Logo

Ceza Genel Kurulu

"İçtihat Metni"

İTİRAZ

İtirazname No : 2014/396815

KARARI VEREN

YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi

MAHKEMESİ :Ağır Ceza

SAYISI : 364-361

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Davacının, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarından beraatine karar verilmesinden sonra, bu suçlar nedeniyle haksız olarak gözaltında ve tutuklu kaldığı süreler nedeniyle 50.000 TL manevi tazminat istemiyle Maliye Hazinesi aleyhine açtığı davasının yapılan yargılaması sonucunda Kars 1. Ağır Ceza Mahkemesince 22.11.2012 tarih ve 171-318 sayı ile inceleme dışı diğer davacıların tazminat talepleri yönünden hükümler kurulduğu ancak davacının talebi ile ilgili olarak hüküm kurulmadığı, kurulan hükümlerin inceleme dışı davacılar vekilleri ile davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 25.02.2014 tarih ve 25531-4576 sayı ile; "Davacı ... hakkında usulüne uygun olarak açılmış bir tazminat davası bulunduğu hâlde bu davacı açısından yargılama yapılmaması ve tazminat talebi hakkında bir hüküm kurulmamasının mahallinde her zaman değerlendirilmesi mümkün görülmüştür" biçimindeki eleştiri ile diğer inceleme dışı davacılar yönünden onama, düzeltilerek onama ve bozma kararları verilmiştir.

Bozma sonrası dosyayı ele alan Yerel Mahkemece 18.09.2014 tarih ve 364-361 sayı ile; davacının açtığı davanın kısmen kabulü ile 4.500 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... Hazinesinden tahsiline, fazlaya ilişkin taleplerin reddine ilişkin verilen hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen

Yargıtay 12. Ceza Dairesince 13.02.2017 tarih ve 14727-1024 sayı ile;

