Logo

Hukuk Genel Kurulu

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (İş Mahkemesi Sıfatıyla)

1. Taraflar arasındaki “Tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) davanın kabulüne ilişkin kararına yönelik davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince verilen karar davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirkete ait işyerinde çalışırken 04.03.2008 tarihinde geçirdiği iş kazasında sol elinin üç parmağının koptuğunu, ... Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinde açtıkları tazminat davasında Adli Tıp Kurumu raporu ile Sosyal Sigortalar Yüksek Sağlık Kurulunun kararı arasında çelişki oluştuğundan sürekli iş göremezlik oranının tespiti için mahkemece süre verilmesi nedeniyle eldeki davanın açıldığını ileri sürerek müvekkilinin sürekli iş göremezlik oranının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı ... (SGK/Kurum) vekili cevap dilekçesinde; davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

6. Davalı ... Makine ve Sanayi Ticaret Anonim Şirketi davaya cevap vermemiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı:

7. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 18.01.2018 tarihli ve 2016/1001 E., 2018/46 K. sayılı kararı ile; yapılan yargılama sonucu toplanan delillere göre davacının 04.03.2008 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucunda uğradığı sürekli iş göremezlik (maluliyet) oranının Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinin raporu uyarınca %10,3 olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:

8. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.

9. ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 20.12.2018 tarihli ve 2018/2003 E., 2018/2201 K. sayılı kararı ile; ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukukî değerlendirmesinde usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

10. ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.

11. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 29.05.2019 tarihli ve 2019/1287 E., 2019/4903 K. sayılı kararı ile; "...IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:

Davalı Kurum vekili, kurum işleminin yerinde olduğu, Adli Tıp Genel Kurulundan rapor alınması gerektiği gerektiğinden bahisle dosyanın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:

Davalılardan ... Makine ve San. Tic. AŞ. nin, 09.02.2018 tarihinde ticaret sicilinden re’sen terkin edildiği anlaşılmıştır.

Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine ( fiil ehliyetine ) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler.

Taraf sıfatına gelince; bir hakkı dava etme yetkisi ( dava hakkı ) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı ) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır.

Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir (Baki Kuru-Ramazan Arslan-Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 7. baskı, Ankara 1995, s. 231).

Bu nedenle, davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Yani, bir davada taraf olabilmek için, ya, hakiki şahıs; ya da, hükmi şahıs olmak gerekir. Zira, taraf ehliyeti, medeni hukukun haklardan istifade ehliyetine tekabül eder ( Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, 7. Baskı, İstanbul 2000, s.288).

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.06.2007 tarih, 2007/10-358 Esas, 2007/337 Karar sayılı kararında da benimsendiği üzere; ticari şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir. Şayet tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmış ise, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile ilgili şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulü olanaksızdır. Bu durumda, tüzel kişiliğin yeniden ihyasına gidilerek taraf teşkili sağlanmak suretiyle yargılamanın devamının sağlanması gerekir.

Belirtilen açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davalılardan ... makine ve San. Tic. AŞ. hakkında ihya yapılması için yasal prosedür işletilmek suretiyle ihyasına dair karar alındıktan sonra, usulüne uygun şekilde taraf teşkilinin sağlanması ve sonrasında karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O hâlde, davalılardan Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm sair yönler incelenmeksizin bozulmalıdır..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

12. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 26.12.2019 tarihli ve 2019/509 E., 2019/709 K. sayılı kararı ile; kararın verildiği 18.01.2018 tarihi tarih itibariyle davalı şirketin henüz tüzel kişiliğinin sona ermediği, iflasın kapatılmasına ilişkin ilanın 20.02.2018 tarihinde yapıldığı, ayrıca davanın tespit davası olduğu, şirket aleyhine eda hükmü içermediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararını Temyiz:

13. Direnme kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ilk derece mahkemesinin karar tarihi olan 18.01.2018 tarihinden sonra 15.02.2018 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan ilan ile ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.01.2018 tarihli ve 2017/1023 E., 2018/14 K. sayılı kararı ile İİK’nın 254. maddesi uyarınca iflasın kapatılması nedeniyle şirketin kaydının ticaret sicilinden re’sen silindiğinin 09.02.2018 tarihinde tescil edildiği dikkate alındığında; davalı şirket hakkında ihya prosedürünün işletilmesinin gerekip gerekmediği, davada tespit hükmü kurulmuş olmasının sonuca etkili olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

15. Öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır.

16. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (eski TTK) 137. maddesi gereğince ticaret şirketleri tüzel kişiliği haizdir [6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (yeni TTK) m. 125/1). Tüzel kişilik ile ticaret şirketi, kendisini meydana getiren kişilerden ayrı bir hukukî varlık kazanarak hukukî bir kişiliğe, ehliyete ve bağımsız malvarlığına sahip olur. Dolayısıyla tüzel kişiliğinin bulunması, ticaret şirketlerinin ayırt edici temel niteliklerinden birisini oluşturmaktadır.

17. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 301/1. (yeni TTK 355/1) maddesi gereğince anonim şirket ticaret siciline tescille tüzel kişilik kazanır. Bu bağlamda tescil kurucu nitelikte olup sicil kaydının varlığı, tüzel kişilik ve ticaret şirketi statüsü için zorunludur.

18. Ticaret siciline kayıtla birlikte tüzel kişilik kazanıldıktan sonra şirket malvarlığının sahibi şirket tüzel kişiliği olur ancak şirketin ticaret sicilinden kaydının silinmesi, malvarlığının kendiliğinden ortaklara geçmesi sonucunu doğurmaz. Başka bir deyişle tüzel kişiliğin sona ermesiyle malvarlığının doğrudan ortaklara aktarılmasını mümkün kılan bir mirasçılık düzeni bulunmamaktadır. Ortaklar, ancak tasfiye sonucunda kalan şirket malvarlığının dağıtımı veya devri ile malvarlığı üzerinde mülkiyet hakkını kazanabilir. Dolayısıyla ticaret sicilinden şirketin kaydının silinmesi ile ortaklar, adi şirket olarak anonim şirketin devamı şeklinde hukukî ilişkiler sürdüremez, bir davada davacı ve davalı olamaz ve doğrudan faaliyette bulunamazlar. Bu nedenle tüzel kişilik ve şirket ortadan kaldırılmadan önce şirket malvarlığının dağıtıldığı ve hukukî ilişkilerinin sonlandırıldığı tasfiye işlemlerinin yapılması gerekir.

19. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 434 vd (yeni TTK 529 vd) maddelerinde anonim şirketin sona erme nedenleri düzenlenmiş olup infisah, kanunda veya esas sözleşmede öngörülen sebeplerden birinin gerçekleşmesi ile ayrıca bir karar alınmasına veya ihbarda bulunulmasına gerek olmaksızın şirketin kendiliğinden sona ermesini ifade ederken kanun veya esas sözleşmede yer alan sebeplerden birine dayanarak bu yetkiye sahip olanlar tarafından şirketin karar şeklinde somutlaşan irade ile sona erdirilmesi ise fesih olarak karşımıza çıkmaktadır.

20. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 439. (yeni TKK 533.) maddesi gereğince sona eren şirket tasfiye hâline girer, tasfiye hâlindeki şirket pay sahipleriyle olan ilişkileri de dâhil tasfiye sonuna kadar tüzel kişiliğini korur ve ticaret unvanını “tasfiye hâlinde” ibaresi eklenmiş olarak kullanır. Tasfiye ise anonim şirketin malvarlığının nakde dönüştürülerek alacaklarının tahsil edilip borçların ödenmesini ve varsa kalan tutarın kural olarak ortaklara dağıtılmasını ifade eder. Bu işlemlerin kesin olarak sonuçlandırılmasıyla tasfiye tamamlanır. Tasfiye işlerinin tamamlanması için zorunlu olduğundan sona eren şirketin tüzel kişiliği ve hak ehliyeti tasfiye sürecinde de devam eder. Ancak tasfiye işlerinin tamamlanması, ticaret siciline kayıtla tüzel kişilik kazanan anonim şirketin ortadan kalkması için gerekli olsa da yeterli değildir. Başka bir deyişle anonim şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesi için eski TTK’nın 449. (yeni TTK’nın 545/1) maddesi gereğince tasfiyenin tamamlanmasından sonra tasfiye memurlarının şeklen var olan durumun ortadan kalkması amacıyla ticaret unvanının ticaret sicilinden silinmesini talep etmesi ve bu istemin kabul edilerek silinmenin tescil edilmesi gerekmektedir. Tasfiye tamamlanmasına rağmen tasfiye memurları bu yükümlülüklerini yerine getirmezse, müdürler, ortaklar ya da üçüncü kişiler ticaret sicil müdürüne başvurarak 6762 sayılı TTK’nın 35/1 (6102 sayılı TTK’nın 33/1) maddesi gereğince tescile davet yetkisini kullanmasını ve bu yolla şirketin ticaret sicilinden silinmesini isteyebilir. Ticaret unvanının ticaret sicilinden silinmesiyle birlikte anonim şirketin tüzel kişiliği ortadan kalkar, şirket hukukî varlığını ve hak ehliyetini kaybeder (Tekinalp, Ünal: Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, 4. Baskı, İstanbul, 2015, s. 192).

21. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki eski TTK'nın 434. (yeni TTK 529).maddesinde belirtilen sona erme nedenlerden birisi de iflas olup iflasına karar verilen anonim şirketin tasfiyesi 2004 sayılı İcra İflas Kanunu (İİK) hükümlerine göre iflas idaresi tarafından yapılır. İİK'nın 254. maddesi uyarınca paralar dağıtıldıktan sonra iflas idaresi iflasa hükmeden mahkemeye son bir rapor verir, mahkemece iflasın idaresinde hata ve noksan görülmeyerek tasfiyenin bittiği tespit edildiği takdirde iflasın kapanmasına karar verilir. Kararın kanun yollarından geçerek kesinleşmesinden sonra ise iflas idaresi İİK'nın 166. maddesi uyarınca iflasın kapandığını ilan eder ve bu suretle ticaret sicilinden terkin edilen şirketin tüzel kişiliği sona erer. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 10.06.2009 tarihli ve 2009/11-173 E., 2009/247 K. ile 14.03.2012 tarihli ve 2011/11-850 E., 2012/147 K. sayılı kararlarında da şirketin, hakkında iflas kararı verilmesi ve hatta bu kararın kesinleşmesi ile taraf sıfatının hemen sona ermediği, tüzel kişiliğin tasfiye amacıyla sınırlı olarak devam ettiği ancak iflas kapanış onayı yapılarak ticaret sicilindeki kaydının silinmesi durumunda bu tarih itibariyle tüzel kişiliğinin ve dava ehliyetinin sona ereceği belirtilmiştir.

22. Görüldüğü üzere bir anonim şirketin sona ermesiyle hukukî varlığının tamamen ortadan kalkmasını ifade eden tüzel kişiliğinin sona ermesi birbirinden tamamen farklı durumlardır. Tasfiye hâline giren ve tasfiye işlemleri eksiksiz bir şekilde tamamlanan şirketin tüzel kişiliğinin sona erebilmesi için ayrıca ticaret sicilinden de silinmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle anonim şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinden bahsedebilmemiz için hem tasfiye işlemlerinin eksiksiz olarak tamamlanması hem de hukuk güvenliğinin sağlanması açısından ticaret sicilinden silinmesi ve bu iki durumun birlikte gerçekleşmesi gerekir. (Yılmaz, Asuman: Türk Ticaret Kanununa Göre Anonim ve Limited Şirketlerde Ek Tasfiye, BATİDER, 2016, C. XXXII, S. 2, s. 154).

