Logo

Hukuk Genel Kurulu

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ferizli Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalıların baba bir kardeş olduklarını, müvekkilinin babası miras bırakan ...’ın 10.03.2009 tarihinde vefat ettiğini, müvekkilinin 1998 tarihinde ecrimisil alacağının tahsili amacıyla Ferizli İcra Müdürlüğünün 1998/4 E. sayılı dosyası ile babası aleyhine icra takibi başlattığını, takibin semeresiz kaldığını, miras bırakanın icra takibinden önce 05.03.1998 tarihli ve 67 yevmiye numaralı işlem ile adına kayıtlı olan 43, 79, 128, 129, 591, 661 ve 1121 parsel sayılı taşınmazlarını mal kaçırmak amacıyla dava dışı üçüncü kişi ...’a satış suretiyle temlik ettiğini, müvekkilinin muvazaalı yapılan bu tasarrufun iptali için Ferizli Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/30 E., 1999/46 K. sayılı dosyasında açmış olduğu tasarrufun iptali davasının kabulüne karar verildiğini, kararın Yargıtay 15. Hukuk Dairesince onanarak 29.05.2000 tarihinde kesinleştiğini, verilen karar şahsi hak içeren bir karar olduğundan 1998 yılında yapılan tasarruflar gereğince taşınmazların mülkiyetinin 22.03.2013 tarihinde kadar ...’da kaldığını, taşınmazların bu süre zarfında davalıların kullanımında olduğunu, dava dışı ...’ın murisin vefatından sonra, mal kaçırmak şeklinde oluşan iradesini yerine getirmek amacı ile 22.03.2013 tarihinde taşınmazları davalılara temlik ettiğini, yapılan temliklerin muvazaalı olduğunu ileri sürerek çekişmeli taşınmazların tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar Cevabı:

5. Davalılar cevap dilekçesi sunmamış, duruşmadaki beyanlarında satışın gerçek bir olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

İlk Derece Mahkemesi Kararı:

6. Ferizli Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.09.2014 tarihli ve 2013/119 E., 2014/133 K. sayılı kararı ile; murisin dava konusu taşınmazları 05.03.1998 tarihli ve 67 yevmiye nolu işlem ile kardeşinin oğlu olan ...’a satış suretiyle devir ve temlik ettiği, ara malik ... tarafından da davaya konu yedi adet taşınmazın satışının aynı gün içinde davalılara yapıldığı, satış değeri ile taşınmazların gerçek değeri arasında on kattan fazla fark olduğu, ara malik ...’ın muristen aldığı bu taşınmazları fiilen hiç kullanmadığı, taşınmazları ölünceye kadar murisin öldükten sonra da davalıların kullanmaya devam ettikleri, keşifte dinlenen tanıkların murisin satma ihtiyacı içinde olmadığını belirttikleri, devir tarihi itibarıyla davalının dava konusu taşınmazları tespit edilen gerçek değerlerini ödeyip alacak mali güce sahip olmadığı, murisin adına kayıtlı olan tüm taşınmazları devrettiği, muris ile dava dışı kişi ... ve davalılar arasında yapılan devir işlemlerinin diğer mirasçıları miras haklarından mahrum etmeye yönelik muvazaalı işlemler olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 25.10.2017 tarihli ve 2015/2230 E., 2017/5718 K. sayılı kararı ile;

