"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2020/292 Esas, 2021/203 Karar
SUÇ : Rüşvet alma, rüşvet verme, rüşvet vermeye aracılık etme
HÜKÜM : Mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Düzeltilerek onama
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
Sanık ... müdafiinin yasal süresinden sonra vaki ve tayin olunan ceza miktarına göre de yasal koşulları bulunmayan duruşmalı inceleme talebinin 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 318. maddesi gereği reddine ve incelemenin duruşmasız olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Katılan vekilinin temyiz talebinin vekalet ücretine yönelik olduğu gözetilerek yapılan incelemede;
Temel amacı maddi gerçeğin ortaya çıkartılması olan ceza yargılamasının en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri "şüpheden sanık yararlanır ilkesi" olup, bu kapsamda sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesi için suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilmesi ve sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin mutlaka sanık yararına değerlendirilmesi gerektiği diğer yandan rüşvet suçunun oluşabilmesi için bir rüşvet anlaşmasının bulunması, bu anlaşmanın da işin yapılmasından önce veya en geç yapılması anında olmasının zorunlu olduğu, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbirinin uygulanması sırasında tespiti yapılan ikili görüşmelerin, görüşmenin tarafı olmayan ve görüşme içeriklerini ve suçu kabul etmeyen sanıklar aleyhine delil olarak kullanılamayacağı ayrıca iletişim tespitlerinin tek başına delil olarak kabul edilemeyeceği nazara alındığında; sanıklar ... ile ... arasında polis memuru olan ...'e menfaat sağlandığına dair görüşmeler olmakla birlikte, ... ile diğer sanıklar arasında menfaat teminine ilişkin bir görüşmenin bulunmadığı, iletişimin tespitine konu görüşme içeriklerini destekler nitelikte başkaca delil bulunmadığı bu itibarla rüşvet anlaşmasının gerçekleştiğine dair, savunmaların aksine delil bulunmadığı ayrıca sanıklardan ... ve ...'in, adli kontrol kararı uyarınca imzalanması gereken evrakın sonradan imzalandığını kabul etmeleri nedeniyle görevi kötüye kullanma suçu yönünden değerlendirme yapılması gerektiğinde, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 24.12.2019 tarihli, 2016/5-1440 Esas ve 2019/719 sayılı Kararında da belirtildiği üzere 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 138/2. maddesindeki açık düzenleme uyarınca katalog suçlardan birinin, katalog olmayan bir suça dönüşmesi halinde "iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması" tedbiri uygulanmak suretiyle elde edilen delillerin suçun ispatında kullanılmasına ve kurulan hükme dayanak yapılmasına yasal olanak bulunmadığı, bu anlamda kamu davasının katalog suçlardan birinden açılmış olup olmaması veya dönüştürmenin soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı veya kovuşturma evresinde mahkeme tarafından yapılması arasında herhangi bir fark bulunmadığı, aksi düşüncenin kabulünün, kanunda yer alan katalog kısıtlamasını dolanmak niyetiyle katalog suç görüntüsü altında tedbire başlanıp deliller elde edildikten sonra bu delillerin katalog dışı bir suç için kullanılması sonucunu doğuracağı hususları birlikte değerlendirildiğinde; dosya kapsamında alınan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararının "örgütlü hırsızlık" suçundan verildiği, gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen delillerin katalog suçlar arasında yer verilmeyen görevi kötüye kullanma suçunun ispatında kullanılmasına yasal olanak bulunmadığı, iletişimin tespiti tutanaklarına istinaden alınan ikrarların da kanunda gösterilen hukuka uygun yöntemlerle tespit edilmediğinden suçun sübutunda delil olarak değerlendirilemeyeceği ve 5271 sayılı Kanun'un 217/2. maddesine göre hükme esas alınamayacağı, hukuka aykırı nitelikteki söz konusu deliller dışlandığında, sanıkların savunmalarının aksine mahkumiyetlerine yeterli her türlü kuşkudan uzak, somut ve yasal delil de elde edilemediğinden yüklenen suçtan beraatlerine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeler sonucu yazılı şekilde mahkumiyetlerine hükmolunması,
Kabule göre de;
Yüklenen suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanık ... hakkında, aynı Kanun ve maddenin beşinci fıkrasının uygulanması sırasında (a) bendindeki hak ve yetkileri kullanmaktan yasaklanması yerine 53. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen tüm hak ve yetkileri kapsayacak şekilde uygulama yapılması,
Sanıklar hakkında mahkumiyet hükümleri kurulmasına rağmen kamu davasında kendisini vekille temsil ettiren katılan lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı, sanık ...'ın, sanık ... müdafiinin, sanık ... ile müdafiinin ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA 26.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.