23. Bu itibarla anonim şirkete ait alacağın veya borcun varlığı ya da malvarlığı ile ilgili olmasa da taraf sıfatını gerektiren devam eden hukukî ilişkilerinin söz konusu olduğu hâllerde ticaret sicilinden silinme şirketin gerçekten ve kesin olarak ortadan kalkmış olması sonucunu doğurmaz, bu hukukî ilişkilerin sonlandırılabilmesi için şirketin tüzel kişiliğinin devamının sağlanması gerekir. Eski TTK döneminde ticaret sicilinden terkin edilen bir şirketin, daha sonra tasfiyesinin eksik yapıldığının anlaşılması ya da taraf sıfatını gerektiren devam eden hukukî ilişkilerinin söz konusu olması hâlinde şirketin ek tasfiyesinin mümkün olduğu ve ek tasfiyeye karar verilerek geçici olarak tescil edilebileceği öğreti ve uygulamada kabul edilmekteydi. Yeni TTK’nın 547. maddesinde ise “ek tasfiye” özellikle düzenlenmiş, anonim şirketin tasfiye işlemleri tamamlanıp ticaret sicilinden terkin edilmesinden sonra tasfiyenin eksiksiz bir şekilde gerçekleştirilmediğinin ve dolayısıyla ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğunun anlaşılması durumunda son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklıların şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar şirketin yeniden tescilini isteyebilecekleri, mahkemenin istemin yerinde olduğuna kanaat getirirse şirketin ek tasfiye için yeniden tesciline karar vereceği ve bu işlemlerini yapmaları için son tasfiye memurlarını veya yeni bir veya birkaç kişiyi tasfiye memuru olarak atayarak tescil ve ilan ettireceği belirtilmiştir. Görüldüğü üzere TTK’nın 547. maddesi ile ek tasfiye işlemleri tamamlanıncaya kadar ticaret sicilinden silinmiş olan şirketin mahkeme kararı ile sicile yeniden tescil ettirilmesi açıkça öngörülmüştür. Dolayısıyla TTK’nın 547. maddesi, bir anonim şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesi için hem tasfiye işlemlerinin eksiksiz olarak tamamlanmasının hem de ticaret sicilinden silinmesinin birlikte gerçekleşmesi gerektiğini göstermektedir. Hukuk Genel Kurulunun 25.01.2022 tarihli ve 2019/11-118 E., 2022/147 K. sayılı kararı da aynı yöndedir.

24. Gelinen bu noktada taraf ve dava ehliyeti ile taraf sıfatı konularına kısaca değinilmelidir.

25. Çekişmeli yargının konusu dava olup dava, bir başkası (davalı) tarafından sübjektif hakkı ihlâl veya tehlikeye sokulan ya da kendisinden haksız bir talepte bulunulan kimsenin (davacının), mahkemeden hukukî koruma (himaye) istemesidir. Mahkemeden hukukî koruma isteyen kimseye davacı (müddei) denir.

26. Dava, davacının sübjektif hakkını ihlâl eden veya tehlikeye sokan veya davacıdan haksız bir talepte bulunan kimseye karşı açılır; bu kimseye de davalı (müddeialeyh) denir.

27. Bir sübjektif hakkın mahkemeler vasıtasıyla ileri sürülmesi yetkisine dava hakkı denir.

28. Taraf ehliyeti ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 50. maddesinde açıkça düzenlenmiş olup bir davada taraf olabilme yeteneğini ifade eder. Taraf ehliyeti, medeni (maddi) hukuktaki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 8. maddesinde düzenlenen medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekil olarak anlaşılmalıdır. Buna göre; medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ya da tüzel kişi davada taraf ehliyetine sahip kabul edilmelidir.

29. Dava ehliyeti ise HMK'nın 51. maddesinde kişinin kendisinin veya yetkili kılacağı bir temsilci aracılığı ile bir davayı takip etme ve usul işlemlerini yapma ehliyeti olarak ifade edilmiştir. Dava ehliyeti, TMK'nın 9. maddesinde düzenlenen medeni hakları kullanma (fiil) ehliyetinin usul hukukundaki görünümü olup buna göre medeni hakları kullanma ehliyeti bulunan her gerçek ya da tüzel kişinin dava ehliyeti bulunmaktadır.

30. Taraf sıfatına bir başka deyişle husumet ehliyetine gelince, bu kavram dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, "aktif husumeti", davalı sıfatı ise "pasif husumeti" karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukukî koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Taraf sıfatının bu anlamda önemli özelliği ise def'î değil itiraz niteliğinde olması nedeniyle taraflarca süreye ve davanın aşamasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve taraflar ileri sürmemiş olsa bile mahkemece re'sen nazara alınmasıdır.

31. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-d maddesinde açıkça düzenlendiği üzere dava ve taraf ehliyeti dava şartlarındandır. Bu düzenlemeye göre husumet ya da bir başka deyişle taraf sıfatı dava şartlarından değildir. Dava şartının özelliği tıpkı taraf sıfatı gibi davanın esastan görülüp karara bağlanabilmesi için varlığı ya da yokluğu hâkim tarafından davanın her aşamasında kendiliğinden gözetilen ve taraflarca noksanlığı davanın her aşamasında ileri sürülen nitelikte olmasıdır.