"1- Davacının müdafi eşliğinde alınan kolluk beyanında, Cumhuriyet savcısı huzurunda alınan ifadesinde ve sorgusundaki savunmasında özetle belediyede işçi statüsünde çalıştığını, delil klasörlerinde bulunan belediye akaryakıt ve mal alma ihale evraklarındaki teklif mektuplarının üzerindeki fiyat kısımlarını kendisinin doldurduğunu, temizlik işleri müdürlüğü bünyesinde çalıştığı dönemde belediyede akaryakıt sorumlusu olan şahısların ellerine bir akaryakıt faturası alarak kendisinin yanına geldiklerini, belediye başkanının talimatı olduğunu, faturanın ödeneceğini, bu nedenle evrakını hazırlamasını istediklerini, kendisinin bu şahıslara faturadan başka bir şeyin olmadığını, teklif mektupları ve diğer ihale evrakı bulunmadığından evrakı hazırlayamayacağını söylediğini, fakat geçici işçi kadrosunda olduğu için bu şahısların söylediklerini yapmak zorunda kaldığını, getirilen faturaları biriktirdiğini, evrakın tamamlanmasını beklediğini, belediye başkanının kendisini odasına çağırarak evrakı niçin hazırlamadığını sorduğunu, ona evrakın eksik olduğunu, bu şekilde tamamlamasının usulsüz olacağını söylediğini, belediye başkanının kendisinin geçici işçi olduğunu, verdiği emirleri yapmazsa, işten atmakla tehdit ettiğini bu nedenle korkarak ihale evrakını hazırladığını, bu evrakı hazırlarken akaryakıt sorumlusu olan şahısların kendisine piyasadan temin ettikleri boş teklif mektuplarını getirdiklerini, getirilen teklif mektuplarının bir kısmının tamamen boş olduğunu, bir kısmının ise firma tarafından imzalanmış ve kaşelenmiş olduğunu, tamamen boş olanlarını sen doldur, biz istasyonlara imzalattırır, kaşelettiririz dediklerini, bu şahısların talimatları doğrultusunda delil klasörlerinde bulunan söz konusu teklif mektuplarını doldurduğunu, yani belediyede ilk önce firmalardan akaryakıt ve buna ilişkin fatura alındığını, bu alınmış malın parasını ödemek için ihale yapılmadığı halde ihale yapılmış gibi evrak düzenlediklerini, kendisinin de malı aldıkları firmayı avantajlı hale getirecek şekilde bu ihale evraklarını doldurduğunu, daha doğrusu ismini verdiği şahısların baskısı ile doldurduğunu, aynı şekilde ihale evrakı tamamlansın diye piyasa araştırma tutanaklarını bilgisayarda kendisinin yazdığını ve akaryakıt ihalesi piyasa araştırma komisyonuna müdür beyin talimatı ile şoförlerden seçerek isimlerini yazdıklarını, bu şekilde evrakı bilgisayardan çıkardıktan sonra akaryakıt sorumlusuna verdiğini, ihale evrakından olan birimlerin akaryakıt alım talebini başkanlığa hitaben hazırladığını ve bunu akaryakıt sorumlusu ile başkanın imzaladığını, ancak bu imzaları attıklarında zaten alınması gereken akaryakıtın alınmış ve fatura edilmiş olduğunu, bunların prosedür gereği yapıldığını, aslında ortada ihale olmadığını, bu şekilde tamamlanan evrakı ilgili kişiye verdiğini, daha sonra onun da bu ödeme evrakını muhasebeye verdiğini, sistemin bu şeklide işlediğini, delil klasörlerinde bulunan akaryakıt ihalelerinin bir çoğunu bu şekilde yaptıklarını, bazen de teklif mektupları olmayan ödeme ve ihale evrakını muhasebeye git oraya teslim et orada hallederiz dediklerini, kendisinin de evrakları muhasebeye verdiğini, muhasebedekilerin kendisine evrakların arkasındaki teklif mektuplarının eksik olduğunu, bunları tamamlamalarını söylediklerini, bazen teklif mektubu koyduklarını, ancak bunların boş olduğunu, bu şekilde götürünce de bunları doldur dediklerini, kendisinin de teklif mektuplarını doldurduğunu, teklif mektupsuz olanları geri getirip akaryakıt sorumlularına durumu izah ettiğini, onların da piyasadan teklif mektubu temin ettiklerini, temin edilen teklif mektuplarını doldurarak evraka eklediğini, bu şahısların piyasadan boş teklif mektubu almaya gitmedikleri ya da firmaların vermediği durumda daha önceden büroda bulunan imza ve kaşe kısımları dolu, fiyat kısımları boş olan teklif mektuplarının fotokopisini çekip üzerini doldurduğunu, ihale evraklarında akaryakıtın teslim alındığına dair matbu teslim tesellüm tutanakların kendisine getirilmediğini, direk muhasebeye verildiğini, kendisinin ihale evrakının bu kısmıyla ilgilenmediğini, akaryakıt istasyonlarından akaryakıt alınıp borçlanıldığı zaman ismini verdiği belediye çalışanlarının istasyon sahibi ile görüştüklerini, bu borcu su faturasından mahsup ettiklerini, daha doğrusu su faturalarını iptal ederek borcu bu şekilde kapattıklarını, zaten belediyede su faturaları kurşun kalem ile yazıldığı için belgeyi iptal etmelerinin de çok zor olmadığını, açıkladığı gibi belediye başkanı ve akaryakıt sorumlusu olan şahısların baskı ve tehditleri, diğer muhasebe çalışanlarının telkin ve söylemeleri nedeniyle bu evrakları doldurduğunu, bu evrakları doldururken bu işin usulsüz olduğunu da bildiğini, ancak geçici işçi olduğunu, bu düzene karşı koyamadığını, özgür iradesiyle bu işleri yapmadığını, korktuğu için yaptığını beyan ettiği dikkate alındığında, davacının beyanlarında açıkça atılı suçları işlediğini kabul ederek tutuklanmasına neden olduğu ancak yapılan yargılama sonunda tutuklandığı ihaleye fesat karıştırma suçundan davacının üzerine atılı fiilin kanunda suç olarak tanımlanmadığı, tutuklandığı diğer suç olan suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan ise yüklenen suçu işlediği sabit olmadığı gerekçesiyle beraatine hükmedildiği anlaşıldığından, davacının tazminat talebinin CMK'nın 144/1-e maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerekirken davacı lehine tazminata hükmolunması,

2- 24.10.2011 olan dava tarihinin gerekçeli karar başlığında 18.07.2014 olarak gösterilmesi ve hükme iştirak eden Cumhuriyet savcısının adı - soyadı ve sicilinin CMK'nın 232/2-b maddesine aykırı olarak gerekçeli karar başlığında gösterilmemesi" isabetsizliklerinden bozulmasına, oy çokluğuyla karar verilmiştir.