“…Dosya içeriği ve toplanan delillerden, Ferizli Asliye Hukuk Mahkemesinin 20.01.1998 Tarih 1997/41 E., 1998/2 K., sayılı dosyası ile davacının mirasbırakan aleyhine açtığı ecrimisil davasının kısmen kabulüne karar verildiği, mirasbırakanın da 05.03.1998 tarih ve 67 yevmiye nolu resmi senet ile çekişme konusu 43,128,129,591,661,1121 parsel sayılı taşınmazların tamamı ile 79 parselin 10/15 payını davalı ...’a temlik ettiği, akabinde davacının Ferizli ASHM’nin 1999/30E., 1999/46 K. sayılı dosyası ile davalılar ... ve ... aleyhine açtığı tasarrufun iptali davasında mahkemece 05.02.1998 tarih ve 67 yevmiye nolu satış akdinin takibe konu alacak ve ferileriyle sınırlı kalmak kaydıyla iptaline karar verildiği ve kararın 29.05.2000 tarihinde kesinleştiği, davalı ...’un da 22.03.2013 tarihinde 591 parseli ...’a, 43 ve 1121 parselleri ...’a, 128 parseli ...’a, 129 parseli ...’a, 661 parselin 10/15 payını ...’a, 79 parselin ¼ payını ...’a, ¼ payını ...’a, ¼ payını ...’a, ¼ payını ...’a devrettiği anlaşılmaktadır.

Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Muris muvazaası iddiasına dayalı davalarda murisin temlikteki iradesinin açık bir şekilde ortaya konulması lazımdır.

Somut olaya gelince, mirasbırakanın çekişme konusu taşınmazları aleyhine başlatılan ve kesinleşmiş olan icra takibini sonuçsuz bırakmak amacıyla dava dışı ...'a temlik ettiği Ferizli ASHM’nin 1999/30E., 1999/46 K., sayılı dosyası ile belirlenmiş ve karar Yargıtayca da onanarak kesinleşmiştir.

Hâl böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. Ferizli Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.10.2018 tarihli ve 2018/115 E., 2018/265 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçenin yanında, tasarrufun iptali davasında icra takibini semeresiz bırakmak amacıyla hareket edildiğinin kabulünün aynı zamanda işlemde muvazaa olduğunun ve muris ...’in alacaklısı ve mirasçısı olan davacıdan mal kaçırma girişiminde olduğunun da bir göstergesi olduğu, iptal davasının kabulü kararının kesinleşmesinin muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescili davasının reddi gerekçesi olamayacağı gibi tam tersine tapu iptali ve tescil davasının bir delili olduğu, bu hususun Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2014/18126 E., 2016/7420 K. sayılı kararında da kabul edildiği, tasarrufun iptali kararı sonucu alacaklı, taşınmazın icra marifetiyle satışı sonrası alacağını tahsil etmiş olsa dahi tasarrufun iptali kararı ile tapu kaydının iptali ve borçlu (muris) adına tescili sonucu gerçekleşmediğinden davacının borçlu muris ...'in yasal mirasçısı olması nedeniyle muvazaa olgusu iddiasıyla eldeki davayı açmakta hukukî yararının bulunduğu, muvazaa olgusunun da ispatlandığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, miras bırakan ile dava dışı ... ve davalılar arasında yapılan satış suretiyle devir işlemlerinin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak yapıldığı iddiasının davacı tarafça ispat edilip edilemediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

12. Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

13. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.

14. Muvazaa kavramı, Türk Hukuk Lûgatında; ‘‘Anlaşmalı saptırma gerçek dışı durumlara gerçekmiş niteliğini kazandırma işlemi. Hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belgedir. Danışıklı işlem’’ şeklinde tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 819).

15. Muvazaa, pozitif hukukumuzda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 19. [mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 18.] maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddenin birinci fıkrasında;

"Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır" hükmüne yer verilmiştir.

16. Buna göre muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları, şeklinde tanımlanabilir.

17. Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide ve gerekse uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukukî işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukukî işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukukî işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukukî işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar.

18. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukukî sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır.

19. Muvazaa ve muvazaalı işlem kavramı açıklandıktan sonra, uyuşmazlığın niteliği ile sınırlı kalmak kaydıyla, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 277 vd. maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davası ile muvazaa davaları arasındaki farklara da kısaca değinmekte fayda bulunmaktadır.

