"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki kurum işleminin iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; eczanesi hakkında davalı Kurum tarafından yapılan soruşturma neticesinde Sosyal Güvenlik Kurumu kapsamındaki kişilerin Türk Eczacıları Birliği üyesi eczanelerden ilaç teminine ilişkin 2009 protokolünün 6.3.3. maddesi uyarınca reçete bedelinin 5 katı tutarında 8.122,55 TL cezai şart işlemi, 6.3.19. maddesi gereğince 16.245,10 TL cezai şart işlemi ve 4.3.6. maddesi gereğince kuruma fatura edilen reçete bedeli ve faiz toplamı olan 1.862,44 TL’nin ve hazırlanan bir başka soruşturma raporuna istinaden yine aynı protokolün 6.3.19. maddesi uyarınca 214.180,08 TL cezai şart ile 4.3.6 ve 5.5. maddeleri gereğince reçete bedelleri toplamı olan 29.765,29 TL’nin Kurumca ilk alacaktan mahsup edileceğinin bildirildiğini ve toplamda 270.175,46 TL cezai şart işlemi uygulandığını, davalı kurum tarafından tesis edilen bu işlemlerin haksız olduğu gerekçesiyle iptalini istemiştir.
Davalı; davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; 2003 yılı protokolünde sahte kupürlü reçetelerin kuruma fatura edilmesi ve reçete arkası imzalarının hasta yada yakınına ait olmadığına ilişkin eylemler yönünden cezai şart uygulanması yönünde bir hüküm olmadığından davanın kısmen kabulüne 238.547,33 TL cezai şart uygulanmasına yönelik kurum işleminin iptaline dair verilen karar, davalı vekilinin temyizi üzerine; Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi’nin 18/12/2017 tarihli, 2015/20066 esas, 2017/12581 karar sayılı ilamıyla "...birden fazla cezai şart gerekçesi karşısında konunun teknik hususları kapsaması nedeniyle uzman bilirkişi incelemesi yapılmasına gerekli olmasına rağmen bu yola başvurulmayarak mevcut sonuca ulaşılması hatalı olmuştur. O halde, tarafların iddia ve savunmaları usulünce değerlendirilip taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine uygun uzman bir bilirkişi veya bilirkişi kurulundan rapor alındıktan sonra hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekir..." gerekçesi ile bozulmuştur.
Mahkemece; bozmaya uyulduğu belirtilerek, davaya konu reçetelerin 2003-2004 yıllarına ait oldukları, Sosyal Güvenlik kapsamındaki kişilerin Türk Eczacılar Birliği'ne üye eczanelerden ilaç teminine ilişkin 2009 yılı protokolünde protokol hükümlerinin önceki yılları kapsadığına dair bir hükmün bulunmadığı, kurum müfettişleri tarafından düzenlenen raporlarda sahte reçete veya kupürlerin kuruma fatura edilmesi işleminde eczacı veya çalışanların dahili olduğuna ilişkin bir tespitin olmadığı, Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda alınan bilirkişi raporuna göre davanın kabulüne; 270.175,46 TL cezai şart uygulamasına yönelik davalı kurum işleminin iptaline dair verilen karar, davalı vekilinin temyizi üzerine; Dairemizin 16.11.2020 tarihli, 2020/2785 esas, 2020/6638 karar sayılı ilamıyla "...önceki bozma gerekleri yerine getirilerek alanında uzman bilirkişi heyetinden, ( soruşturma raporu, Ceza dosyası ve taraf delilleri kapsamında) uyuşmazlığa konu kurum işlemleri ve işlemlere konu eylemler bakımından hangi protokol hükümlerinin uygulanacağı, uygulanacak hükümlerde yer alan unsurların somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespiti bakımından rapor aldırılıp, "davalının usuli kazanılmış hakkı da gözetilerek" hüküm kurulması gerekir..." gerekçesi ile bozulmuş ve bozma kararına karşı davacı vekilinin karar düzeltme talebi reddedilmiştir.
Mahkemece; bozmaya uyulduğu belirtilerek, sahte kupürlerin eczanelere depolar aracılığı ile verilebileceği, sahte kupürlerin kuruma fatura edilmesi işleminde eczacı veya çalışanlarının kastının yada dahili olduğuna ilişkin bir tespitin olmadığı, davalı tarafından uygulanan 230.425,90 TL tutarındaki cezai işlemin yerinde olmadığı anlaşıldığından davanın kısmen kabulüne; 238.547,33 TL cezai şart uygulamasına yönelik davalı kurum işleminin iptaline karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve özellikle temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre; davacı yönünden tüm temyiz itirazlarının, davalı yönünden aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davalı aleyhine hükmedilen vekalet ücretine yönelik temyiz itirazının incelenmesinde;
Yargıtay'ın bozma kararına gerek iradi, gerekse kanuni şekilde uymuş olan yerel mahkeme, bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve hüküm kurmak zorundadır. Mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK). Ayrıca, mahkemece verilen kararın Yargıtay bozma ilamının kapsamı dışında kalarak kesinleşmesi durumunda da usuli kazanılmış hak doğmuş olur. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün, bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uyan mahkeme, kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Yani kesinleşmiş bu kısımlar o kısımlar lehine olan taraf yararına bir usuli müktesep hak teşkil eder. Bu husus kamu düzenine ilişkindir.
Yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece 23/12/2014 tarihli kararda davalı aleyhine 1.500 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmiş ve davacı tarafından bu hükme yönelik temyiz talebinde bulunulmamış olması nedeniyle davalı lehine usuli kazanılmış hak doğmuştur. Hal böyle olunca bozma nedenleri de dikkate alındığında, davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin karar tarihinde yürürlükte olan maktu vekalet ücreti olması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, temyiz olunan ilk derece mahkemesi kararının düzeltilerek onanması, HMK'nın 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü gereğidir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacının tüm, davalının sair temyiz itirazlarının REDDİNE, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hüküm fıkrasının 5 nolu bendinin hükümden çıkarılarak yerine “5-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 9.200 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,” söz ve rakamlarının eklenerek hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, 6100 sayılı HMK'nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12/10/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.