Daire Üyeleri ... ve M. .....; "Davacı hakkında ihaleye fesat karıştırmak ve suç işlemek amacıyla örgüt kurmak suçundan başlatılan soruşturma sonucunda her iki suçtan da tutuklandığı, ancak yapılan yargılama sonucunda; her iki suçun da unsurları itibariyle oluşmadığından bahisle beraat kararı verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmıştır. Ardahan Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararında; davacının hazırlık aşamasındaki ikrarı hiç bir şekilde sonuca etkili görülmemiş ve her iki suçun da unsurları itibariyle oluşmadığı bu durumda unsurları bakımından oluşmayan suçtan dolayı davacının tutuklandığı anlaşılmıştır.

Çok ağır bir tedbir olduğu konusunda kuşku bulunmayan tutuklama tedbirini çok ağır koşulların gerçekleşmesine bağlayan ve hatta bu koşullara ilave olarak anılan tedbiri bazı suçlarla sınırlayan kanun koyucunun, unsurları bakımından oluşmayan suçtan dolayı, sırf sanığın ikrarı var diye tutuklanmasına seyirci kalması beklenemez. Zira bir olayda suçun unsurlarının oluşup oluşmadığını belirlemek görevi mahkemeye ait bir görevdir. Hazırlık aşamasında ise bu hususu değerlendirecek olan hakimin suçun unsurlarının oluşup oluşmayacağını değerlendirerek buna göre tutuklama yada başka bir tedbiri uygulaması gerekmektedir. Tutuklamanın en önemli koşullarından birisi olan kuvvetli suç şüphesi, aynı zamanda yargılama sonucunda isnat edilen suçun unsurlarının oluşup oluşmadığını da içerisinde barındırmaktadır. Zira unsurları oluşmayan suçta, kuvvetli suç şüphesinden söz edilemez. Bu aşamada Ardahan Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği beraat kararının doğru olup olmadığı da irdelenemez. Mahkeme kararı temyiz edilmeksizin kesinleşerek kesin hüküm haline gelmiştir. Yargılama sonucunda unsurları oluşmayan suçtan beraat kararı verilen her iki eylemden dolayı, hazırlık aşamasında sırf sanığın ikrarda bulunduğundan bahisle tutuklanmasına kendisinin sebebiyet verdiğinin kabul edilmesi mümkün değildir. İkrara rağmen yargılamayı yapan mahkeme tarafından suçun unsurlarının oluşmadığına karar verilmiştir. Tutuklama tedbirinin uygulanması sırasında da aynı değerlendirme yapılarak tutuklama tedbirine hükmedilmemesi mümkün iken, unsurları bakımından oluşmayan suçlardan dolayı davacının tutuklanmasına karar verilerek; dolaylı olarak orantılılık ve hakkaniyet ilkesi ihlâl edilmiştir.

Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğunun 2. numaralı bozma nedenine ise belirtilen eksikliklerin yerinde giderilebilir eksiklikler olarak görülmesi nedeniyle iştirak edilmemiştir. Zira hükmün aslını oluşturan kısa kararda karara iştirak eden Cumhuriyet savcısının ismine yer verilmesi nedeniyle, gerekçeli karar başlığına kısa karara iştirak eden Cumhuriyet savcısının isminin eklenmesi ve yanlış gösterilen dava tarihinin de gerçek duruma uygun olarak düzeltilmesi mümkündür. Anılan eksikliklerin mahallinde düzeltilebileceğine dair gerek uygulamada, gerekse öğretide herhangi bir duraksama mevcut değildir." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

II. İTİRAZ SEBEPLERİ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 04.05.2017 tarih ve 396815 sayı ile; "Maddi olayda, davacı ...'ın hakkında ihaleye fesat karıştırmak ve suç işlemek amacıyla örgüt kurmak suçundan başlatılan soruşturma sonucunda her iki suçtan da tutuklandığı, ancak yapılan yargılama sonucunda, sanıklar hakkında Ardahan Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının gerekçesinde; suça konu Belediye'nin ihtiyacı olan akaryakıt alımının 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 22. maddesince doğrudan temin usulüne göre alımların yapıldığı ve yasada sözü edilen açık ihale yada diğer ihale yöntemlerine göre, alım yapılmadığını ve tüm sanıklar yönünden ihaleye fesat karıştırmak ve suç işlemek amacıyla örgüt kurmak suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı kabul edilerek beraat kararı verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Ardahan Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararında, davacının hazırlık aşamasındaki ikrarı hiç bir şekilde sonuca etkili görülmediği ve her iki suçun da unsurları itibariyle oluşmadığı bu durumda unsurları bakımından oluşmayan suçtan dolayı davacının tutuklandığı anlaşılmaktadır. Sanık ...'ın ikrarına rağmen yargılamayı yapan mahkeme tarafından suçun unsurlarının oluşmadığına karar verilmiştir. Tutuklama tedbirinin uygulanması sırasında da suç vasfıyla ilgili aynı değerlendirme yapılarak tutuklama tedbirine hükmedilmemesi mümkün iken, unsurları bakımından oluşmayan suçlardan dolayı davacının tutuklanmasına karar verilerek; dolaylı olarak orantılılık ve hakkaniyet ilkesi ihlal edilmiştir. Yüksek Mahkemenin bir nolu bozma kararının hukuka aykırı nitelikte olduğu,