20. İcra ve İflas Kanunu’nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davası; borçlu tarafından alacaklısını zarara uğratmak kastıyla gerçekleştirilen tasarruftan zarar gören alacaklının, borçlunun mal varlığından çıkarmış olduğu mal ve hakların veya bunların yerine geçen kıymetlerin, tekrar borçlunun mal varlığına geçmesini sağlamak ve bu yolla alacağını elde etmek amacıyla açtığı davadır. Kanun’a göre borçlunun iptal edilebilecek tasarrufları özetle, alacaklılarından mal kaçırılmasına yönelik olarak yapılan ivazsız veya aciz hâlinde yapılan tasarruflar ile alacaklılara zarar verme kastıyla yapılan tasarruflardır. Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile alacak hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir. Bu nedenle iptal davası, taşınmazın aynına ilişkin olmayan, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan ve yasadan kaynaklanan şekliyle nispi nitelikte bir davadır. Açıklanan yönüyle tasarrufun iptali davası kabul edilmiş olsa da, dava konusu malın borçluya geri dönmesi mümkün değildir. Davalı üçüncü kişi o malın maliki olmaya devam etmektedir.

21. Yüzeysel olarak bakıldığında, iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de, bu benzerlik her iki tür davanın güttüğü amaçtan öteye gitmemektedir. Muvazaa davası, yani yapılan işlemin muvazaa nedeniyle hükümsüz olduğunu belirtmek için açılan dava ile tasarrufun iptali davası amaçları bakımından birbirlerine yaklaşırlarsa da gerçekte nitelikleri, koşulları, doğurduğu sonuçlar bakımından birbirinden farklıdırlar. Tasarrufun iptali davası, borçlunun tasarruf işlemlerinden zarar gören ve elinde aciz belgesi bulunan alacaklılar tarafından açılabilir. Ne var ki, tasarrufun iptali davası, borçlu tarafından geçerli olarak yapılan tasarruf işlemlerin davacı bakımından hükümsüz olduğunu tespit ettirmek için açıldığı hâlde, muvazaa davasında borçlunun yaptığı tasarruf işleminin gerçekte hiç yapılmamış olduğunun tespiti istenir. Yani yapılan işlemin geçersizliği ileri sürülür. Muvazaalı akitlerde, görünen akit değil tarafların gerçek iradelerine uygun bulunan akit tarafları bağlayıcı olduğu hâlde, İİK’nın 277 ve bunu izleyen maddelerinde düzenlenen tasarruflar özel hukuk ilişkisi açısından geçerliliğini korumaktadır. Bu nedenle İİK’nın 283. maddesi uyarınca, alacaklının gerçek alacak ve ayrıntılarına yetecek miktardaki tasarrufun iptaline, bunun dışında kalan kısmı geçerliliğini koruyacağından, olduğu gibi bırakılmasına karar verilmesi gerekmektedir. İİK’nın 277 ve izleyen maddelerindeki iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere göre muvazaaya dayalı olarak iptal davası açmasına engel değildir.

22. Eldeki davanın konusunu oluşturan ve “muris muvazaası” olarak isimlendirilen muvazaa türünün ise Türk hukukunda büyük bir yeri ve önemi vardır.

23. Az yukarıda açıklanan TBK’nın genel hükmü dışında muris muvazaasına ilişkin bir düzenleme kanunlarımızda yer almamaktadır. Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay İçtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas kaynağını 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı oluşturmaktadır.

24. 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında sonuç olarak; “Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması hâlinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu'nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına” hükmedilmiştir.

25. 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, miras bırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir.

26. Muris muvazaasında, miras bırakan ile sözleşmenin karşı tarafı, aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gizlemektedirler. Başka bir anlatımla, miras bırakan ile karşı taraf malın gerçekten temliki hususunda anlaşmışlardır. Görünüşteki ve gizlenen sözleşmelerin her ikisinde de samimi olarak temlik istenmektedir. Ne var ki, görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin vasfı (niteliği) muvazaalı sözleşme ile değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi düzenlenmektedir. Görünüşteki sözleşmenin vasfı (niteliği) tamamen değiştirildiğinden, muris muvazaası aynı zamanda “tam muvazaa” özelliği de taşınmaktadır.

