Logo

"İçtihat Metni"

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi

SAYISI : 2014/149 E., 2016/451 K.

SUÇTAN ZARAR GÖREN : İçişleri Bakanlığı

SUÇ : Rüşvet verme (sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında), rüşvet alma ve kamu görevlisinin resmi belgede zincirleme sahteciliği (sanık ... hakkında)

HÜKÜM : Beraat (sanık ... hak.), mahkumiyet (diğer sanıklar hak.)

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama

Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;

Suçtan zarar gören İçişleri Bakanlığı vekilinin yokluğunda verilip 07.12.2020 tarihinde usûlüne uygun şekilde tebliğ edilen karara karşı, hüküm tarihi itibarıyla 6723 sayılı Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un (6723 sayılı Kanun) 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un (5320 sayılı Kanun) 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 310/1. maddesinde belirlenen bir haftalık kanunî süre geçtikten sonra 15.12.2020 tarihli dilekçe ile temyiz ettiği anlaşıldığından temyiz isteminin aynı Kanun'un 317. maddesi uyarınca REDDİNE, incelemenin sanıklar ... ve ... ile sanık ... müdafiinin rüşvet verme suçundan, sanık ... müdafiinin ise rüşvet alma ve kamu görevlisinin resmi belgede zincirleme sahteciliği suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine ilişkin temyiz itirazlarıyla SINIRLI OLARAK YAPILMASINA karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

Sanık ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede zincirleme sahteciliği suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun'un 53/1-a madde-fıkra ve bendindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işleyen sanık hakkında aynı Kanun'un 53/5. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni sayılmamış, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların eleştirilen husus dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın kamu görevlisinin resmi belgede zincirleme sahteciliği suçundan mahkumiyetine dair kararın usul ve kanuna uygun olması karşısında yerinde görülmeyen sanık müdafiinin temyiz itirazının reddiyle hükmün ONANMASINA,

Sanık ... hakkında rüşvet verme suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Ülkemize 17.07.2007 tarihinde giriş yapan, vize süresinin dolması üzerine ülkesine dönmeyen, pasaportuna tahdit girilmesi gerekirken ... Havalimanı Hudut Kapısından 17.04.2013 tarihinde çıkış, 18.04.2013 tarihinde ise giriş yaptığının tespit edilmesi üzerine resmi belgede sahtecilik yapıldığından bahisle başlayan soruşturma kapsamında rüşvet suçu henüz resmi makamlarca öğrenilmeden, anlatımı ile rüşvet suçunun ortaya çıkmasını sağlayan sanık ... hakkında 5237 sayılı Kanun'un 254/2. maddesinde yer alan etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

Sanıklar ..., ... ve ... hakkında rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde ise;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.04.2016 tarihli ve 2014/118 Esas, 2016/208 sayılı Kararında belirtildiği üzere, rüşvet suçu ile korunan hukuki yarar ve bu bağlamda suçun Millete ve Devlete karşı suçlar bölümünde düzenlenmesi karşısında, bu suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamı, diğer bir ifadeyle kamu olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulü gerektiği, aksinin kabulü halinde, somut olaylarda olduğu gibi hükmolunacak sonuç ceza miktarları göz önünde bulundurulduğunda, 5237 sayılı Kanun'un "Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi" başlıklı 3. maddesinin gerekçesinde, "Suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması gerekir. Çünkü ancak haklı ve suçun ağırlığıyla orantılı bir yaptırım ile suç işleyen kişinin bu fiilinden pişmanlık duyması sağlanabilir ve yeniden topluma kazandırılması söz konusu olabilir" şeklinde açıklanmış olan ölçülülük ilkesine aykırı davranılmış olunacağı gözetilerek, mahkumiyetlere konu olup, sanıklardan ...'ın rüşvet alma, ... ve ...'in ise rüşvet verme eylemleri yönünden sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 252. maddesi uyarınca tek hüküm kurulup zincirleme suç nedeniyle aynı Kanun'un 43. maddesi uygulanmak suretiyle artırım yapılarak ceza belirlenmesi yerine, sanıklardan ...'ın iki kez rüşvet alma, ... ile ...'in ise iki kez rüşvet verme suçundan cezalandırılmaları suretiyle fazla cezalar tayini,

5237 sayılı Kanun'un 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle atılı suçu işlediği kabul edilen sanık ... hakkında aynı Kanun'un 53/5. madde ve fıkrası gereğince, ayrıca, cezasının infazından sonra başlamak üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin nazara alınmaması,

Kanuna aykırı, sanıklar ... ve ... müdafileri ile sanıklar ... ve ...'in temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 321 ve 326/son maddeleri uyarınca sanıkların kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla hükümlerin BOZULMASINA 19.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

***