"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2018/736 E., 2020/385 K.
SUÇ : Tefecilik, 5464 sayılı Kanun'a aykırılık
İNCELEME KONUSU KARAR : Mahkumiyet
KANUN YARARINA BOZMA
YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
İstanbul 56. Asliye Ceza Mahkemesinin, 19.06.2020 tarihli ve 2018/736 Esas, 2020/385 sayılı Kararı ile hükümlü hakkında tefecilik ve 5464 sayılı Kanun'a aykırılık suçlarından ayrı ayrı mahkumiyet kararları verilmiş, verilen kararların istinaf edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır.
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Kanun'un 309/1. maddesi uyarınca, 20.01.2025 tarihli evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 10.02.2025 tarihli ve KYB-2025/11285 sayılı yazısı ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
A. Kanun Yararına Bozma İstemi:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin;
''Dosya kapsamına göre, sanığın iş yerinde herhangi bir alışveriş yapılmadığı halde, alışveriş yapılmış gibi kendisine para ihtiyacı nedeniyle başvuran şahısların hamili oldukları kredi kartları ile POS cihazı aracılığıyla işlem yapıp, gerçek olmayan bu alışveriş tutarlarından belli bir komisyon kesintisi yaparak geriye kalan kısmı nakit olarak ödeme biçiminde gerçekleştirdiği kabul olunan olayda, sanığın tefecilik suçunun yanı sıra 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’na muhalefet suçundan da mahkumiyetine karar verilmiş ise de,
Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 29/12/2022 gün ve 2022/10543 esas, 2022/15180 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, 01/01/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun'un 241. maddesinde tefecilik suçunun "Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi, ..." biçiminde tanımlandığı, bu düzenlemeye göre suçun oluşması için sanığın yalnızca bir kişiye ödünç para vermesi yeterli olup, bu işi meslek haline dönüştürüp dönüştürmemesinin öneminin bulunmadığı, kanunda serbest hareketli bir suç tipi olarak düzenlenen tefecilik suçunun Point Of Sale (POS) cihazının kullanım amacı ve sözleşme koşulları dışında kullanılarak, faiz, komisyon vb. adlar altında alınan bir bedel karşılığında kredi kartı sahiplerinin nakit ihtiyaçlarının karşılanması (POS tefeciliği) biçiminde de işlenmesinin mümkün bulunduğu, hukuki konusu "para" olan tefecilik suçunun ancak "kazanç elde etme" özel kastı ile işlenebileceği, 5464 sayılı Kanun'un 36. maddesinde ise "Gerçeğe aykırı olarak harcama belgesi, nakit ödeme belgesi ya da alacak belgesi düzenlemek veya bu belgelerde ne surette olursa olsun tahrifat yapmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayanlar, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılırlar" hükmünün yer aldığı, sanığın somut olayda olduğu gibi iş yerinde herhangi bir alışveriş yapılmadığı halde, alışveriş yapılmış gibi kendisine para ihtiyacı nedeniyle başvuran şahısların hamili oldukları kredi kartları ile POS cihazı aracılığıyla işlem yapıp, gerçek olmayan bu alışveriş tutarlarından belli bir komisyon kesintisi yaparak geriye kalan kısmı nakit olarak ödeme biçiminde gerçekleştirdiği eylemlerinin, bankaya ödediği komisyonun kredi kartı sahiplerinden aldığı komisyon miktarından az olması sebebiyle kazanç elde etmek maksadıyla başkasına ödünç para verme niteliğinde olduğunda kuşku bulunmadığı, öte yandan tefecilik suçunun ekonomi, sanayi ve ticarete ilişkin suçlar bölümünde topluma karşı suçlar kısmı içinde yer aldığı, anılan Kanun'un 43/1. maddesi, suçun mağdurunun aynı kişi olmasını suçun zorunlu unsuru haline getirmiş iken, 08/07/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 6. maddesi ile anılan madde ve fıkraya eklenen "Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır" hükmü ile zincirleme suçun kapsamının genişletildiği ve mağduru aynı kişi olsun ya da olmasın maddenin son fıkrasındaki istisnalar dışındaki tüm suçlarda zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün hale getirildiği, bu nedenle suçun temadi ettiğinden ve birden fazla kişiye ödünç para verilmesinin tek suç oluşturduğundan bahsedilemeyeceği, dolayısıyla suçun zincirleme olarak işlenmesinin olanaklı olduğu, bu itibarla İstanbul 56. Asliye Ceza Mahkemesince, sanığın 2015-2016 yılları arasında farklı mağdurlara yönelik eylemleri nedeniyle zincirleme biçimde tefecilik suçundan hüküm kurulması gerekirken hem tefecilik hem de 5464 sayılı Kanun'a muhalefet etme suçlarından mahkumiyet kararı verilerek fazla ceza tayininde isabet görülmemiştir.''