27. Muris muvazaasını öteki nispi muvazaalardan ayıran unsur ise mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla yapılmasıdır. Miras bırakan muvazaalı sözleşmeyi mirasçılardan biri ya da bir kaçı ile yapmışsa öteki mirasçıları, mirasçı olmayan kişi ya da kişilerle yapmışsa bu durumda tüm mirasçıları aldatmak kastıyla hareket etmiş sayılır (Özkaya, Eraslan: İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, Ankara 2020, s. 448). Bunun yanında miras bırakan, asıl mal kaçırmak istediği mirasçıyla değil, kendisine uygulamada emanetçi, aracı ya da ara malik denilen kişiyle de muvazaalı sözleşme yaparak, anılan kişiye temlik ettiği taşınmazı zamanı geldiğinde yararına mal kaçırmayı amaçladığı mirasçısına devretmesi konusunda da anlaşma yapabilir.

28. Muris muvazaası davalarında, miras bırakan tarafından yapılan temlikin muvazaalı ve terekeden mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat yükü davacı tarafa aittir.

29. Dava açan mirasçılar, miras bırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin dışında olduklarından üçüncü kişi konumundadırlar. Bu nedenle iddialarını tanık dâhil olmak üzere her türlü delille kanıtlamaları mümkündür. Kanunen kendilerine intikal etmesi gereken miras haklarına, miras bırakan tarafından muvazaalı olarak yapılan sözleşme ile engel olunduğundan bu sözleşmenin muvazaalı olduğunu ileri sürerek iptalini istemekte hukukî yararlarının bulunduğu açıktır.

30. Ancak bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.

31. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması ise genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanması yanında, birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

32. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, muris muvazaasına ilişkin davalarda miras bırakanın asıl irade ve amacı belirlenirken, tarafların dayandıkları delillerin her olayın kendi özelliklerine göre objektif olgulardan da yararlanılarak birlikte değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerektiği açıktır.

33. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını uygulama olanağı bulunmamaktadır. Miras bırakan muvazaalı sözleşmeyi mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla değil de mirasçı dışındaki kişileri aldatmak amacıyla yapabilir. Örneğin, miras bırakan alacaklısından mal kaçırmak amacıyla muvazaalı işlem yapmışsa, onun ölümünden sonra sözleşmenin tarafı veya halefleri aleyhine mirasçılar tarafından açılan muvazaa davasında, mirasçılar üçüncü kişi değil, miras bırakanın halefi sıfatıyla hareket ettiklerinden burada muris muvazaası değil, taraf muvazaası söz konusu olacaktır. Önemle vurgulamak gerekir ki, kendisinden mal kaçırılmak istenen alacaklı mirasçı olsa dahi, diğer mirasçıların açtıkları dava, muris muvazaası değil, taraf muvazaasına dayanan bir davadır. Çünkü miras bırakanın gerçek arzu ve iradesi mirasçıdan yani terekeden mal kaçırmak değil, alacaklısından mal kaçırmaktır. Bu davada, davacı miras bırakanın yerine geçmekte, onun açacağı davayı açmaktadır. Dava açan mirasçının menfaati ile miras bırakanın gerçek irade ve amacı çatışmamaktadır ( Özkaya- s. 402).

34. Eldeki davada, davacı vekilince, miras bırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacının mirasçılarından mal kaçırmak olduğunun mirasçı müvekkili tarafından ecrimisil alacağının tahsili amacıyla İİK’nın 277 vd. maddeleri uyarınca açılıp devrin muvazaalı yapıldığı yönünde kesinleşen tasarrufun iptali davası ve miras bırakanın ölümünden sonra yapılan devir işlemleriyle sabit olduğu ileri sürülmüştür.