Bunun dışında, Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğunun 2. numaralı bozma nedenine ise belirtilen eksikliklerin yerinde giderilebilir eksiklikler olarak görülmesi nedeniyle iştirak edilmemiştir. Zira hükmün aslını oluşturan kısa kararda karara iştirak eden Cumhuriyet savcısının ismine yer verilmesi nedeniyle, gerekçeli karar başlığına kısa karara iştirak eden Cumhuriyet savcısının isminin eklenmesi ve yanlış gösterilen dava tarihinin de gerçek duruma uygun olarak düzeltilmesi mümkündür. Anılan eksikliklerin mahallinde düzeltilebileceğine dair gerek uygulamada, gerekse öğretide herhangi bir duraksama bulunmamaktadır.

Bu itibarla, tutuklanan davacı ...'ın mahkemece tutuklanmasına kendisinin ikrararın sebebiyet verdiğinden beyanların CMK'nın 144/1-e maddesi kapsamında bulunmadığı gözönüne alınarak davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar veren Yerel Mahkeme kararının eleştiri yapılarak onanmasına karar verilmesi gerektiği" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 06.11.2017 tarih, 3284-8451 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

III. UYUŞMAZLIK KONUSU

Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1- Davacının koruma tedbiri nedeniyle tazminat talebinin CMK’nın 144/1-e maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekip gerekmediği,

2- Gerekçeli karar başlığında 24.10.2011 olan dava tarihinin 18.07.2014 olarak yazılması ve hükme katılan Cumhuriyet savcısının adı ve soyadının gösterilmemesinin bozma nedeni mi yoksa eleştiri konusu mu yapılması gerektiği,

Hususlarının belirlenmesine ilişkindir.

IV. OLAY VE OLGULAR

İncelenen dosya kapsamından;

Suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarından 17.06.2009 tarihinde tutuklanan ve hakkında TCK’nın 235/2. delaletiyle 235/1. maddesi ve aynı Kanun’un 220/1, 43 ve 53. maddeleri uyarınca kamu davası açılan davacının, 85 gün tutuklu kaldıktan sonra 08.09.2009 tarihinde tahliye edildiği, yargılama sonucunda yüklenen ihaleye fesat karıştırmak suçunun yasal unsurlarının oluşmaması nedeniyle CMK’nın 223/2-a maddesi uyarınca, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan ise delil yetersizliğinden CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir.

