"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI: 2011/200 Esas, 2016/266 Karar
SUÇLAR : Zimmet, icrai ve ihmali davranışla görevi kötüye kullanma
HÜKÜMLER : Mahkumiyet (sanıklardan ... ve ... hakkında zincirleme zimmet ve zincirleme icrai davranışla görevi kötüye kullanma, ... hakkında zincirleme icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçlarından), hükmün açıklanmasının geri bırakılması (sanıklardan ... hakkında icrai davranışla görevi kötüye kullanma ... hakkında ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçlarından), beraat (sanıklardan ... ve ... hakkında zimmet, ... hakkında görevi kötüye kullanma suçlarından, kamu davasının ölüm nedeniyle düşmesine (sanık ... hakkında görevi kötüye kullanma suçundan)
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin reddi, kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle düşmesine, bozma
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260/1. maddesine göre zimmet suçundan katılan sıfatını alabilecek surette zarar görmüş olan ... ile Hazinenin kanun yoluna başvurma haklarının bulunması ve hükümlerin vekili tarafından 7417 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 05.07.2022 tarihinden önce temyiz edilmesi ile usul hükümlerinin derhal uygulanacağı hususu karşısında, adı geçen Bakanlığın ve Hazinenin 3628 sayılı Kanun'un 7417 sayılı Kanun'un 40. maddesiyle değişik 18/2. madde ve fıkra hükmü uyarınca başvuru tarihinde anılan suç yönünden müdahil sıfatını kazandıklarına, adı geçen Bakanlığın icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan verilen hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğuna, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.02.2017 tarihli ve 2015/5-95 Esas, 2017/71 sayılı ve benzer Kararlarında da belirtildiği üzere "suçtan zarar görme" kavramının "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hâli" olarak anlaşılması gerektiği, 5271 sayılı Kanun'un 237. maddesine göre sanıklar ..., ..., ... ve ...'a isnat olunan görevi kötüye kullanma suçlarından doğrudan zarar görmeyen Hazinenin davaya katılma ve temyiz hakkının olmadığı, sanıklardan ...'ın 28.06.2016, ...'nın 27.06.2016 tarihlerinde tebliğ edilen mahkumiyet hükümlerini bir haftalık yasal temyiz süresinden sonra verdikleri 11.07.2016 havale tarihli dilekçeler ile temyiz ettikleri anlaşıldığından, temyiz istemlerinin 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (5320 sayılı Kanun) 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 317. maddesi uyarınca ayrı ayrı REDDİNE, sanıklar ... ve ... hakkında icrai ve ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçlarından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların, 5271 sayılı Kanun'un 231/12. maddesinin karar tarihi itibariyle yürürlükte olan haline göre gereğince itiraza tabi olup temyizi mümkün bulunmadığından, aynı Kanun'un 264. maddesi de gözetilerek katılan ... vekilinin söz konusu kararlara yönelik temyiz isteminin itiraz mahiyetinde kabulü ile mahallinde merciince değerlendirilip gerekli kararların verilmesi mümkün görüldüğünden, dosyanın bu yönden incelenmeksizin mahalline İADESİNE, incelemenin katılanlardan ... vekilinin sanıklardan ... hakkında kurulan düşme, ..., ..., ... hakkında kurulan beraat, ..., ... ve ... hakkında kurulan mahkumiyet, ... vekilinin sanıklardan ... hakkında icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan kurulan beraat, ..., ... ve ... hakkında aynı suçtan kurulan mahkumiyet, ... ve ... hakkında zimmet suçundan kurulan beraat, ... ve ... hakkında aynı suçtan kurulan mahkumiyet hükümlerine, Hazine vekilinin zimmet suçundan kurulan tüm hükümlere, müdafiinin sanık ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarıyla sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
1)Sanıklardan ..., ... ve ... hakkında icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan verilen mahkumiyet, ... hakkında aynı suçtan verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde;
Sanıkların üzerlerine atılı icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçunun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 257/1. madde ve fıkrasında öngörülen cezasının üst sınırı itibarıyla aynı Kanun'un 66/1-e ve 67/4. maddelerine göre 8 yıllık asli ve 12 yıllık ilaveli dava zamanaşımı sürelerine tabi olduğu, suç tarihi olan 2009 yılı ile inceleme günü arasında 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin gerçekleştiği anlaşıldığından, hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 322/1 ve 5271 sayılı Kanun'un 223/8. maddeleri gereğince sanıklar hakkında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE,
2)Sanıklardan ... ve ... hakkında zimmet suçundan verilen beraat, ... hakkında görevi kötüye kullanma suçundan kurulan düşme hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat ve düşme hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılanlar vekillerinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ayrı ayrı ONANMASINA,
3)Sanıklar ... ve ... hakkında zimmet suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde ise;
Suç tarihinde ... yönetim kurulu üyeleri olan sanıkların, kooperatif kayıtlarında belge ya da faturaya dayanmaksızın temsil ve ağırlama gideri harcaması yapılmış gibi göstererek 27.936,00 TL'yi, sanık ...'in ayrıca kooperatif kayıtlarında muhasebecilere ödeme yapılmış gibi göstererek 34.935,00 TL'yi ve yönetim kurulu üyelerine fazladan huzur hakkı ödenmiş gibi göstererek 47.350,00 TL'yi uhdesinde bulundurmak suretiyle temellük zimmeti ayrıca her iki sanığın 104.500,00 TL tutarında parayı hesaplara geç intikal ettirmek suretiyle kullanma zimmeti suçlarını işlediklerinin iddia ve kabul edildiği olayda; kullanma zimmetinde suçun konusunun, kullanma ile elde olunan yarar (nema) olduğu ve nema miktarının zimmete dahil edilmesi gerektiği gözetilmeden hüküm kurulmuş ise de; temel cezanın alt sınırdan belirlenmesi, temellük zimmeti miktarının 5237 sayılı Kanun'un 249. maddesi bağlamında değer azlığı sınırının üzerinde olup sanıkların ödeme iradesi de göstermediği nazara alındığında, kullanma zimmetine esas nema miktarı hesaplanmadan hüküm kurulmuş olması sonuca etkili bulunmamış, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun'un 53/1-d maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işleyen sanıklar hakkında, aynı Kanun'un 53/5. maddesi uyarınca hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmemesi,
Kanuna aykırı, sanıklar ve müdafiileri ile katılanlar vekillerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi gereği BOZULMASINA ancak bu aykırılık yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 322. maddesi uyarınca hüküm fıkrasının (3) ve (4) numaralı bentlerine ilişkin (b) alt bentlerinin beşinci paragraflarından sonra gelmek üzere Mahkemenin takdir ve uygulaması da nazara alınarak "Sanığın atılı suçu 5237 sayılı Kanun'un 53/1-d maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği anlaşılmakla, ayrıca, cezasının infazından sonra işlemek üzere aynı Kanun'un 53/5. maddesi uyarınca takdiren 2 yıl 7 ay 8 gün süre ile bu hak ve yetkileri kullanmasının yasaklanmasına," ibaresinin eklenmesi suretiyle eleştirilen husus dışında sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 14.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.