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun'un 241. maddesinde tefecilik suçunun "Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi, ..." biçiminde tanımlandığı, bu düzenlemeye göre suçun oluşması için sanığın yalnızca bir kişiye ödünç para vermesi yeterli olup, bu işi meslek haline dönüştürüp dönüştürmemesinin öneminin bulunmadığı, kanunda serbest hareketli bir suç tipi olarak düzenlenen tefecilik suçunun Point Of Sale (POS) cihazının kullanım amacı ve sözleşme koşulları dışında kullanılarak, faiz, komisyon vb. adlar altında alınan bir bedel karşılığında kredi kartı sahiplerinin nakit ihtiyaçlarının karşılanması (POS tefeciliği) biçiminde de işlenmesinin mümkün bulunduğu, hukuki konusu "para" olan tefecilik suçunun ancak "kazanç elde etme" özel kastı ile işlenebileceği, ayrıntıları Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 10.05.2022 tarihli, 2021/8-239 Esas, 2022/325 Karar sayılı ilamında; kazanç sağlamak için ödünç para veren faillerin bu alacaklarını teminat altına almaları amacıyla suçtan zarar gören kişilerin kredi kartlarından herhangi bir mal teslimi veya hizmet ifası olmaksızın çekim yapmalarının uygulamada sıklıkla rastlanılan bir yöntem olduğu, diğer bir ifade ile ödünç verilen paraya ilişkin alacağın garanti altına alınmasında kredi kartlarının sağladığı kolaylığın tefecilik suçunun işlenmesine neden olan temel etkenlerden biri olduğu, bu anlamda bahse konu eylemlerin her biri ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de başlangıçtan itibaren kazanç sağlamak amacıyla hareket eden failin bu amacına ulaşmak için gerçekleştirdiği eylemler arasında sıkı bir ilişki bulunduğu, bu nedenle de tüm bu hareketlerin hukuki anlamda tek fiil olarak kabul edilmesi gerektiği, yine görünüşte içtima hâllerinde hangi hükmün uygulanması gerektiğine yönelik ilkelerden biri olan "özel normun önceliği" ilkesinde özel normun genel normun tüm unsurlarını taşımakla birlikte genel normda yer almayan özel bazı unsurları da ihtiva etmesinin gerektiği, 5464 sayılı Kanun'un 36. maddesinde "Gerçeğe aykırı olarak harcama belgesi, nakit ödeme belgesi ya da alacak belgesi düzenlemek veya bu belgelerde ne surette olursa olsun tahrifat yapmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayanlar.." şeklinde hüküm altına alınan "Sahte belge düzenlenmesi" suçunun ise 5237 sayılı Kanun'un 241. maddesinde "Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi" şeklinde düzenlenen "Tefecilik" suçunun tüm unsurlarını ihtiva ettiğinden bahsedilemeyeceğinden her iki norm arasında özel-genel norm ilişkisinin bulunmadığı, ayrıca 15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 14. maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 241. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “beş yıla kadar hapis ve” ibaresi “altı yıla kadar hapis ve beşyüz günden” şeklinde değiştirilmiş olup "Tefecilik" suçunun cezasının ağırlaştırıldığı dikkate alındığında, "Sahte belge düzenlenmesi" suçunun özel norm niteliğinde olduğunun kabulü hâlinde bu tarihten sonra işlenen suçlar bakımından alacağını teminat altına almak için suçtan zarar görenin kredi kartından herhangi bir mal teslimi veya hizmet ifası olmaksızın çekim yapan fail hakkında özel norm niteliğinde olduğundan bahisle daha az ceza öngören "Sahte belge düzenlenmesi" suçundan ceza verilmesi, kazanç sağlamak için başkasına ödünç para vermesine karşın alacağını teminat altına almaya yönelik eylemde bulunmayan fail hakkında ise daha fazla ceza içeren "Tefecilik" suçundan hüküm kurulması gerektiği, bu durumun da adil bir ceza uygulaması olarak kabul edilemeyeceği belirtilmektedir.
