"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2018/595 Esas, 2020/449 Karar
SUÇLAR : Edimin ifasına fesat karıştırma
HÜKÜMLER : Sanıklardan ..., ... ve ... haklarında edimin ifasına fesat karıştırma, ... hakkında bu suça yardım etme suçundan mahkumiyet, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... haklarında edimin ifasına fesat karıştırma suçundan beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin reddi, onama
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Katılan ... Bakanlığı vekilinin temyiz isteminin sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... haklarında edimin ifasına fesat karıştırma suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik olduğu, tebliğnamede yer verilen sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgüt yöneticisi olma suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik bir temyiz bulunmadığı gözetilerek yapılan incelemede;
1)Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... haklarında kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Bozmaya uyularak gereği yerine getirilmek, delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
2)Sanıklar ..., ..., ... ve ... haklarında kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise:
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 138. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, yapılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan fakat 135. maddede sayılan suç veya suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delilin elde edilmesi durumunda, bu delilin kullanılabileceğinin kabul edildiği, tedbirin uygulanması sonucu elde edilen delillerin 135. maddede sayılan suçlarla sınırlı olmak kaydıyla aynı soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan suçlar yönüyle kullanılabileceği kabul edilebilir ise de suç tarihlerinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun'un "Tesadüfen elde edilen deliller" başlıklı 138. maddesinin ikinci fıkrası "Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135/6. maddesinde sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhâl bildirilir." şeklindeki düzenlemeye uygun şekilde hareket edilmesinin zorunlu olduğu, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulandığı sırada elde edilen tesadüfi delillerin hukuka uygun kabul edilip kullanılabilmeleri için bu delilin elde edildiğine ilişkin derhal savcılığa bilgi verilmesi gerektiği, 5271 sayılı Kanun'un 138. maddesi teknik araçlarla izlemeyi kapsamadığı gibi Kanun'da teknik araçlarla izlemeye ilişkin olarak 138. maddedeki düzenlemeye benzer bir hükme yer verilmediğinden, teknik araçlarla izleme sırasında tesadüfen elde edilen delillerin soruşturma veya kovuşturma sırasında 5271 sayılı Kanun'un 217. maddesi kapsamında delil olarak kullanılmasının olanaklı olmadığı, bunun yanında hakkında teknik araçlarla izleme kararı verilen sanıklardan en az birinin bulunmadığı ortamlar için uygulanan tedbire istinaden düzenlenen tutanakların da delil değeri taşımadığı,
Tüm bu bilgiler ışığında yapılan değerlendirmede; bir kısım sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgüt yöneticisi olma suçlarından verilen beraat hükümlerinin kesinleşmesi, edimin ifasına fesat karıştırma suçunun ise 5271 sayılı Kanun'un 135. maddesinde sayılan suçlar arasında yer almaması karşısında gerek ilk kez gerekse Kanun'da öngörülen uzatma süresine göre örgüt suçundan alınan tedbir kararlarına konu iletişimin tespiti ve fiziki takip tutanaklarının sanıklara isnat edilen bu suç yönünden delil olarak kullanılamayacağı ayrıca hakkında usulüne uygun kararlarla fiziki takip tedbiri uygulanan sanıklardan herhangi birinin içinde yer almadığı tutanakların da aynı mahiyette değerlendirilmesi gerektiği dolayısıyla yasak delil niteliğindeki bu kanıtların dışlanması gerektiği, diğer yandan kalyak-akaryakıt alımına ilişkin olarak yüklenilen edimin ifası sırasında kuruma sunulan bir kısım irsaliyeli faturaların ana bayilere ait olmadığının ya da usulüne uygun analiz yapılmadığının anlaşılması hallerinde, failin dağıtıcısı olduğu bayilerden verilmiş suça konu yakıtlarla uyumlu fatura sunmadığı sürece sözleşmeye uygun olarak edimi yerine getirdiğinin kabul edilemeyeceği hususu da göz önünde bulundurularak dosyada mevcut diğer delillerle birlikte karar yerinde tartışılıp değerlendirilmesinden sonra, sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeler sonucu yazılı şekilde hükümler kurulması,
Kabule göre de;
Anayasanın 141, 5271 sayılı Kanun'un 34, 230 ve 289/1-g maddeleri uyarınca mahkeme kararının sanıkları, katılanı, Cumhuriyet Savcısını ve herkesi tatmin edecek, Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde olması, Yargıtayın gerekçelerde tutarlılık denetimi yapması ve bu açılardan mantıksal ve hukuksal bütünlüğün sağlanması için kararın dayandığı tüm verilerin, bu veriler sonucunda mahkemenin ulaştığı kanaatin, iddia, savunma ve sanık anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin açık olarak gerekçeye yansıtılması kurallarına da uyulmak suretiyle hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği nazara alınmadan, eksik inceleme ile yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden yazılı şekilde sanık ...'nun, şirket yöneticisi ve çalışanı sanıkların eylemlerine ne şekilde yardım ettiği gerekçelendirilmeden hüküm kurulması,
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 236. maddesinde edimin ifasına fesat karıştırma halleri yasa koyucu tarafından tahdidi olarak sayılmış olup, maddede sayılan seçimlik hareketlerin ya da faillik durumunun genişletilmesinin anılan Yasa'nın ikinci maddesindeki kanunilik ilkesine aykırılık teşkil edeceğinde bir kuşku bulunmadığı, her ne kadar bir kısım öğretide özgü suç olarak kabul edilmese de madde metni gerekçesiyle birlikte incelendiğinde; ikinci fıkranın “a” ve “b” bentlerinde yüklenici konumundaki kişiler ve temsilcileri ile edimin ifası sürecinde görev alan ilgili kamu görevlilerinin, “c”, “d” ve “e” bentlerinde ise edimin ifası sürecinde görev alan ilgili kamu görevlilerinin suçun faili olabileceği dolayısıyla söz konusu suçun özel faillik niteliği taşıyan kimselerce işlenebileceğinde bir tereddüt bulunmadığının kabulü gerektiği, bu itibarla 5237 sayılı Kanun'un 40/2. maddesine göre özgü suç niteliğinde olan ve 236/2-b maddesi uyarınca yüklenici konumundaki kişiler ve temsilcileri tarafından işlenen edimin ifasına fesat karıştırma suçuna iştirak eden diğer kişilerin azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilecekleri dikkate alınarak, sözleşmenin tarafı olan şirkette yönetici yahut temsilci sıfatı olmayan sanık ...'ın eyleminin aynı Kanun'un 39. maddesi kapsamında yardım etme olarak değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, müşterek fail olarak cezalandırılmasına karar verilmesi,
Kanuna aykırı, sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin, sanıkların kazanılmış hakları saklı tutularak, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 19.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.