"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2010/438 Esas, 2015/134 Karar
SUÇLAR : İhmali davranışla görevi kötüye kullanma
HÜKÜM : Sanık ... hakkında mahkumiyet, sanık ... hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Tevdi, ret, onama
Dikili Asliye Ceza Mahkemesinin, 06.02.2015 tarihli ve 2010/438 Esas, 2015/134 sayılı Kararının sanık ... müdafii ve sanık ... ile şikayetçi tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde;
Sanık ... hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 231 inci maddesinin on ikinci fıkrası karşısında itiraza tabi olup temyizi mümkün bulunmadığından, aynı Kanun'un 264 üncü maddesi de gözetilerek sanık ...'ın temyiz isteminin itiraz mahiyetinde kabulü ile merciince değerlendirilip gerekli kararın verilmesi mümkün görülmüştür.
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.02.2017 tarihli, 2015/5-95 Esas, 2017/71 sayılı ve benzer Kararlarında da belirtildiği üzere "suçtan zarar görme" kavramının "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali" olarak anlaşılması gerektiği, dolaylı veya muhtemel zararların davaya katılma hakkı vermeyeceği, bu nedenle 5271 sayılı Kanun'un 237 nci maddesine göre sanıklara atılı ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan doğrudan zarar görmeyen şikayetçi ...'ın kamu davasında katılma ve temyiz hakkının bulunmadığı anlaşılmıştır.
Sanık ... hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesince temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun'un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasınca sanık ... müdafiinin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi uyarınca temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereğince yukarıda belirtilen husus dışında temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
Şikayetçi ...'ın duruşma talep hakkı bulunmadığından duruşmalı inceleme isteminin 1412 sayılı Kanun'un 318 inci maddesi uyarınca reddine karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Dikili Cumhuriyet Başsavcılığının, 24.08.2010 tarihli ve 2010/560 Esas, 2010/369 Soruşturma, 2010/304 numaralı İddianamesiyle sanıklar hakkında ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 257 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca cezalandırılmaları ve haklarında aynı Kanun’un 53 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği hak yoksunluklarına karar verilmesi talebiyle kamu davası açılmıştır.
2.Dikili Asliye Ceza Mahkemesinin, 06.02.2015 tarihli ve 2010/438 Esas, 2015/134 sayılı Kararı ile; sanıkların ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 257 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına, sanık ... hakkında aynı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği hak yoksunluklarına, sanık ... hakkında 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesi gereği hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A.Şikayetçinin temyiz istemi, sanıkların mükerrer olarak suç işlediklerine, alt sınırdan hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğuna, kendisine katılma hakkı verilmediğine,
B.Sanık ...'ın temyiz istemi, bilirkişi raporunda kendisinin olayla ilgili bağlantısının ve kusur durumunun araştırılmadığına, suçun oluşması için öngörülen kişilerin mağduriyetine neden olma, kamu zararına ve haksız kazanç elde etmeye sebep olma şeklindeki suç unsurlarından hangisinin olayda gerçekleşmiş olduğunun belirtilmediğine,
C.Sanık ... müdafiinin temyiz istemi, suça konu inşaata ilişkin idare tarafından yasal prosedürün izlendiği ancak yasal sürelerin takibi silsilesi sebebiyle olayın gecikme varmış gibi yorumlanarak hatalı değerlendirme yapıldığına, olayda kamu zararının bulunmadığına, belediyece yıktırılarak tamamen aykırı imalat sonlandırıldığı için suç olarak nitelendirilecek emvalin de kalmadığına,
İlişkindir.
III. GEREKÇE
1.Sanık ...'in yargılama konusu eylemi için, 5237 sayılı Kanun’un 257 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca belirlenecek cezanın üst haddine göre aynı Kanun’un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ve 67 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereği 12 yıllık olağanüstü dava zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır.
2.Dosya kapsamına göre suç tarihi ile temyiz incelemesi tarihi arasında soruşturma izni alınması ile ilgili durma süreleri nazara alındığında dahi, 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir.
IV. KARAR
1.Ön inceleme bölümünde açıklanan nedenle sanık ... hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karara yönelik temyiz talebinin 5271 sayılı Kanun'un 264 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer verilen "Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz" şeklindeki düzenleme dikkate alınarak itiraz olarak kabulüyle merciince incelenmesi için dava dosyasının, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE,
2.Ön inceleme bölümünde açıklanan nedenle şikayetçi ...'ın temyiz isteğinin 1412 sayılı Kanun'un 317 nci maddesi uyarınca, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
3.Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Dikili Asliye Ceza Mahkemesinin, 06.02.2015 tarihli ve 2010/438 Esas, 2015/134 sayılı Kararına yönelik sanık ... müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
17.10.2023 tarihinde karar verildi.