"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2013/142 Esas, 2015/124 Karar
SUÇLAR : Zimmet, denetim görevini ihmal ederek zimmete sebebiyet verme, görevi kötüye kullanma
HÜKÜMLER : Sanıklardan ..., ..., ..., ... ve ... hakkında zimmet, ..., ..., ..., ... ve ... hakkında görevi kötüye kullanma suçlarından beraat, ... hakkında nitelikli zimmet, ... hakkında basit zimmet, ... hakkında nitelikli zimmet suçuna yardım etmeden mahkumiyet, ..., ... ve ... hakkında ise denetim görevini ihmal ederek zimmete sebebiyet verme suçundan kurulan hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İncelenmeksizin iade, onama, bozma
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
Sanıklar ..., ... ve ... hakkında denetim görevini ihmal ederek zimmete sebebiyet verme suçundan verilen hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 231/12. maddesinin hüküm tarihi itibarıyla yürürlükte olan haline göre itiraza tabi olduğu ve temyizi mümkün bulunmadığından, aynı Kanun'un 264. maddesi hükmü de gözetilerek katılan Hazine vekilinin temyiz talebinin itiraz mahiyetinde kabul edilmesi gerektiği ve vaki itirazın merci Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.05.2015 tarihli ve 2015/591 Değişik iş sayılı Kararı ile incelenerek bu hususta gerekli kararın verildiği anlaşılmakla, dosyanın bu yönden incelenmeksizin mahalline İADESİNE, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.02.2017 tarihli, 2015/5-95 Esas, 2017/71 sayılı ve benzer Kararlarında da belirtildiği üzere "suçtan zarar görme" kavramının "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali" olarak anlaşılması gerektiği, dolaylı veya muhtemel zararların davaya katılma hakkı vermeyeceği, bu nedenle Hazinenin görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davasında doğrudan zarar görmesi söz konusu olmadığından anılan suç yönünden kamu davasına katılma ve temyiz hakkının bulunmadığı, mahkemece usulsüz olarak verilen katılma kararının da temyiz hakkı vermeyeceği anlaşıldığından, katılan Hazine vekilinin bu suçtan verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz istemi ile sanık ... müdafinin süresinden sonra vaki duruşmalı inceleme talebinin, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (5320 sayılı Kanun) 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 317 ve 318. maddeleri uyarınca ayrı ayrı REDDİNE, başvurularının kapsamına göre incelemenin, müdafiilerinin sanıklar ..., ... ve ... hakkında zimmet suçundan verilen mahkumiyet, katılan Hazine vekilinin zimmet, katılan ... Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi vekilinin zimmet ile görevi kötüye kullanma suçlarından verilen beraat ve mahkumiyet, O yer Cumhuriyet savcısının ise sanıklar ... ve ... hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazları ile sınırlı ve duruşmasız olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
1)Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında zimmet suçundan verilen beraat hükümlerinin temyiz incelemesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılanlar vekillerinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
2)Sanıklardan ... ve ... hakkında zimmet suçundan verilen mahkumiyet, ... hakkında aynı suçtan, ..., ..., ..., ... ile ... hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat hükümlerinin temyiz incelemesinde;
Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'nden temin edilen nüfus kayıt örneklerine göre hükümlerden sonra sanıklardan ...'nin 28.11.2016, ...'ın 01.09.2019, ...'in ise 15.04.2022 tarihinde öldüklerinin tespit edilmiş olması karşısında, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.10.2024 tarihli ve 2021/228 Esas, 2024/281 sayılı Kararı da gözetilerek, adı geçen sanıklar hakkında açılan kamu davalarının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 64/1. maddesi uyarınca düşmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması ile sanıklar ..., ...,... ve ...'ın üzerlerine atılı görevi kötüye kullanma suçunun 5237 sayılı Kanun'un 257/1. maddesinde öngörülen cezasının üst sınırı itibarıyla aynı Kanun'un 66/1-e maddesinde belirtilen 8 yıllık asli dava zamanaşımı süresine tabi olduğu, zamanaşımını son kesen işlem olan 20.06.2013 tarihli sorgular ile inceleme günü arasında bu sürenin gerçekleştiği anlaşıldığından, hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA ancak bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 322/1, 5237 sayılı Kanun'un 64/1 ve 5271 sayılı Kanun'un 223/8. maddeleri uyarınca sanıklardan ..., ... ve ... hakkında açılan kamu davalarının ölüm, ..., ..., ... ve ... hakkında açılan kamu davalarının ise zamanaşımı nedeniyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE,
3)Sanık ... hakkında zimmet suçundan verilen mahkumiyet hükmünün temyiz incelemesinde ise;