Davacının müdafi eşliğinde alınan kolluk beyanında, Cumhuriyet savcısı huzurunda alınan ifadesinde ve sorgusundaki savunmasında özetle; belediyede işçi statüsünde çalıştığını, delil klasörlerinde bulunan belediye akaryakıt ve mal alma ihale evraklarındaki teklif mektuplarının üzerindeki fiyat kısımlarını kendisinin doldurduğunu, temizlik işleri müdürlüğü bünyesinde çalıştığı dönemde belediyede akaryakıt sorumlusu olan şahısların ellerine bir akaryakıt faturası alarak yanına geldiklerini, belediye başkanının talimatı olduğunu, faturanın ödeneceğini, bu nedenle evrakını hazırlamasını istediklerini, bu şahıslara faturadan başka bir şeyin olmadığını, teklif mektupları ve diğer ihale evrakı bulunmadığından evrakı hazırlayamayacağını söylediğini, fakat geçici işçi kadrosunda olduğu için bu şahısların söylediklerini yapmak zorunda kaldığını, getirilen faturaları biriktirdiğini, evrakın tamamlanmasını beklediğini, belediye başkanının kendisini odasına çağırarak evrakı niçin hazırlamadığını sorduğunu, ona evrakın eksik olduğunu, bu şekilde tamamlamasının usulsüz olacağını söylediğini, belediye başkanının kendisinin geçici işçi olduğunu, verdiği emirleri yapmazsa, işten atmakla tehdit ettiğini bu nedenle korkarak ihale evrakını hazırladığını, bu evrakı hazırlarken akaryakıt sorumlusu olan şahısların piyasadan temin ettikleri boş teklif mektuplarını getirdiklerini, getirilen teklif mektuplarının bir kısmının tamamen boş bir kısmının ise firma tarafından imzalanmış ve kaşelenmiş olduğunu, "Tamamen boş olanlarını sen doldur, biz istasyonlara imzalattırır, kaşelettiririz." dediklerini, bu şahısların talimatları doğrultusunda delil klasörlerinde bulunan söz konusu teklif mektuplarını doldurduğunu, yani belediyede ilk önce firmalardan akaryakıt ve buna ilişkin fatura alındığını, bu alınmış malın parasını ödemek için ihale yapılmadığı hâlde ihale yapılmış gibi evrak düzenlediklerini, kendisinin de malı aldıkları firmayı avantajlı hâle getirecek şekilde bu ihale evraklarını ismini verdiği şahısların baskısı ile doldurduğunu, aynı şekilde ihale evrakı tamamlansın diye piyasa araştırma tutanaklarını bilgisayarda kendisinin yazdığını ve müdür beyin talimatı ile akaryakıt ihalesi piyasa araştırma komisyonuna seçtikleri şoförlerin isimlerini yazdıklarını, bu şekilde evrakı bilgisayardan çıkardıktan sonra akaryakıt sorumlusuna verdiğini, ihale evrakından olan birimlerin akaryakıt alım talebini başkanlığa hitaben hazırladığını ve bunu akaryakıt sorumlusu ile başkanın imzaladığını, ancak imzaları attıklarında zaten alınması gereken akaryakıtın alınmış ve fatura edilmiş olduğunu, bunların prosedür gereği yapıldığını, aslında ortada ihale olmadığını, bu şekilde tamamlanan evrakı ilgili kişiye verdiğini, daha sonra onun da bu ödeme evrakını muhasebeye verdiğini, sistemin bu şeklide işlediğini, delil klasörlerinde bulunan akaryakıt ihalelerinin bir çoğunu bu şekilde yaptıklarını, bazen de teklif mektupları olmayan ödeme ve ihale evrakını "Muhasebeye git oraya teslim et orada hallederiz." dediklerini, kendisinin de evrakları muhasebeye verdiğini, muhasebedekilerin kendisine evrakların arkasındaki teklif mektuplarının eksik olduğunu, bunları tamamlamalarını söylediklerini, bazen teklif mektubu koyduklarını, ancak bunların boş olduğunu, bu şekilde götürünce de "Bunları doldur." dediklerini, kendisinin de teklif mektuplarını doldurduğunu, teklif mektupsuz olanları geri getirip akaryakıt sorumlularına durumu izah ettiğini, onların da piyasadan teklif mektubu temin ettiklerini, temin edilen teklif mektuplarını doldurarak evraka eklediğini, bu şahısların piyasadan boş teklif mektubu almaya gitmedikleri ya da firmaların vermediği durumda daha önceden büroda bulunan imza ve kaşe kısımları dolu, fiyat kısımları boş olan teklif mektuplarının fotokopisini çekip üzerini doldurduğunu, ihale evraklarında akaryakıtın teslim alındığına dair matbu teslim tesellüm tutanakların kendisine getirilmediğini, direk muhasebeye verildiğini, kendisinin ihale evrakının bu kısmıyla ilgilenmediğini, akaryakıt istasyonlarından akaryakıt alınıp borçlanıldığı zaman ismini verdiği belediye çalışanlarının istasyon sahibi ile görüştüklerini, bu borcu su faturasından mahsup ettiklerini, daha doğrusu su faturalarını iptal ederek borcu bu şekilde kapattıklarını, zaten belediyede su faturaları kurşun kalem ile yazıldığı için belgeyi iptal etmelerinin de çok zor olmadığını, açıkladığı gibi belediye başkanı ve akaryakıt sorumlusu olan şahısların baskı ve tehditleri, diğer muhasebe çalışanlarının telkin ve söylemeleri nedeniyle bu evrakları doldurduğunu, evrakları doldururken işin usulsüz olduğunu da bildiğini, ancak geçici işçi olduğunu, bu düzene karşı koyamadığını, özgür iradesiyle bu işleri yapmadığını, korktuğu için yaptığını beyan ettiği,

17.06.2009 tarihinde "Şüphelinin üzerine atılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesine gösterir olguların bulunması, üzerine atılı suçların kanundaki cezaların alt ve üst sınırları, bu suçların vasıfları, mevcut delil durumu dikkate alındığında şüphelinin kaçma ihtimali bulunması dikkate alınarak" gerekçesiyle tutuklanmasına karar verildiği,

Anlaşılmaktadır.