32. Son olarak vurgulanmalıdır ki; iş kazası veya meslek hastalığı sonucu uğranılan maluliyet (iş göremezlik/meslekte kazanma gücü kayıp) oranının tespitine ilişkin davaların asıl amacı, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (ve mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu) uyarınca sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanmasının teminine yönelik olup sigortalıya bağlanacak gelir ve hükmedilecek tazminatın miktarını doğrudan etkilemesi nedeniyle sigortalıda oluşan maluliyet oranının hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeksizin kesin olarak saptanması gerekmektedir. Bu nedenle sürekli iş göremezlik oranı işverenin hak alanını da ilgilendirir. Zira sigortalının sürekli iş göremezlik oranı en az %10 ise Kurum sigortalının sürekli iş göremezlik oranına göre bağladığı gelirin peşin değerini işverenden isteyebileceği gibi sigortalı da ayrı olarak açacağı bir tazminat davası ile Kurum tarafından karşılanmayan zararının tazminini işverenden isteyebilecektir. Sonuç olarak iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğranılan sürekli iş göremezlik (maluliyet) oranının tespitine ilişkin dava sonucunda mahkemece verilecek hüküm, gerek işverenin gerekse Kurumun hak alanını etkileyeceğinden işveren ile Kurum arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmakta olup Hukuk Genel Kurulunun 20.06.2020 tarihli ve 2016/21-908 E., 2020/387 K. sayılı kararı da aynı yöndedir.

33. Somut olayda davacı vekili tarafından aynı mahkemede iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemiyle davalı şirkete karşı açıldığı anlaşılan davada uğranılan sürekli iş göremezlik oranının tespiti konusunda uyuşmazlık çıkması üzerine verilen süre içinde eldeki davanın açıldığı, Mahkemece yapılan yargılama sonucu 18.01.2018 tarihinde davanın kabulüne karar verildiği ancak Özel Daire tarafından temyiz incelemesi sırasında getirtilen belge ve kayıtlara göre daha önce ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 18.06.2009 tarihli ve 2009/178 Esas sayılı kararı ile iflasına hükmedilen davalı şirket hakkındaki iflasın kapatılmasına ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.01.2018 tarihli ve 2017/1023 E., 2018/14 K. sayılı kararı ile karar verilmesi üzerine 09.02.2018 tarihinde şirketin sicil kaydının re'sen silinerek Türkiye Sicil Gazetesinin 15.02.2018 tarihli ve 9517 sayılı nüshasında ilan edildiği anlaşılmıştır.

34. Şu hâlde yukarıda yapılan açıklamalara göre; davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığının bulunduğu eldeki dava sürekli iş göremezlik oranının tespitine ilişkin olsa da yargılama sonucunda verilecek tespit hükmü, Kurumca davacı sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanıp bağlanmayacağını, bağlanacaksa ne miktarda bağlanacağını, Kurumun işveren karşısında sahip olduğu rücu hakkının kapsamını ve ayrıca davacının işverene karşı açacağı tazminat davasında hükmedilecek tazminatların miktarını doğrudan etkileyen ana unsurlardan birini oluşturmaktadır. Öte yandan taraf ehliyeti dava şartı olup yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerektiği gibi davada taraf olanın taraf ehliyetinin bütün yargılama boyunca devam etmesi şarttır. Hâl böyle olunca Özel Dairece yapılan temyiz incelemesi sırasında ticaret sicilinden silinerek tüzel kişiliğinin sona erdiği ve böylelikle taraf ehliyetini kaybettiği anlaşılan davalı şirketin ihyası ve usulüne uygun biçimde taraf teşkili sağlandıktan sonra karar verilmesi gerekirken davada tespit hükmü kurulduğu, ayrıca karar tarihinde ticaret siciliden terkin edilmediği yönündeki gerekçe ile verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun değildir.

35. Hâl böyle Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.

36. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarı açıklanan nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA,

Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1. maddesi uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.12.2022 tarihinde oy birliği ile ve kesin olarak karar verildi.

***