Suç tarihinde ... Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi yönetim kurulunda muhasip üye olarak görev yapan sanığın, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla kooperatif muhasebecisi tarafından düzenlenen mahsup fişi kullanılarak kayıtlarda kasa hesabı borç bakiyesini eksiltmek ve ticari mallar hesabı bakiyesini de arttırmak suretiyle 60.450 TL'lik kooperatif parasını mal edindiği kabul edilerek hakkında nitelikli zimmet suçundan mahkumiyet kararı verilmiş ise de sanığın aşamalardaki savunmalarında; eski muhasebeci tarafından düzenlenen ara mizandaki rakamın çok yüksek olduğunu ve kasada bu kadar para olmaması gerektiğini, Mustafa tarafından oluşturulan muhasebe kayıtlarından haberinin olmadığını ifade ettiği, sanık müdafi tarafından sunulan savunma dilekçelerinde de sanığın muhasip üye olarak kasayı 2007 yılının 7. ayında ...'dan 10.000 TL nakit ile devraldığını, devralırken kasa sayım tutanağı tanzim edildiğini, devir ile inceleme yapılan tarih arasında 14 aylık bir sürenin olduğunu, bu süre içerisinde kooperatifin karlılık oranı da gözetilerek kasa mevcudunun kayıtlarda göründüğü gibi 109.000 TL'ye ulaşma imkanının olmadığını, tüm bu hususların ortada bir hesap hatası olduğunu açıkça gösterdiğini, bu sebeple bilirkişi heyet raporundaki tespiti kabul etmediklerini, gerçek durumun ortaya çıkması için dosyanın kooperatifçilik alanında uzman yeni bir bilirkişi heyetine tevdi edilerek kooperatifin gelir ve gider kayıtları üzerinde genel bir inceleme yapılıp iddiaya esas alınan mizanda belirtilen rakamların doğru olup olmadığının belirlenmesi ve kasa mevcudunun tespit edilmesi gerektiğini belirttiği,
Tüm dosya kapsamına göre sanığın 13.07.2007 tarihli yönetim kurulu kararıyla ... yerine muhasip üyeliğe getirildiği ve kasa sayım tutanağına göre kooperatif kasasını 10.228,68 TL nakit ve 2.462,25 TL belgesiz alacak olmak üzere toplam 12.691,23 TL kasa bakiyesi ile devraldığı, 16.05.2011 tarihli Tarım ve Köyişleri Bakanlığı soruşturma raporuna göre sanığın zimmetinde kaldığı belirtilen miktarın kooperatifin eski muhasebecisi tarafından düzenlenen 31.10.2008 tarihli ara mizan ile yeni muhasebecisi tarafından düzenlenen ve iddiaya konu işlem gerçekleştirildikten sonra oluşturulan aynı tarihli ara mizan arasındaki rakamsal farklılıktan kaynaklandığı, dosyada bu tarih itibarıyla fiili kasa durumunu gösterir sayım tutanağı bulunmadığı, hükme esas alınan bilirkişi heyet raporundaki değerlendirmenin soruşturma raporuyla benzer mahiyette olduğu, mahkemece savunmalarda ileri sürülen hususlar yönüyle bir araştırma yapılmadığı ve bunlara ilişkin talebin "ibraz edilen dilekçelerdeki hususların yeni bir rapor alınmasını gerektiren izahtan uzak olduğu" şeklinde yerinde olmayan gerekçeyle reddedildiği anlaşılmakla,
Öncelikle maddi gerçeğin hiç bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılabilmesi için kooperatife ait, adli emanetin 2013/244 sırasında kayıtlı evrak dışında Lüleburgaz 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/242 Esas sayılı dosyasında olduğu anlaşılan kooperatif evrakı ile 31.10.2008 tarihli mizana dayanak teşkil eden belgelerin temin edilmesinden, akabinde sanığın muhasip üye olarak kasayı devraldığı tarih ile zimmet fiilinin oluştuğu belirtilen ara mizan tarihi arasında kooperatifin tüm gelir ve giderlerinin belirlenmesi, suç tarihi itibarıyla kasa mevcudunun saptanması, buna göre sanığın zimmetinde kooperatif parası bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla dosyanın kül halinde Sayıştay emekli uzman denetçisi ile sanığın görevli olduğu kooperatifin faaliyet alanında uzman bilirkişinin de aralarında yer aldığı yeni bir bilirkişi heyetine tevdi edilerek, iddia, savunmalar ve kanıtları birlikte değerlendiren, mevcut raporlar ile karşılaştıran, her iki ara mizanda yer verilen kayıtları dayanak belgeleri ile birlikte inceleyen, buna göre sanık sorumluluğunu irdeleyen şekilde yeni bir rapor alınmasından sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,
Kabule göre de;
Etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesinin gerektiği, Mahkemece kooperatiften temin edilen 16.12.2013 havale tarihli cevabi yazıda sanık tarafından kooperatif hesabına yatırılan iddia konusu 60.455 TL'ye sanığın talimatıyla bloke konulduğunun ve paranın kullanılamadığının bildirildiği, bu hususa katılan kooperatif vekili tarafından verilen temyiz dilekçesinde de yer verildiği dikkate alındığında, belirtilen durumun araştırılmasından sonra etkin pişmanlık hükmünün uygulanıp uygulanmayacağı hususunda bir değerlendirilme yapılması gerekirken bu yönde bir araştırma yapılmadan sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 248. maddesinin uygulanması,
Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal Kararının 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinin birinci fıkrasıyla ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,
Yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun'un 53/1-d maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanık hakkında, 53/5. maddesi uyarınca, ayrıca, cezasının infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar 5237 sayılı Kanun'un 53/1-d madde-fıkra ve bendindeki tüm hak ve yetkileri kullanmaktan yasaklanmasına karar verilmesi yerine, kooperatif yöneticisi olmaktan yasaklanmasına karar verilmek ve infaz edilecek hüküm hapis cezası olduğu halde adli para cezası şeklinde belirtilmek suretiyle sınırlı uygulama yapılıp infazda tereddüte neden olunması,
Kanuna aykırı, sanık müdafii ve katılanlar vekillerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA 03.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.