35. İleri sürülen bu sebepler, taraflarca sunulan deliller, davacı tarafça ilk devir işlemine yönelik açılan tasarrufun iptali davasında devrin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı şekilde yapıldığının belirlenmesi, davacı tarafça aynı devir işlemi ile murisin ölümünden sonra yapılan temlik işlemlerine dayanılması ve ara malik kullanıldığının iddia edilmesi karşısında, 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı şartlarının oluşup oluşmadığının değerlendirilebilmesi için somut olayda dava açan mirasçının menfaati ile miras bırakanın gerçek irade ve amacının çatışıp çatışmadığı, miras bırakanın temlik işleminde hem “alacaklısından mal kaçırmak amacıyla muvazaalı işlem yapma” hem de mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı işlem yapma” gayesiyle hareket edip etmediği, farklı iki iradenin aynı tasarruf işleminde birleşip birleşemeyeceği hususlarının öncelikle açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

36. Dosya kapsamından 1932 doğumlu miras bırakan ...’ın 10.03.2009 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak murisin ilk eşinden olan kızı davacı ile ikinci eşinden olan kızları ..... ... ile kendinden önce ölen kızı Hafize’den olma ... ile...’ın kaldığı anlaşılmaktadır.

37. Davacının miras bırakan aleyhine açtığı, Ferizli Asliye Hukuk Mahkemesinin 20.01.1998 tarihli ve 1997/41 E., 1998/2 K. sayılı dava dosyasında; davacı adına kayıtlı olup, Ferizli ilçesinde yer alan 107, 973 ve 1120 sayılı parsellerde yer alan taşınmazlara, kesinleşen mahkeme kararı ile davalının müdahalesinin men’ine karar verildiğinden davalı miras bırakanın haksız işgal tarihinden itibaren oluşan ecrimisil alacağının tahsiline karar verilmesi talep edilmiş, mahkemece; veraset ilamı ve tapu kayıtlarına göre malik davacı olmasına rağmen, taşınmazların belirtilen tarihlerde davalı miras bırakanın zilliyet ve tasarrufunda bulunduğu, davacının ise aynı köyde eşi ve çocuklarıyla ayrı yerde yaşadığı, davalı miras bırakanın sonradan yaptığı evlilikten olma eş ve çocuklarıyla birlikte dava konusu taşınmazdan yararlandığı, taşınmazların gelirini de davacı ile paylaşmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

38. Davacı tarafından miras bırakan ve dava dışı ... aleyhine açılan Ferizli Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.06.1999 tarihli ve 1999/30 E., 1999/46 K. sayılı davada ise; miras bırakanın, ecrimisil alacağının tahsili amacıyla başlatılıp kesinleşen icra dosyasındaki takibi semeresiz bırakmak ve mal kaçırmak amacıyla Ferizli ilçesinde bulunan işbu davaya da konu edilen yedi adet taşınmazı muvazaalı şekilde bedelsiz olduğu hâlde kardeşinin oğlu olan ...’a satış gösterilmek suretiyle devrettiği ileri sürerek yapılan tasarrufların İİK’nın 277 vd. maddeleri uyarınca iptaline karar verilmesi talep edilmiştir. Mahkemece; icra takibinin 05.03.1998 tarihinde kesinleştiği, davalı miras bırakanın takibin kesinleştiği gün (05.03.1998 tarihli ve 98 yevmiye sayılı işlem ile) dava konusu olan yedi adet taşınmazı kardeşinin oğlu ...’a satış suretiyle devir ve temlik ettiği, taraflar arasında yakın akrabalık bulunduğu, davalı miras bırakanın içinde oturduğu evi satış sonrası tahliye etmeyerek keşif tarihi itibari ile de oturmaya devam ettiği, taşınmazların satış bedeli ile keşfen saptanan bedelleri arasında aşırı oransızlık bulunduğu, davalı tarafın bedelin ödendiğini kanıtlayamadığı ve bu yönde sunulan delillerin de inandırıcı bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile, anılan tasarrufların icra takibine konu edilen alacak ve fer’ilerle sınırlı kalmak koşuluyla iptaline karar verilmiş; Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 11.04.2000 tarihli ve 2000/1100 E., 2000/1733 K. sayılı kararı ile, davalı ... vekilinin temyiz itirazları reddedilmiş ve onanmak suretiyle karar kesinleşmiştir.