Dairemizin süre gelen istikrarlı uygulamalarında da 5237 sayılı Kanun'un 241. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen "Tefecilik" suçunun 5464 sayılı Kanun'un 36. maddesinin birinci fıkrasında hüküm altına alınan "Sahte belge düzenlenmesi" suçunu bünyesine aldığı ve bu suçu tükettiği, diğer bir anlatımla "Sahte belge düzenlenmesi" suçunun "Tefecilik" suçunun unsuru olduğu, failin hukuki anlamda tek fiil sayılan eylemlerinin sadece tefecilik suçunu oluşturduğu, gerçeğe aykırı harcama belgesi düzenleme suçunun tefecilik suçu içinde eridiği kabul edilmektedir.
Sanığın somut olayda olduğu gibi iş yerinde herhangi bir alışveriş yapılmadığı halde, alışveriş yapılmış gibi kendisine para ihtiyacı nedeniyle başvuran şahısların hamili oldukları kredi kartları ile POS cihazı aracılığıyla işlem yapıp, gerçek olmayan bu alışveriş tutarlarından belli bir komisyon kesintisi yaparak geriye kalan kısmı nakit olarak ödeme biçiminde gerçekleştirdiği eylemlerinin, bankaya ödediği komisyonun kredi kartı sahiplerinden aldığı komisyon miktarından az olması sebebiyle kazanç elde etmek maksadıyla başkasına ödünç para verme niteliğinde olduğunda kuşku bulunmadığı, öte yandan tefecilik suçunun ekonomi, sanayi ve ticarete ilişkin suçlar bölümünde topluma karşı suçlar kısmı içinde yer aldığı, anılan Kanun'un 43/1. maddesi, suçun mağdurunun aynı kişi olmasını suçun zorunlu unsuru haline getirmiş iken, 08.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 6. maddesi ile anılan madde ve fıkraya eklenen "Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır" hükmü ile zincirleme suçun kapsamının genişletildiği ve mağduru aynı kişi olsun ya da olmasın maddenin son fıkrasındaki istisnalar dışındaki tüm suçlarda zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün hale getirildiği, bu nedenle suçun temadi ettiğinden ve birden fazla kişiye ödünç para verilmesinin tek suç oluşturduğundan bahsedilemeyeceği, dolayısıyla suçun zincirleme olarak işlenmesinin olanaklı olduğu, bu itibarla İstanbul 56. Asliye Ceza Mahkemesince, sanığın 2015-2016 yılları arasında farklı mağdurlara yönelik eylemleri nedeniyle zincirleme biçimde tefecilik suçundan hüküm kurulması gerekirken hem tefecilik hem de 5464 sayılı Kanun'a muhalefet etme suçlarından hüküm kurulması Kanuna aykırı ise de; olağanüstü bir denetim yolu olan kanun yararına bozma yasa yolunda ancak hukuka aykırılıkların bozmaya konu olabileceği, delillerin taktir ve değerlendirilmesine ilişkin hususlarla, maddi bir meseleye ilişkin olan ve sadece o dosyayı ilgilendiren hata nedeniyle yapılacak bozmada kanun yararının bulunmadığı gözetilerek tefecilik suçundan kurulan hükme yönelik kanun yararına bozma istemi yerinde görülmemiş, 5464 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan kurulan hüküm yönünden kanun yararına bozma talebi yerinde görülmekle, 5271 sayılı Kanun’un 309/4-d maddesi uyarınca bahse konu hukuka aykırılık Dairemiz tarafından giderilmiştir.
II. KARAR
1.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 5464 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan kurulan hükme yönelik kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
2. İstanbul 56. Asliye Ceza Mahkemesinin, 19.06.2020 tarihli ve 2018/736 Esas, 2020/385 sayılı Kararının 5464 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan kurulan hüküm yönünden 5271 sayılı Kanun'un 309/3. maddesi gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
3.Bozma nedenine göre karardaki hukuka aykırılığın, 5271 sayılı Kanun'un 309/4-d maddesi uyarınca Yargıtay tarafından giderilmesi gerektiğinden; hükmün (B) bendinde yer alan sanığın 5464 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan cezalandırılmasına ilişkin bölümün hükümden tamamen çıkartılmasına, hüküm fıkrasına 5464 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan karar verilmesine yer olmadığına ibaresinin eklenmesine,
4.Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle tefecilik suçundan kurulan hükme yönelik kanun yararına bozma isteminin oy birliğiyle REDDİNE,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,27.05.2025 tarihinde karar verildi.