V. GEREKÇE

1. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler

466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanun hükümleri uyarınca açılacak tazminat davalarının hukukumuza girişi ve hukuki niteliğine değinilmek suretiyle uyuşmazlık sağlıklı bir şekilde çözümlenebilecektir.

Haksız ve hukuka aykırı olarak yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası, ülkemizde ilk kez 1961 Anayasası'nda düzenlenmiş, 30. maddesinde, yakalama ve tutuklamanın hangi hâllerde söz konusu olacağı açıklandıktan sonra maddenin son fıkrasında; "Bu esaslar dışında işleme tâbi tutulan kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar kanuna göre Devletçe ödenir." hükmü yer almıştır.

1961 Anayasası'nda yer alan bu düzenleme doğrultusunda, 15.05.1964 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 466 sayılı Kanun'un 1. maddesinde 7 bent hâlinde, tazminatı gerektiren hâller ayrıntılı olarak düzenlenmiş, 466 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 8. bendinde yer alan, aynı tür suçtan mahkûm olanlar, itiyadi suçlular ve suç işlemeyi meslek veya geçinme vasıtası hâline getirenlerin tazminat isteyemeyeceklerine ilişkin hüküm 18.01.1991 tarihli ve 20759 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 3696 sayılı Kanun ile kaldırılmıştır.

Haksız yakalanan ve tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası 1982 Anayasası'nda da sürdürülmüş ve 19. maddesinde yakalama ve tutuklama şartlarına işaret edildikten sonra maddenin son fıkrasında; "Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, kanuna göre, Devletçe ödenir." hükmüne yer verilmiştir.

Anılan hüküm bu kez 17.10.2001 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4709 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile; "Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir." şeklinde değiştirilmiştir.

Devletimizin tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesinde de kişilerin özgürlüğünün hangi hâllerde sınırlandırılabileceği belirlenmiş ve maddenin son fıkrasında bu şartlara aykırı davranılması hâlinde mağdur olan herkesin tazminat istemeye hakkı olduğu esası kabul edilerek, bireyin keyfi olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmasının engellenmesi amaçlanmıştır.

01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı CMK'nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 18. maddesi ile 07.05.1964 gün ve 466 sayılı Yasa Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanun yürürlükten kaldırılmış ve CMK'nın yedinci bölümünde "Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat" ana başlığı altında 141 ilâ 144. maddelerinde, tazminat isteme koşulları ve sonuçları yeniden kapsamlı bir şekilde ele alınmış, tazminat istemi başlıklı 141. maddesinde hangi hallerde tazminat istenebileceği, 142. maddesinde tazminat isteminin koşulları, 143. maddesinde tazminatın geri alınması ve 144. maddesinde ise hangi hallerde tazminat istenemeyeceği düzenlenmiştir.

466 sayılı Kanun'da, yalnızca kanun dışı yakalanan ve tutuklanan kişiler için tazminat hakkı öngörülmüşken, CMK’da yapılan düzenlemeyle arama ve el koyma koruma tedbirleri nedeniyle mağdur olanlara da tazminat isteme hakkı tanınmıştır.

5320 sayılı Kanun'un 6. maddesinde yer alan;

"(1) Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ilâ 144 üncü maddeleri hükümleri, 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanır.

(2) Bu tarihten önceki işlemler hakkında ise, 07.05.1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunur." hükmü uyarınca, 01.06.2005 tarihinden itibaren gerçekleşen işlemler yönünden CMK hükümleri uyarınca uygulama yapılacağı hususu tartışmasızdır.

Bu aşamada uyuşmazlık konusuyla ilgili olarak kimlerin tazminat isteyemeyecekleri hususunun değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.

