Logo

"İçtihat Metni"

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi

SAYISI : 2015/335 Esas, 2016/155 Karar

ŞİKÂYETÇİ : ...

KATILANLAR : Hazine, İstanbul Teknik Üniversitesi Geliştirme Vakfı, İstanbul Teknik Üniversitesi Geliştirme Vakfı İktisadi İşletmesi

SUÇ : Zimmet

HÜKÜM : Mahkûmiyet

TEMYİZ EDENLER : Sanık, şikâyetçi ... vekili

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin reddi, bozma

Mahallî mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelendi;

Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.02.2017 tarihli, 2015/5-95 Esas, 2017/71 sayılı ve benzer Kararlarında da belirtildiği üzere "suçtan zarar görme" kavramının "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hâli" olarak anlaşılması gerektiği, dolaylı veya muhtemel zararların davaya katılma hâkkı vermeyeceği, bu nedenle sanık hakkında açılan kamu davasına 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 237. maddesine göre suçtan doğrudan zarar görmeyen Adalet Bakanlığının katılma ve temyiz hakkı olmadığından vekilinin temyiz isteminin reddine, 5271 sayılı Kanun'un 260/1. maddesine göre zimmet suçundan katılan sıfatını alabilecek surette zarar görmüş olan ve 09.02.2016 tarihli 1. celsede davaya katılmasına karar verilen Hazinenin kanun yoluna başvurma hakkının bulunduğu ancak vekilinin 12.01.2021 tarihli dilekçesinin münhasıran katılma istemine yönelik olduğu ve temyiz iradesi içermediği nazara alınarak; incelemenin sanığın temyiz itirazlarıyla sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun'un 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun'un 21. maddesi ile değişik 150. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır." şeklindeki düzenleme ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.11.2016 tarihli ve 950-436 sayılı, 06.12.2016 tarihli ve 939-465 sayılı, 03.12.2020 tarihli ve 2018/16-270 Esas, 2020/498 Karar sayılı, 05.11.2020 tarihli ve 2018/16-53 Esas, 2020/446 Karar sayılı, 19.11.2020 tarihli ve 2018/16-441 Esas, 2020/468 Karar sayılı “zorunlu müdafi görevlendirilmesinde yalnızca temel cezanın dikkate alınacağı” yönündeki istikrarlı kararları dikkate alındığında; şüpheli veya sanık için zorunlu müdafi görevlendirilmesinin, temel ceza yönünden alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarla sınırlandırıldığı, suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin zorunlu müdafi görevlendirilmesinde esas alınacağı yönünde bir yasal düzenlemenin de bulunmadığı anlaşılmakla, tebliğnamedeki bu hususta bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiş, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanığın, suç tarihinde İstanbul 7. İcra Müdürlüğü görevini yürüttüğü, 2001/14215 esas sayılı takip dosyasında İstanbul Teknik Üniversitesi Geliştirme Vakfı İktisadi İşletmesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi Geliştirme Vakfı'nın alacaklı olduğu, herhangi bir reddiyat talebi olmaksızın UYAP üzerinden 25.945 TL'yi reddiyat makbuzu düzenlemek suretiyle çektiği ve adı geçen taraflara ödemeyip uhdesinde tuttuğu şeklinde sübut bulan olayda; işlemlerin yürütülme biçimi, sanığın sisteme giriş yetkisi ve evrakın düzenlenme şekli üzerinde durularak suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı, suça konu 13.08.2007 tarihli ve 3957 sayılı reddiyat makbuzunun sadece bilgisayar ortamında hazırlanıp hazırlanmadığı, fizikî evrak düzenlenip düzenlenmediği hususları araştırılarak, sadece bilgisayar sistemi üzerinden hazırlandığının anlaşılması hâlinde sahte olarak oluşturulmuş maddî varlığı haiz, somut bir belge olmadığından eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 244/2-3. maddesi kapsamında, evrakın fizikî olarak düzenlendiğinin tespiti hâlinde ise eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 204/2. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği nazara alınarak, öte yandan aldatma yeteneğinin bulunup bulanmadığının takdir ve tayininin hâkime ait olması nedeniyle, suça konu belge aslının denetime olanâk verecek şekilde dosya arasına getirtilmesi, duruşmada incelenip özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması ile iğfal kâbiliyetinin belirlenmesi, gerekirse bu hususta bilirkişi raporu alınması sonrasında sonucuna göre zimmet suçunun nitelikli olma vasfının belirlenmesi ile sanığın hukukî durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kabule göre de;

Zimmet ve görevi kötüye kullanma isnatlarının kül halinde zimmet suçunu oluşturduğu yönündeki kabulde isabetsizlik bulunmamakla birlikte 5237 sayılı Kanun'un 212. maddesindeki hüküm nedeniyle aynı Kanun'un 247. maddesinin 2. fıkrasında bileşik suç olarak düzenlenen nitelikli zimmet suçunun işlenmesi sırasında sahte evrak düzenlenmiş olduğunun kabul edilmesi nedeniyle ayrıca bu suçtan hüküm kurulması gerektiği, bileşik suç hükümlerinin uygulanabileceği bu hâle dair sahtecilik suçuna ilişkin olarak özel gerçek içtima kuralına yer verildiği gözetilmeden, eylemlerin bir bütün olarak zincirleme nitelikli zimmet suçunu oluşturduğu kabul edilerek bileşik suç nedeniyle sahtecilik suçundan ayrıca hüküm kurulmaması,

Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinde yer alan bazı ibarelerin iptaline ilişkin Kararının değerlendirilmesi lüzumu,

Yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun'un 53/1-a maddesindeki hâk ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlediği kabul edilen sanık hakkında aynı Kanunun 53/5. maddesi uyarınca cezanın infazından sonra başlamak üzere hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hâk ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA 11.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

***