"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2014/401 Esas, 2016/101 Karar
KATILANLAR : ..., ..., ..., ...
SUÇ : İcrai davranışla görevi kötüye kullanma, özel belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1.Özel belgede sahtecilik suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığın üzerine atılı özel belgede sahtecilik suçunun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 207/1. maddesinde öngörülen cezasının üst sınırına göre aynı Kanun'un 66/1-e maddesinde belirtilen 8 yıllık asli dava zamanaşımı süresine tabi olduğu, zamanaşımını kesen son işlem olan 12.03.2015 tarihli sorgu ile inceleme günü arasında bu sürenin gerçekleştiği anlaşıldığından hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 321/1. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 322/1 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/8. maddeleri gereğince sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,
2.İcrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat hükmüne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;
Samsun Barosunda kayıtlı avukat olan sanık ...'nun, alacaklı katılanlar vekili sıfatıyla Pazar Asliye Hukuk Mahkemesinin, 1999/109 Esas, 2006/265 sayılı Kararına dayalı olarak alacağın tahsili amacıyla Samsun 3. İcra Müdürlüğünün 2007/5217 (yenilendikten sonra 2011/1) sayılı dosyası üzerinden başlattığı icra takibi sırasında, muhtelif tarihlerde borçlulardan haricen tahsil ettiği toplam 140.000,00 Türk Lirasını katılanlara vermeyerek uhdesinde tuttuğu iddia olunarak icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama neticesinde anılan suçtan beraatine karar verilmiş ise de; soruşturma ve kovuşturma aşamasında alınan savunmasında, sanık avukatın borçlulardan haricen 140.000,00 Türk Lirası tahsil ettiğini beyan etmesine rağmen, muhtelif tarihlerde 47.000,000 TL; 11.800,00 TL; 32.000,00 TL; 4.000,00 TL ve 5.000,00 TL olmak üzere toplamda 99.800,00 TL'yi katılanlara teslim ettiğine ilişkin belgeler sunması karşısında;
Atılı suçlama inkar edilmekle birlikte savunmanın özünün hapis hakkına dayandığı, 1136 sayılı Avukatlık Yasası'nın 166. maddesinde tanımlanan hapis hakkının, sadece vekâlet ücreti alacakları ve yapılan giderler oranında kullanılabileceği, Avukatın, müvekkili nam ve hesabına tahsil etmiş olduğu alacak ve değerlerden, ücret ve masraf alacağından fazla bir miktarını “hapis hakkı” adı altında elinde tutmasının, bu hakkın yasaya konuluş amacına aykırı olduğu gibi avukatlık meslek kurallarına da aykırı olduğu, keza hapis hakkını kullanan avukatın, müvekkilinin nam ve hesabına tahsil ettiği alacakları geciktirmeksizin iş sahibine bildirmesi, hangi işten dolayı ve ne miktarda ücret ve masraf alacağı olduğunu açıklaması ve konu ile ilgili karşı tarafı bilgilendirdikten ve gerektiği durumlarda yapılacak hesaplaşmadan sonra, alacağı oranında hapis hakkını kullanması gerektiği, esasen bu durumun, avukatın müvekkiline hesap verme yükümlülüğünün de tabii bir sonucu olduğu, nitekim, aynı Kanun'un 34. maddesinde, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler”, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 43. maddesinde de, “Müvekkil adına alınan paralar ve başkaca değerler geciktirilmeksizin müvekkile duyurulur ve verilir” hükümlerinin bulunduğu, Avukatın, ancak muaccel olan vekalet ücreti alacakları yönünden hapis hakkını kullanabileceği, Kanunda avukatlık ücretinin ne zaman muaccel olacağı konusunda açık bir hüküm bulunmamakla birlikte Avukatlık Kanunu'nun 171/1. maddesinde düzenlenen “Avukat üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder” ve “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2. maddesinde düzenlenen “...avukatlık ücreti, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır” hükümleri gereğince vekalet ücreti alacağının, üstlenilen işin bitmesi ile muaccel hale geldiğinin kabulü gerektiği, buna göre avukatın, aksine sözleşme yoksa işi sonuna kadar takip edip sonuçlandırmadan ücretini isteyemeyeceği gibi bu noktada hapis hakkını da kullanamayacağı, genel olarak düzenlenmiş bir vekaletnameye dayanılarak yapılan birden fazla dava takibi sırasında tek avukatlık sözleşmesine istinaden hukuki işlem yapıldığı için, bir davadan tahsil edilen alacağın, tüm davalardan kaynaklanan vekalet ücretine mahsuben hapis hakkının kullanılması mümkün ise de, her bir dava için ayrı ayrı verilmiş vekaletnamelerin her biri ayrı bir avukatlık sözleşmesi olacağından bu durumda hapis hakkının da her bir dava/sözleşme için ayrı ayrı mümkün olmasının gerektiği,
Bu itibarla, yargılamaya konu olayda maddi gerçeğin ve suç vasfının hiçbir tereddüde yer vermeyecek biçimde ortaya çıkarılabilmesi ve belirlenebilmesi bakımından, sanığın müvekkilleri katılanlara teslim ettiği bedelleri gösteren belgelerin, Pazar Asliye Hukuk Mahkemesinin, 1999/109 Esas, 2006/265 Karar sayılı dosyası ile Samsun 3. İcra Müdürlüğünün 2007/5217 (yenilendikten sonra 2011/1) sayılı dosyasının getirtilmesi sonrasında, dosyanın kül halinde konunun uzmanı bir bilirkişi heyetine tevdi edilerek, iddia ve savunma ile yukarıda hapis hakkına ilişkin yapılan açıklamalar da nazara alınarak, dava konusu paranın tahsil edildiği tarih itibarıyla sanığın müvekkilleri katılanlardan muaccel hale gelmiş vekalet ücreti alacağı olup olmadığı, varsa miktarı, uhdesinde katılanlara ait bir paranın bulunup bulunmadığı hususlarında bilirkişi raporu aldırılmasından sonra,
Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 17.06.2021 tarihli ve 2021/5-43 Esas, 2021/287 sayılı Kararında da açıklandığı üzere; sanık ile katılanlar arasındaki vekalet ilişkisinde kamu otoritesi ve kamu gücünün kullanılmadığı, söz konusu paranın teslim edilmesinin sanığın avukat olmasının doğal sonucu değil katılanlar tarafından şahsına duyulan güven ilişkisi nedeniyle verilen ahzu kabz yetkisi kapsamında gerçekleştirildiği ve buna bağlı olarak da aralarındaki ilişkinin hizmet ilişkisi kapsamında kaldığı dikkate alındığında, sanığın görev ve yetkisi nedeniyle tahsil ettiği ya da teslim aldığı paraları iş sahibi müvekkillerine teslim etmeyip mal edinmesi şeklindeki eylemlerinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 155/2. maddesinde tanımı yapılan ve uzlaşmaya tabi olan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı gözetilmeden, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı, katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA 15.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.