466 sayılı Kanun’un birinci maddesinin sekizinci bendinde yer alan, aynı tür suçtan mahkûm olanlar, itiyadi suçlular ve suç işlemeyi meslek veya geçinme vasıtası hâline getirenlerin tazminat isteyemeyeceklerine ilişkin hüküm 18.01.1991 tarihli ve 20759 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 3696 sayılı Kanun ile, dördüncü maddesinin ikinci fıkrasındaki tazminat talebine esas olan işlemlere tamamıyla kendi ihmali veya kusurlu hareketiyle sebep olanlara tazminat verilmeyeceğine ilişkin hüküm ise 10.01.1991 tarihli ve 3696 sayılı Kanun’un 3. maddesi yürürlükten kaldırılmış bulunduğundan, 466 sayılı Kanun’da, CMK’nın 144. maddesindekine benzer bir hüküm bulunmamaktadır.

CMK'nın "Tazminat isteyemeyecek kişiler" başlıklı 144. maddesi ise;

"(1) Kanuna uygun olarak yakalanan veya tutuklanan kişilerden aşağıda belirtilenler tazminat isteyemezler:

a) Gözaltı ve tutukluluk süresi başka bir hükümlülüğünden indirilenler.

b) Tazminata hak kazanmadığı hâlde, sonradan yürürlüğe giren ve lehte düzenlemeler getiren kanun gereği, durumları tazminat istemeye uygun hâle dönüşenler.

c) Genel veya özel af, şikâyetten vazgeçme, uzlaşma gibi nedenlerle hakkında kovuşturmaya yer olmadığına veya davanın düşmesine karar verilen veya kamu davası geçici olarak durdurulan veya kamu davası ertelenen veya düşürülenler.

d) Kusur yeteneğinin bulunmaması nedeniyle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilenler.

e) Adlî makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını bildirerek gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olanlar" şeklinde iken 30.04.2013 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle anılan maddenin birinci fıkrasının (a) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.

Bu madde uyarınca tazminat isteyememe hâlinden söz edilebilmesi için; uygulanan koruma tedbirinin yakalama veya tutuklamayla ilgili olması ve kişinin, kanuna uygun olarak yakalanmış veya tutuklanmış olması gerekmektedir. Maddede belirtilen tazminat yasağı hâllerinden birisi gerçekleşmiş olsa dahi, yakalama ya da tutuklama tedbiri kanuna uygun değilse kişinin tazminat talep etme hakkı bulunacaktır. Dolayısıyla, bu madde uyarınca tazminat isteyememe durumu, ancak kanuna uygun şekilde gerçekleşen yakalama veya tutuklama hâllerinde söz konusu olacaktır.

Maddenin uyuşmazlık konusu ile ilgili CMK'nın 144/1-e maddesinde açıkça adli makamlar huzurunda gerçek dışı beyanda bulunarak suçu işlediğini veya suça katıldığını bildirerek gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olanlara tazminat verilmeyeceği belirtilmiştir. Buna göre, bir suç isnadıyla hakkında soruşturma yapılan kişi adli makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını beyan ederek şahsi kusuru ile gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olmuşsa artık bu kişinin tazminat talebinde bulunamayacağı kabul edilmelidir. Bu durumda kişi kendi haksız eylemi nedeniyle suçu işlememesine rağmen tutuklanma tedbirine maruz kalmaktadır. Bir başka ifadeyle, gözaltına alınan veya tutuklanan kişi, kişisel kusuruyla madde gerçeğe ulaşılma çabasını engellemiş ve adaleti yanıltmıştır. Ancak burada tazminatın ödenmemesi için, kişinin suç işlediğine veya suça katıldığına ilişkin beyanlarının gerçek dışı olduğunun mahkeme önünde kanıtlanması gerekmektedir.

Bu kişiler, aynı zamanda "suç üstlenme" suçunu da işlemiş olacaklardır. TCK’nın ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" başlıklı dördüncü kısmının "Adliyeye Karşı Suçlar" başlıklı ikinci bölümünde, "Suç Üstlenme" başlığıyla düzenlenen 270. maddesi; "Yetkili makamlara, gerçeğe aykırı olarak, suçu işlediğini veya suça katıldığını bildiren kimseye iki yıla kadar hapis cezası verilir. Bu suçun, üstsoy, altsoy, eş veya kardeşi cezadan kurtarmak amacıyla işlenmesi hâlinde; verilecek cezanın dörtte üçü indirilebileceği gibi, tamamen de kaldırılabilir." şeklinde düzenlenmiştir.

Kişinin gerçekte hiç işlenmemiş veya başkası tarafından işlenmiş olan bir suçu kendisinin işlediğinden bahisle bildirimde bulunmasıyla oluşan suç üstlenme suçunun, belli akrabalık ilişkisi içinde bulunulan kişilerin cezadan kurtulması amacıyla işlenmesini kanun koyucu cezadan indirim nedeni ya da şahsi cezasızlık hâli olarak kabul etmiştir.

