"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme bozmaya uyurak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davacılar vekilinin aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2-Dava, 23/02/2007 tarihli iş kazası nedeniyle vefat eden sigortalının eşi, çocukları, anne, baba ve kardeşlerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davalı şirketler açısından kusurları bulunmadığından bahisle davanın reddine, davalı ... açısından ise davacı eşin maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne, davacı çocuk ...'un maddi tazminat isteminin reddine, diğer davacı çocukların maddi tazminat istemlerinin taleple bağlı kalınarak kabulüne, davacı eş ve çocuklar lehine 10.000,00'er TL, davacı anne ve baba lehine 3.000,00'er TL ve davacı kardeşler lehine 1.000,00'er TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği; Dairemizin 05/06/2017 tarihli kararı ile 4857 sayılı İş Kanununun 77 ve devamı maddeleri doğrultusunda, iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetince inceleme yaptırılarak, ceza dava dosyasında kesinleşen maddi olguya göre davacılar murisi ile davalı ... arasındaki kavganın çıkış nedeni de dikkate alınarak taraflar arasında meydana gelen kavga olayında işverenler tarafından alınabilecek iş güvenliği önlemleri bulunup bulunmadığı konusunu da tartışan kapsamlı bir bilirkişi kusur raporu alınarak tarafların kusur ve sorumluluklarının belirlenmesinden sonra çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekçesi ile yerel mahkeme hükmünün bozulduğu, akabinde ise alınan kusur bilirkişi heyeti raporuna itibar edilmeyerek ilk hükmün aynı şekilde tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Karar tarihinde yürürlükte olan 6100 sayılı HMK'da (ayrıca mülga 1086 sayılı HUMK içeriğinde) “usulü kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.( HGK.nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)
Somut olayda Mahkemece, Dairemiz bozma ilamına uyulmuş ve yargılamaya devam edilmiş olup, Bozma ilamı akabinde tanzim edilen, ceza dava dosyasında kesinleşen maddi olguya göre davacılar murisi ile davalı ... arasındaki kavganın çıkış nedeni de dikkate alınarak taraflar arasında meydana gelen kavga olayında işverenler tarafından alınabilecek iş güvenliği önlemlerinin kapsamlı şekilde tartışıldığı, olaya uygun düşen 25/10/2017 tarihli kusur bilirkişi heyeti raporuna itibar edilmeyerek yukarıda ifade edilen usulü müktesep haklara riayet edilmeden karar verilmiştir.
3-Diğer yönden uyuşmazlık, 23/02/2007 tarihli zararlandırıcı olaydan dolayı hakkında davanın reddine karar verilen davalılar ... Yapı Elemanları Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile ... İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.‘nin davacılara karşı sorumluğunun doğup doğmadığı noktasında toplanmaktadır.
Yargılamaya konu ihtilafın sağlıklı biçimde çözülmesi için asıl işveren-alt işveren kavramlarıyla, somut uyuşmazlık için önem arz ettiğinden işveren niteliği konularının açıklanmasında fayda vardır.
4857 sayılı Kanun'un 2.maddesine göre; bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye “işçi”, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara “işveren”, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye ise “iş ilişkisi” denir.
İş Kanunu'nun 2.maddesinin 7.fıkrasına göre bir işverenden, iş yerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu iş yerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye “asıl işveren-alt işveren ilişkisi” denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o iş yeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
4857 sayılı Kanun'un 2/7.maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kurtulmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün hale gelecektir.
Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu müteselsil niteliktedir. Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2. maddesinin 6. fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler.
Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır;
a)İş yerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır.
b)Bir başka işveren, iş yerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve işçi çalıştırmalıdır.
c)İşverenlik sıfatının, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanılmış olması aranacaktır.
d)İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir iş yeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır.
e)İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır.
f)Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi ya da yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.)
Öte yandan asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşme ile iş kazası veya meslek hastalığına bağlı maddi ve manevi tazminat sorumluluğunun alt işverene ait olduğunun kararlaştırılması; bu sözleşmenin tarafı olmayan işçi veya mirasçıları bağlamaz.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; dava dışı Manisa Büyükşehir Belediyesi'nin hal binası ve sosyal tesisler yapım işinin davalı ... Yapı Elemanları Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ne verildiği, davalı Abaş şirketinin belediyeden aldığı işin hafriyat kısmını davalı ... İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'ne verdiği, murisin davalı ... İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.‘de kepçe operatörü olarak çalıştığı, olay tarihinde aynı şantiyede iş yapan dava dışı ... isimli bir şirketin daha bulunduğu, dava dışı ... şirketinde kamyon şöförü olarak çalışan davalı ... ile davacılar murisi arasında dolgu malzemesinin nereye döküleceği konusunda tartışma çıktığı, bu tartışmanın kavgaya dönüştüğü ve davalı ...'in muris tarafından darp edildiği, bu durumu içine sindiremeyen davalı ...'in kasıtlı olarak davacılar murisinin üzerine kamyonu sürüp, onu öldürdüğü, aynı olaya ilişkin kesinleşmiş ceza mahkemesi kararında da oluşun bu şekilde kabul edildiği, davalı ...'in haksız tahrik altında kasten adam öldürmek suçundan hapis cezasına mahkum edildiği görülmekle; davalı ... Yapı Elemanları Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin hal binası ve sosyal tesisler yapım işinin harfiyat kısmını ... İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'ye vermesinin, asıl işveren ve alt işverenlik sıfatından ve bunun doğal neticesi olarak da sorumluluktan kurtarmayacağı, asıl işveren olarak alt işverenin (taşeronun) ve bu alt işverenin istihdamlarının kusurlarından birlikte müteselsilen sorumlu oldukları ve hüküm altına alınan tazminatlardan davalıların birlikte sorumlulukları yoluna gidilmesi gerektiği gözden kaçırılarak, davalılar ... Yapı Elemanları Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve ... İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. yönünden davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur. Neticeten adı geçen davalıların hüküm altına alınan tazminat tutarlarından aleyhine hüküm kurulan diğer davalı ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu gözardı edilerek haklarındaki davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş, Bozma ilamı akabinde tanzim edilen ve ceza dava dosyasında kesinleşen maddi olguya göre davacılar murisi ile davalı ... arasındaki kavganın çıkış nedeni de dikkate alınarak taraflar arasında meydana gelen kavga olayında işverenler tarafından alınabilecek iş güvenliği önlemlerinin kapsamlı şekilde tartışıldığı, olaya uygun düşen 25/10/2017 tarihli kusur bilirkişi heyeti raporuna itibar edilerek ve hükme esas teşkil eden 09/06/2014 tarihli hesap raporundaki doneler dikkate alınarak, taraflar lehine oluşan usulü kazanılmış haklara da riayet edilmek sureti ile rapor neticesine göre davalıların müştereken ve müteselsilen sorumluluğuna dair bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine 21/11/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
G.K