktur. İnsan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin işçilerin sağlığını ve güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu olay tarihinde yürürlükte bulunan İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğudur.
İş kazasından doğan tazminat davalarının özelliği gereği, İş Kanunu'nun 77. maddesinin öngördüğü koşulları göz önünde tutarak ve özellikle işverenin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü'nün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelenmek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmelidir. (Hukuk Genel Kurulunun 16.06.2004 gün ve 2004/21-365 E.-369 K.sayılı kararı da aynı yöndedir )
Öte yandan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 74. maddesine göre hukuk hakimi zarar verenin kusuru olup olmadığına karar vermek için ceza hukukunun sorumluluğa dair hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da hukuk hâkimini bağlamaz. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi de bu düzenlemeyi içermektedir.
Mahkemece sorumluluğun dağıtılmasında dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise işveren vekilliği müessesidir. Günümüzde işletmelerinin ve iş kapasitelerinin genişlemeleri, işverenin tek başına ve bizzat işi yönetmesini, iş yasalarından ve sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini yerine getirmesini olanaksız kılmaktadır. Özellikle sermaye şirketi olan tüzel kişi işverenin, zaman zaman toplanarak yönetime dair kararlar alan organlarının, sürekli olarak işleri doğrudan doğruya idare etmesi mümkün değildir. Bu durumda, şirket yönetimine yardımcı olacak gerçek kişilerin işveren vekili olarak iş yerlerinde çalıştırılması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinin 4. bendine göre; işveren adına hareket eden ve işin, iş yerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kimselere, işveren vekili denir. İşveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı işlem ve yükümlülüklerinden doğrudan işveren sorumludur. Aynı maddenin 5. bendine göre de İş Kanununda işveren için öngörülen her çeşit sorumluluk ve zorunluluklar işveren vekilleri hakkında da uygulanır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 12. maddesinin 2. fıkrasına göre işveren adına ve hesabına, işin veya görülen hizmetin bütününün yönetim görevini yapan kimse, işveren vekilidir. Bu kanunda geçen işveren deyimi, işveren vekilini de kapsar. İşveren vekili, bu kanunda belirtilen yükümlülüklerinden dolayı işveren ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. Gerek İş kanunu Gerekse 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre; bir kimsenin işveren vekili sıfatını kazanabilmesi için; işyerinde işveren adına hareket etmesi ve işin ve işyerinin yönetiminde görev alması gerekir.
İş Kanunun, işveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı muamele ve yüklemlerinden doğrudan doğruya işverenin sorumluluğunu kabul eden ilgili maddesi, işveren ile işveren vekili arasında doğrudan doğruya temsil ilişkisi bulunduğunu gösterir. Şu halde işveren vekili işveren adına ve hesabına hareket eden ve yaptığı hukuki işlemler ile onu alacaklı ve borçlu kılan kimsedir. Bu anlamda işveren vekili teknik yönden bir işveren temsilcisidir.
Dava konusu olay iş kazası olup , iş hukuku ve sosyal güvenlik ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmeye tutulmalıdır. İşverenin iş kazası sonucu meydana gelen zarar nedeniyle hukuki sorumluluğu yasa ve içtihatlarla belirlenmiş olan ayrık haller dışında ilke olarak iş aktinden doğan işçiyi gözetme(koruma) borcuna aykırılıktan kaynaklanan kusura dayalı sorumluluktur. Başka bir ifadeyle işveren sıfatına sahip şirketin ortağının meydana gelen iş kazasında şahsi kusurunun bulunup bulunmadığı araştırılmalı, şahsi kusurunun varlığının tespit edilmesi halinde şirket ortağı olması sıfatı ile değil de kişisel kusurundan dolayı sorumlu tutulabileceği göz ardı edilmemelidir. Aksi taktirde şirketin kusurundan, ortağın sorumlu tutulamayacağı insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin işçilerin sağlığını ve güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğudur.
Sonuç itibariyle, iş kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında; iş kazasında kusuru olduğunun tespiti halinde, işveren vekili de, işveren yanında zarardan sorumlu olacaktır.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre sigortalı ...’in davalılardan ... ortağı ve ...’ın ise ortağı ve şirket müdürü olduğu dava harici ... Tekstil San ve Dış Tic. Ltd. Şti’nde işçi olarak çalışırken, işveren şirketin işçilere verilecek tazminatlar konusunda sorun yaşadığı bir süreçte, işçilere gözdağı vermek için olaydan önce sabıkalı olarak tanınan davalı ..., ...’ndan yardım istendiği, olay günü davalılardan ...’ın işçilerin yemekhanede toplanması için emir verdiği, davalı ..., ...’nun yemekhaneye gelerek işçilere işverene karşı hak taleplerini geri çekmeleri hususunda tehdit ettiği, bu sırada sigortalının tehdit eden şahıslarda silah olduğunu diğer işçilere haber vererek kaçmaya çalışması üzerine, davalı ...’un, davalı ...’in kendisine temin ettiği silah ile kazalı ...’i vurarak öldürdüğü anlaşılmıştır. SGK tarafından olayın iş kazası olarak kabul edildiği, ... 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2008/13 Esas, 2009/75 Karar sayılı Ceza Dava dosyasında sanıklar ..., ... ve ...’ın kasten adam öldürme şuçundan mahkumiyetlerine, sanıklar ...’ın ise adam öldürme suçundan beraatine, sanıklar ..., ve ...’ın hürriyeti tahdit, tehdit, vd. suçlardan ceza dava zamanaşımının dolması nedeniyle davanın ortadan kaldırılmasına karar verildiği temyiz incelemesi neticesinde kararın onandığı, hükme esas alınan kusur raporunda davalı ... %60, Davalı ... %10, dava harici ... %10 ve Dava harici ... Ltd Şti %20 kusurlu olarak kabul edilmişken, haklarında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadığı gerekçesiyle davalı ... ve ...’a kusur verilmediği anlaşılmıştır.
Somut olayda, davalı ... ve ...’un işveren vekili sıfatıyla hareket ettikleri, bu yönüyle işveren şirketin tüzel kişiliğini temsilen verilen kusurdan sorumluluklarının bulunduğu açıktır. Öte yandan kesinleşen ceza dava dosyası kapsamındaki maddi vakalar değerlendirildiğinde iş bu davalıların iş kazası niteliğinde ölüm olayının gerçekleşmesinde kusurlarının olduğu da sabittir.
O halde, davalılar ..., ...’ın hükmedilen tazminatlardan diğer davalılar ile beraber müştereken ve müteselsilen sorumluluklarına hükmedilmesi gerekirken haklarında açılan davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, temyiz eden davacılar vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine, 08/10/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.