Suç üstlenme, adli makamların hataya düşürülmelerini, isabetsiz hüküm vermelerini ve dolayısıyla itibarlarını kaybetmelerini önlemek amacıyla adliye aleyhine bir suç olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla bu suçun ihdasıyla, adliyenin kişisel bir takım düşüncelerle hataya düşürülmesi önlenmek istenmiştir. İşlemediği bir suçu yetkili makamlar önünde üstlenen fail, yalnız gerçek suç ve suçluları takiple görevli bulunan adli makamların var oluş amaçlarına aykırı hareket etmelerine neden olacaktır. Bu bağlamda, suç üstlenme suçunun hukuki konusu ile; adliyeye karşı hileli davranışlarla, suçların takibinin saptırılmamasının amaçlanmış olmasından dolayı, Devletin yükümlülüğü olan adil yargılanma hakkının sağlanmasına ilişkin kamusal yarar korunmak istenmiştir.

Koruma tedbirleri nedeniyle açılan tazminat davasında mahkemece işin esasına ilişkin olarak öncelikle, tazminatı gerektirecek türden bir işlem yapılıp yapılmadığı ve yapılan işlem ile oluşan zarar arasında nedensellik bağı olup olmadığı araştırılacaktır. Tazminat davasına bakan mahkeme, beraat kararının doğruluğunu sorgulayamaz. Nitekim, 466 sayılı Kanun'un yürürlükte olduğu dönemde verilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 02.05.1977 tarihli ve 1-1 sayılı kararında da; tazminat istemine esas olan beraat kararının, delil yönünden incelenmesine yasal olanak bulunmadığı, buna karşılık beraate ilişkin dosyada 466 sayılı Kanun'un 4. maddesinde belirtilen "sanığın, ihmali veya kusurlu hareketleri" olup olmadığı hususlarının ve diğer maddelerde yer alan unsurların incelenmesi gerektiği, kesinleşmiş beraat hükmünde dayanılan delillerin tazminat davasında bir başka mahkeme tarafından yeniden ele alınıp takdire tabi tutulması durumunda kesin hükme karşı saldırının söz konusu olacağı, somut olayda tazminat davasına bakan mahkemenin, Yargıtay’dan geçmeden kesinleşen beraat kararını sübut yönünden incelemeye yetkili olmadığı belirtilmiştir.

2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme

CMK'nın 144/1-e maddesinde açıkça adli makamlar huzurunda gerçek dışı beyanda bulunarak suçu işlediğini veya suça katıldığını bildirerek gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olanlara tazminat verilmeyeceği hususunun belirtilmesi nedeniyle bu kişilerin aynı zamanda TCK’nın 270. maddesinde düzenlenen "suç üstlenme" suçunu da işlemiş olacaklarından her iki yasal düzenlemenin birlikte değerlendirilmesinin gerekmesi ve tazminatın ödenmemesi için, kişinin suç işlediğine veya suça katıldığına ilişkin beyanlarının gerçek dışı olduğunun kanıtlanmasının zorunlu olması, suçlamaya ilişkin maddi olayın oluş şeklinin yetkili mercii önünde anlatılmasının işlenmemiş bir suçun ikrarı olarak kabul edilmesinin mümkün olmaması ve yine hukuk düzeninde samimi olarak suçu ikrar etmenin kusurlu davranış olarak kabul edilemeyeceği hususları dikkate alındığında, hakkında gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını bildirerek şahsi kusuru ile gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olduğuna ilişkin herhangi bir kanıt bulunmayan davacının maddi olayları kabullenmesinin işlenmeyen suçun ikrarı olarak değerlendirilip tazminat talebinin reddine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, dosyanın Yerel Mahkemece belirlenen tazminat miktarının değerlendirilmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

Ulaşılan bu sonuç karşısında gerekçeli karar başlığında dava tarihinin yanlış yazılmasının ve hükme katılan Cumhuriyet savcısının adı ve soyadının gösterilmemesinin bozma nedeni mi yoksa eleştiri konusu mu yapılması gerektiğine ilişkin ikinci uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

VI. KARAR

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 13.02.2017 tarihli ve 14727-1024 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

3- Dosyanın, Yerel Mahkemece belirlenen tazminat miktarının değerlendirilmesi bakımından Yargıtay 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.12.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

***