39. Miras bırakan ... 10.03.2009 yılında ölmüş, dava dışı ... dava konusu taşınmazları 22.03.2013 tarihinde davalının ikinci eşinden olan dört erkek çocuğuna satış suretiyle temlik etmiştir. Davacı eldeki davada bu kez, baba bir anne ayrı olan dört erkek kardeş aleyhine murisin ara malik kullanarak yedi adet taşınmazı mirastan mal kaçırmak gayesiyle muvazaalı olarak devrettiği iddiasında bulunarak muris muvazaası nedeniyle tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına kayıt ve tescilini talep etmiştir.

40. Murisin, davacının ecrimisil alacağını engellemek ve kendisinden mal kaçırmak amacıyla dava konusu taşınmazları dışı ...’a satış yoluyla devrettiği, devrin bedelsiz yapıldığı ve muvazaalı olduğu, murisin ızrar kastının kesinleşen tasarrufun iptali davası ile sabit olduğu, taşınmazların ... tarafından hiç kullanılmadığı, muris ...’in taşınmaz satmayı gerektirecek acil bir ihtiyaç içine düşmediği, murisin adına kayıtlı tüm taşınmazlarını devrettiği, ...’ın emanetçi konumunda olduğu, ara malik ...’ın miras bırakanın vefatından sonra da aynı gün bu taşınmazları düşük bedellerle, erkek çocuk olan davalı mirasçılara devrettiği, taşınmazların tapu senedindeki bedelleri ile rapordaki bedelleri arasında fahiş fark bulunduğu, dava dışı...’un bu taşınmazları kullanmadığı ve satın almaya ihtiyacının olmadığı, davalıların ise alım gücü bulunmadığı gibi satışın gerçek olduğu yönündeki savunmalarını ispatlayamadıkları, murisin kızı olan alacaklısından mal kaçırmak ve yine mirasçısından (terekeden) mal kaçırmak yönünde iki amaç ile temlik işlemini yaptığı, davacının tasarrufun iptali davası ile alacak hakkını, eldeki dava ile de murisin ölümü sonrası oluşan mirasçılık hakkını korumak amacıyla dava açtığı, somut olayın özelliği gereği, davacının tasarrufun iptali davasını açarken borçlu olan babasının alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla hareket ettiğini belirtmesi ve bu yönde kesinleşen kararı infaz ettirmemesinin işbu davada (yani murisin asıl iradesi bakımından) bağlayıcı sonuç doğurmadığı kanaatine varılmıştır. Belirtilen nedenlerle; muris ile dava dışı ... ve davalılar arasında yapılan devir işlemlerinin diğer mirasçıları miras haklarından mahrum etmeye yönelik muvazaalı işlemler olduğu ve Yargıtayın 01.04.1974 tarihli 1/2 numaralı İBK'da öngörülen şartların davacı lehine gerçekleştiği kanaatine varıldığından verilen direnme kararı bu yönlerden yerindedir.

41. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; muris muvazaası iddiasına dayalı davalarda murisin temlikteki iradesinin açık bir şekilde ortaya konulmasının gerektiği, miras bırakanın çekişme konusu taşınmazları, aleyhine başlatılan ve kesinleşmiş olan icra takibini sonuçsuz bırakmak yani alacaklısından mal kaçırmak amacıyla devrettiği hususunun kesinleşen tasarrufun iptali davası ile belirlendiği, tasarrufun iptali davası hukuken geçerliliğini koruyan işlemlere karşı açıldığı hâlde muvazaa davalarında işlemin gerçekte hiç yapılmadığının tespitinin talep edildiği, davacı anılan dönemde taraf muvazaasına ilişkin olarak da dava açabilecekken bu yola başvurmadığı, keşif esnasında dinlenen tanıkların da murisin yapılan devir işlemindeki asıl iradesinin alacaklılarından mal kaçırmak olduğunu beyan ettikleri, dosya kapsamına göre murisin asıl iradesinin alacaklısından mal kaçırmak olduğunun kabulü gerektiğinden bozma kararının yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

