"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/581 E., 2023/1124 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : Of 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/178 E., 2023/56 K.
Taraflar arasındaki kadastro öncesi nedenlere dayalı tapu iptal ve tecil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava konusu Trabzon ili ... ilçesi ... Mahallesi 101 ada 1 parsel sayılı taşınmaz orman vasfıyla Hazine adına tespit edilmiş, bu tespit 04.05.2011-06.06.2011 tarihleri arasında ilan edilerek kesinleşmiştir.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Trabzon ili ... ilçesi ... Mahallesi 101 ada 1 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışmaları sonucunda orman vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edildiğini, yapılan kadastro tespitinin hatalı olduğunu, zira çekişmeli taşınmazın keşifte sınırları gösterilecek olan kısmının davacının olduğunu ve tarım arazisi olarak 50 yıldır zilyetliği altında bulundurduğu bir arazi olduğunu, dilekçe ekinde sunulan tapu kaydından da bu durumun anlaşılacağını beyanla, dava konusu 101 ada 1 parsel sayılı taşınmazın keşif esnasında sınırları gösterilecek olan kısmının tapu kaydının ifrazen iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "dava konusu taşınmazın kadastro tutanağı incelemesinde 6831 sayılı Orman Kanunu'na (6831 sayılı Kanun) göre orman kadastrosu yapılmamış orman sayılan yerlerden olduğundan bahisle orman vasfı ile Hazine adına tespit edildiği anlaşılmıştır. mahallinde Mahkeme heyetimizce bir fen bir ziraat ve bir orman bilirkişisi refakatinde keşif yapılmış orman bilirkişisi 22.09.2022 tarihli raporunda stereoskop aletiyle yaptığı incelemede 1969 tarihli en eski memleket haritası, amenajman planı meşcere haritası ve 1959 tarihli hava fotoğraflarının değerlendirilmesi neticesinde dava konusu alanların evveliyatından beri orman olduğu, 3116 sayılı Orman sayılan yerlerden olduğundan, 1945 tarihli ve 4785 sayılı Kanun'la devletleştirmeye konu yerlerden olmadığı ve 1950 tarih ve 5658 sayılı Kanun'a göre iadeye tabi alalardan olmadığı, halen yürürlükte bulunan 6831 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca Devlet ormanı sayılan yerlerden olduğunu belirtmiştir. Keşifte dinlenen mahalli bilirkişiler ve davacı tanığı her ne kadar davacının uzun yıllardır buraya zilyet olduğunu beyan etmişler ise de tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanun'un 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 tarihli ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 tarihli ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 tarihli ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan; bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğundan davacının sürdürmüş olduğu zilyetliğe değer verilmediği" gerekçesiyle davacının davasının reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ziraat bilirkişisinin raporu ile orman teknik bilirkişisinin raporunun birbiriyle çeliştiğini, ziraat bilirkisisi raporunda dava konusu arazinin toprak yapısının granüle yapıda olup ziraat ve dolayısıyla toprak işlemeye uygun olduğu tespit edildiğini, orman teknik bilirkisisi raporunda, dava konusu alanın batısında kızılağaç ağaçları, doğusunda ve güneydoğusunda kızılağaç meşceresi bulunduğunu tespit ettiğini, dolayısıyla hakim bitki örtüsünün kızılağaç olduğu tespitinde bulunduğunu, bulunduğu alan orman alanı olmasa bile 4-5 yıl bakımsız olan bir alanı orman görüntüsüne kavuşturup yanılmalara neden olabildiğini, yerel Mahkeme tarafından, dosyaya sunalan eski tapu kaydı dikkate alınmadan karar verildiğini, 19 Mart 1958 tarihli ve Cilt:19 Sayfa: 67 no.lu tapu kaydının sınırları keşif esnasında mahalli bilirkişiler tarafından tespit edilmiş olup, dosyada sunulu bulunan 25.07.2022 tarihli fen bilirkişisi raporunda eski tapu kaydının dava konusu araziye sınırları itibariyle kısmen uyduğu tespitinde bulunulduğunu, yerel mahkeme tarafından, eski tapu kaydının ve keşifte kısmen uygulanmış olmasının da dikkate alınmamasının hukuka aykırılık oluşturduğunu, bu nedenlerle kararın istinaf incelemesi sonucu kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda; "Mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen ziraat ve orman bilirkişi raporlarında; taşınmaz zeminin ağaçlık ve çalılık olduğu, toprak yapısının komşu parsellerde bulunan orman alanlarının devamı niteliğinde olduğu, arazinin eğiminin %15'ten çok fazla (%50-70 arasında) olması nedeniyle su ve toprak muhafaza karakteri taşıdığı, 1959 hava fotoğrafında orman ağaçları ile örtülü olduğu, orman vasfında olduğu, 1969 tarihli memleket haritasında ise yeşile boyalı alan için kaldığı, bu haliyle orman sayılan yerlerden olduğu, davacının dayandığı 1958 tarihli eski tapu kaydının ise kısmen uyduğu, ancak davacının tazminat talebi olmadığı anlaşılmıştır. Kaldı ki, orman vasfı taşıyan bir taşınmazın kadastrodan önceki tarihli tapu kayıtlarının bulunması, istisnai durumlar haricinde bu taşınmazın orman sayılmasına engel bir durum oluşturmamaktadır." gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.
Davacı vekili istinaf gerekçeleriyle kararı temyiz etmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin 1. fıkrası uyarınca ONANMASINA,
179,90 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 435,50 TL nin temyiz edenden alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.