42. O hâlde, mahkemece verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olduğundan onanmalıdır.

43. Ne var ki direnme konusunun kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları incelenmediğinden dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmektedir.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Direnme uygun olduğundan, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,08.12.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Davacı, 19.06.2013 tarihli dava dilekçesiyle baba bir anne ayrı dört erkek kardeş aleyhine dava konusu yedi adet taşınmazın muris muvazaası nedeniyle tapu kayıtlarının iptaliyle miras payı oranında adına kayıt ve tescilini istemiştir.

Davalılar duruşmada, murisin sağlığında...’a borcundan dolayı taşınmazları sattığını, kendilerinin de...’a taşınmazların bedelini ödeyip satın aldıklarını beyan etmişler, davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, 01.04.1974 tarih ½ sayılı İBK şartları oluştuğu gerekçesiyle dava kabul edilmiş, davalıların temyizi üzerine Dairece “...Muris muvazaası davalarında murisin temlikteki iradesinin açık bir şekilde ortaya konması gerekir. Somut olayda, miras bırakanın çekişme konusu taşınmazları aleyhine başlatılan ve kesinleşen icra takibini sonuçsuz bırakmak amacıyla dava dışı...’a temlik ettiği Ferizli Asliye Hukuk Mahkemesi’nin dosyası ile belirlendiği, hükmün kesinleştiği dolayısıyla davanın reddinin gerektiği gerekçesiyle” hüküm bozulmuş, Mahkemece direnme kararı verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı ...’nin 9.07.1997 tarihinde o tarihte sağ olan babası aleyhine açtığı ecrimisil davası kabul ile sonuçlanmış, babası ...’in ölen annesinden kalan taşınmazları kullandığı gerekçesiyle aleyhine ecrimisille hükmedilmiş, hüküm kesinleşmiş davacı tarafından 19.02.1998 tarihinde icra takibine geçilmiş, takibin kesinleştiği gün 05.03.1998 tarihinde baba ... eldeki davanın da konusu olan yedi adet taşınmazını yeğeni...’a satış suretiyle temlik etmiştir.

Davacı bu kez 16.07.1998 tarihinde Ferizli Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/30 Esas 1999/46 karar sayılı dosyasında babası ... ve taşınmazları temlik ettiği... aleyhine tasarrufun iptali davası açmıştır. Davacı dava dilekçesinde; “...davacının alacağının tahsil edilmemesi için davalı ... taşınmazlarını gerçek değerinin çok altında yeğeni...’a muvazaalı devretti. Aslında işlem satın olmayıp icra takibinden kurtulma amaçlı muvazaalı devirdir. Gerek Borçlar Kanunu 18. madde gerek ise İİK 277. madde karşısında iptale tabi işlemdir.” şeklinde beyanda bulunduğu gibi davacı vekili 06.11.1998 tarihinde keşifte de “davalı ... icra takibinden kurtulmak için takip konusu borçları ödememek için yedi parça taşınmazı muvazaalı şekilde diğer davalı ...’a devretti. İİK 277. v.d. maddeleri uyarınca yapılan devir ve temliklere ilişkin tasarrufların iptalini istiyorum” demiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda “...yapılan devir ve temliklerin açıkca alacaklıyı zararlandırmak ve icra takibini sonuçsuz bırakmak maksadıyla yapıldığını göstermektedir. Alacaklıları ızrar etmek amacıyla yapılan tasarruflar İİK 277. maddesi anlamında iptale tabiidir gerekçesiyle kabul kararı verilmiş yedi adet taşınmazın ...’den...’a temlikindeki satış akdinin takibe konu alacak ve ferileriyle sınırlı kalmak kaydıyla iptal edilmiş, hüküm 29.05.2000 tarihinde kesinleşmiş, ancak davacı bu hükümden sonra satış veya haciz gibi bir işlem yapmamıştır. Muris ... 10.03.2009 tarihinde ölmüştür. Dava dışı... maliki olduğu yedi adet taşınmazı 22.03.2013 tarihinde murisin diğer eşinden olan davalılara satmış, bunun üzerine davacı da 19.06.2013 tarihinde muris muvazaasına dayalı eldeki davayı açmıştır.

Eldeki davada çözümlenmesi gereken husus davacının açtığı tasarrufun iptali davasında; murisin alacaklıdan mal kaçırmak ve icra takibinin sonuçsuz bırakmak iradesiyle yaptığı tespit edilen satış işleminde, ölümünden sonra açılan muris muvazaası davasında aynı iradenin mirasçıdan, terekeden mal kaçırmak amaçlı olarak kabulünün mümkün olup olmayacağıdır.

Bilindiği gibi borçlunun mal varlığını azaltmak amacıyla muvazaalı yaptığı işlemlerden zarar gören alacaklı dilerse özel hüküm niteliğindeki İİK 277. vd. maddeleri gereğince iptal davası dilerse genel hüküm niteliğindeki TBK 19. maddeden kaynaklanan muvazaa davası açabilir. İptal davası borçlu tarafından hukuken geçerli olan tasurruf işlemine davacı bakımından hükümsüz olduğunu tespit ettirmek için açıldığı hâlde muvazaa davası borçlunun yaptığı tasaruuf işleminin gerçekte hiç yapılmamış olduğunun tespiti istemidir. Tasarrufun iptali davası davacı lehine sonuçlanırsa mal tekrar borçlunun mal varlığına dönmez. Hileli işlem maddi hukuk açısından iptal edilmez. Hükümsüz hâle gelmez. İptal davasını kazanan alacaklı dava konusu mal sanki borçlunun mal varlığından hiç çıkmamış gibi onu haczettirir ve satış bedelinden alacağını ödemesini ister. Bedelden birşey kalırsa lehine tasarruf yapılan 3. kişiye verilir. Davada tasarrufun maddi hukuk anlamında iptali söz konusu olsaydı arta kalan payı borçluya verilirdi. İptal nispi davadır. Sadece davanın tarafları için hüküm ve sonuç doğurur. Davacı o dönemde muvazaa davasıda açabilirdi. Zira muvazaa davası mutlak davadır. Muvazaa davasında amaç 3. kişileri aldatmak suretiyle yapılan hukukî işlemin hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmektir. Oysa iptal davasında amaç boruçlu tarafından gerçekleştirilen ve alacaklının aleyhine sonuç doğuran geçerli bir hukukî işlemin iptalidir.

Eldeki dava ise muris muvazaası davasıdır. Muris muvazaası davasında ispatı gereken murisin gerçek amacının mirasçı veya mirasçılarını miras hakkından yoksun bırakmak yani mirastan mal kaçırma amacıyla hareket edip etmediğini belirlemektir.

Davacı açtığı tasarrufun iptali davasında murisin iradesini alacaklıdan mal kaçırmak, icra takibini sonuçsuz bırakmak olarak açıklamıştır. Davacı genel muvazaa davası da açmamıştır. Babası ölünce bu kez aynı iradeyi mirasçıdan, terekeden mal kaçırmak olarak ileri sürmektedir. Yargılama usulleri birbirinden farklı da olsa tek işlemden kaynaklanan kesinleşmiş ve davacıyı bağlayan hüküm vardır. Murisin alacaklıdan mal kaçırmak iradesi kesinleşmiş ve davacıyı bağlayan hükümle tespit edildiğine göre yani murisin mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla temlik yapmadığına göre burada murisin iradesiyle mirasçının kanundan doğan miras hakkının çatışmadığı gözetilerek davacının açabileceği dava ancak murisin hayattayken kullanabileceği dava hakkını onun ardılı (halefi) olarak ölümünden sonra kullanabileceği taraf muvazaası davası olabilirdi. Yukarıda açıklanan gerekçelerle direnme hükmü bozulmalıdır. Sayın çoğunluğun onama görüşüne katılmıyoruz.

***