Logo

Hukuk Genel Kurulu

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi

1. Taraflar arasındaki “İş müfettiş raporuna itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davacı ... taraf olmaktan çıkarılan davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ... tarafından 21-22.08.2014 tarihleri arasında yapılan teftiş sonucunda müvekkili şirkete ait işletmede ve işyerine bağlı üretim alanı olan kafeslerin bulunduğu yerde çalışan personelin 854 sayılı Deniz İş Kanunu’na tâbi olduğunun tespit edildiğini, ancak müvekkili şirkete ait işletmede elliden fazla işçi bulunup tarım işi olan balık yetiştiriciliği işi yapıldığını, tesisin tarım işkolunda faaliyet gösterdiğini, öte yandan teftiş raporunda işçi sayısının 63 olarak belirtilmesine rağmen kafeslerde balıkların bakım işini yapan 55 işçi bulunduğunu, yaptıkları işin niteliğinin dikkate alınmayarak müvekkili şirkette çalışan gemi adamlarının 854 sayılı Deniz İş Kanunu’nun kapsamında olduğu yönünde yapılan tespitin yerinde olmadığını, şirketin tüm işçilerinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında bulunduğunu ileri sürerek şirket işçilerinin 4857 sayılı İş Kanunu’na tâbi olduğunun ve işçilerin herhangi bir hak kaybının bulunmadığının tespiti ile bu doğrultuda iş müfettiş raporundaki tespitlere itirazlarının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5.1. Davalı (Taraf olmaktan çıkarılan) ... vekili cevap dilekçesinde; davanın süresinde açılmadığını, iptali istenen raporun iş müfettişleri tarafından yapılan denetim sonucu hazırlandığını, henüz bir idari para cezası işverene tebliğ edilmemiş olduğundan ve itirazın 854 sayılı Deniz İş Kanunu’nun 1. maddesinin 4. fıkrası gereğince Çalışma Bakanlığına yapılması gerektiğinden iş mahkemesinde dava açılmasında hukukî yarar bulunmadığını, menfi tespit davası niteliğindeki davada yapılan tespitin işyerinde çalışan işçiler ve işvereni etkileyeceğinden davada işçi ve işverenin taraf olması gerektiğini, husumet itirazları bulunduğunu, müfettiş raporunda saptanan noksanlık ve aykırılıkların teftiş esnasında davacı işveren tarafından kabul edildiğini, ayrıca müfettiş raporlarının aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

5.2. Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124. maddesi gereğince taraf olmaktan çıkartılarak ... taraf sıfatını almış ve davalı ... cevap dilekçesinde; teftiş raporunun çalışanların beyanları üzerine hazırlandığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesi Kararı:

6. ... İş Mahkemesinin 23.09.2016 tarihli ve 2015/329 E., 2016/454 K. sayılı kararı ile; iş müfettiş raporunda çalışanların geçmişe yönelik hak kayıplarının giderilmesi yönünde işverene yükümlülük yüklendiğinden işverenin tespitin iptalini talep etmekte hukukî yararının bulunduğu, öte yandan bilirkişi raporunda işyerinde yapılan işin tarım işi olduğunun tespit edildiği, tarım işi kapsamında gemide çalışan her işçinin gemi adamı sayılmasının mümkün bulunmadığı, bu nedenle sadece gemide çalışma esas alınarak düzenlenen rapordaki tespitin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesine ve 854 sayılı Deniz İş Kanunu’nun 1. maddesi hükümlerine aykırı olduğu gerekçesiyle davanın davacıya ait işyerinde deniz iş hukukuna tâbi olarak çalıştığını iddia eden işçiler tarafından açılacak dava bulunması hâlinde işçi ve işverenin münhasıran işçinin yaptığı işe yönelik itiraz hakları saklı kalmak üzere ... İş Teftiş Başkanlığı tarafından hazırlanan raporda işverence yerine getirilmesi ve uyulması gereken hususlara ilişkin tespitin 1. maddesinin iptaline, tüm çalışanların 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında olduğu yönündeki talebin reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:

7. ... İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf yoluna başvurmuştur.

8. ... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin 17.01.2017 tarihli ve 2016/219 E., 2017/46 K. sayılı kararı ile; ... lehine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124. maddesinin 4. fıkrası gereği vekâlet ücreti hükmedilmesi gerektiği, ayrıca davaya konu raporun genel bir tespit mahiyetinde olup bireysel alacak tespitinin raporda yer almadığı, İş Kanunu’nun 92. maddesinin 3. fıkrasına göre iş müfettişi raporlarına karşı açılan davaların işçilerin bireysel başvuruları üzerine iş müfettişi tarafından işçi alacaklarına dair yapılan tespitlere karşı olduğu, kanuni nitelik taşıyan bir belirlemeye itirazın davaya konu olamayacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalıların istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

9. ... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

10. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince 29.06.2020 tarihli ve 2017/30888 E., 2020/7947 K. sayılı kararı ile; “…Somut olayda davacı tarafça Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının İş Teftiş Kurulu Başkanlığının 01/10/2014/9370/prg-13. 9799/prg-11 tarih ve numaralı raporunun davacı şirket nezdinde çalışan gemi adamlarının 854 sayılı Deniz İş Kanununun kapsamında olduğu yönünde tespitinin iptali talep edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince, iş müfettiş raporlarının bireysel alacak tespitine dair olması gerekip kanuni nitelik taşıyan bir belirlemeye itirazın bu davaya konu olamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Kural olarak, davacı işverenin kendiliğinden çalıştırdığı işçilerin hangi kanun kapsamına girdiğinin kural tespitini talep etmesi mümkün değildir. Ancak, dava konusu olayda, müfettiş genel denetim kapsamı sonucunda, davacı ... yerinde çalışanların Deniz İş Kanunu'na tabi olduğu yönünde bir tespit yapılması ve daha sonra da muhtemel idari para cezalarının gündeme gelecek olması nedeni ile, işverenin dava açmakta hukuki yararının var olduğu kabul edilmelidir. Hal böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince işin esasına girilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davalının istinaf başvurusu üzerine ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

11. ... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin 17.12.2020 tarihli ve 2020/1164 E., 2020/1479 K. sayılı kararı ile; hukukî yarar kavramının ihtimale göre belirlenemeyeceği, somut vakıaların bu belirlemede esas alınması gerektiği, davaya konu olayda tespite dayalı bir idari para cezası bulunmadığı gibi davanın kabulüne karar verilmesi durumunda da davada taraf olmayan ancak ileride Deniz İş Kanunu hükümlerine tâbi çalıştıklarını iddia edecek işçiler aleyhine usulî kazanılmış hak doğmasına sebebiyet vereceği, bu durumunda adil sonuç doğurmayacağı gerekçesiyle direnme kararı vermiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

12. Direnme kararı süresi içinde davacı ... taraf olmaktan çıkarılan davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ... İş Teftiş Kurulu Başkanlığınca davacı işyerinde yapılan genel denetim kapsamında hazırlanan ve işyerine bağlı üretim alanı olan kafeslerin bulunduğu yerde çalışanların Deniz İş Kanunu'na tâbi olduğu yönünde tespit içeren iş müfettiş raporunun iptaline yönelik işverenin itiraz yoluna başvurmasında hukukî yararının bulunup bulunmadığı; buradan varılacak sonuca göre işin esasına girilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. ÖN SORUN

14. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle; direnme kararının usulüne uygun olup olmadığı ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.

IV. GEREKÇE

15. İlk derece mahkemesi kararlarında nelerin yazılacağı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı HMK/HMK) 297. maddesinde belirtilmiştir.

16. Bölge adliye mahkemeleri yönünden ise aynı hususu düzenleyen HMK’nın 359. maddesine göre kararda; kararı veren bölge adliye mahkemesi hukuk dairesi ile başkan, üyeler ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları, sicil numaraları; tarafların ve davaya ilk derece mahkemesinde müdahil olarak katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası varsa kanuni temsilci ve vekillerinin adı, soyadı ve adresleri; tarafların iddia ve savunmalarının özeti; ilk derece mahkemesi kararının özeti; ileri sürülen istinaf sebepleri; taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan veya olmayan hususlarla bunlara ilişkin delillerin tartışması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep; hüküm sonucu ile varsa kanun yolu ve süresi; kararın verildiği tarih, başkan ve üyeler ile zabıt kâtibinin imzaları ile gerekçeli kararın yazıldığı tarihin yer alması gerekmektedir. HMK’nın 359. maddenin devam eden fıkralarında ise hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği; başvurunun esastan reddi kararında, ileri sürülen istinaf sebeplerinin özetlenmesi ve ret sebeplerinin açıklanması kaydıyla kararın hukuk kurallarına uygunluk gerekçesinin gösterilmesi ile yetinilebileceği hükme bağlanmıştır. HMK’nın kanun yolları kısmında düzenlenen istinaf bölümünde aksine hüküm bulunmayan hâllerde ise ilk derece mahkemesinde uygulanan yargılama usulü, bölge adliye mahkemesinde de uygulanacaktır (HMK m.360).

17. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 294. maddesinin 3. fıkrasında ise “Hükmün tefhimi, her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur” düzenlemesine yer verilmiştir.

18. Yukarıda yer verilen kanun hükümlerinden de anlaşılacağı üzere mahkeme kararları için belli biçim koşulları öngörülmüştür. Bu biçim koşulları; yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hâl, yeni tereddüt ve ihtilâflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar, hükmün hedefine ulaşılmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.

19. Diğer taraftan kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olması gerektiği gibi kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Yeri gelmişken maddi olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı açıklamayan sadece yapılan yargılamayı özetleyen gerekçenin de yeterli olmadığı ve doktrinde "zahiri gerekçe (görünürde gerekçe)" olarak adlandırıldığı unutulmamalıdır.

20. Tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve bununla uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.

21. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141/3. maddesi ile aynı yönde düzenleme içeren HMK hükümleri, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.

22. Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukukî ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesi ve kısa karar ile gerekçeli karar arasında tereddüde yol açacak çelişkiler bulunmaması ile mümkündür.

23. Bunların yanı sıra somut olayda uygulanması gereken HMK’nın 373. maddesinin 3. fıkrasına göre; “Bölge adliye mahkemesi, 344 üncü madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra Yargıtayın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir”.

24. Gerek ilk derece mahkemesi gerekse bölge adliye mahkemesi bozma kararına uyduktan sonra bu karardan dönemeyeceği gibi direnme kararı verildikten sonra da ilk karardan farklı bir karar verilmesi de mümkün değildir. Gerekçe genişletilebilir ise de verilen hükmün ilk karardan farklı olmaması gerekir.

25. Ayrıca mahkemece düzenlenecek kısa ve gerekçeli kararların bozma kararına hangi açılardan uyulup hangi açılardan uyulmadığının hüküm fıkrasını oluşturacak kalemler yönünden tek tek ve anlaşılır biçimde kaleme alınması, varsa hükmedilen miktarların doğru ve çelişki oluşturmayacak biçimde ortaya konulması, kararın gerekçe bölümünde de bunların nedenlerinin ne olduğu ve bozmanın niçin yerinde bulunmadığı ve dolayısıyla mahkemenin bozulan önceki kararının hangi yönleriyle hukuka uygun olduğunun açıklanması, kararın yargısal denetimi açısından aranan ön koşullardır.

26. Nihayet direnme kararları, yapıları gereği kanunun hukuka uygunluk denetimi yapmakla görevli kıldığı Yargıtay dairesinin denetimi sonucunda hukuka aykırı bularak gerekçesini açıklamak suretiyle bozduğu kararın aslında hukuka uygun bulunduğuna, dolayısıyla bozmanın yerinde olmadığına ilişkin iddiaları içerdiğinden o iddiayı yasal ve mantıksal gerekçeleriyle birlikte ortaya koymak zorunda olduğu gibi, direnilen ve uyulan kısımlara kalem kalem net ve birbirine uygun bir biçimde yer vermelidir.

27. Nitekim, aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.06.2021 tarihli ve 2017/4-1338 E., 2021/838 K.; 07.07.2021 tarihli ve 2017/11-421 E., 2021/966 K.; 11.11.2021 tarihli ve 2018/(13)3-844 E., 2021/1395 K. ile 14.12.2021 tarihli ve 2017/(6)8-1846 E., 2021/1669 K. sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.

28. Bu genel açıklamaların ışığında somut olaya gelince,

Bölge Adliye Mahkemesince ilk kararda davalı Bakanlık ile taraf olmaktan çıkarılan davalı ... Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünün istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilerek ayrıca “…5-)AAÜT'ye göre davalı ile HMK'nun 124/4 gereği taraf olmaktan çıkarılan kuruma ayrı ayrı 1.980,00'er TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak verilmesine,…” şeklinde davalı Bakanlık ile taraf olmaktan çıkarılan davalı ... Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü lehine ayrı ayrı vekalet ücreti takdir edilmiş ve kararın davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece bozulmasına üzerine Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmiş olmakla;

Direnme kararında; “…6-AAÜT'ne göre hesaplanan 4.080,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ... Bakanlığına verilmesine,…” yönünde sadece davalı Bakanlık lehine vekalet ücretine karar verildiği görülmüştür. Bu durumda esasa ilişkin olarak davanın reddine karar verildiği hâlde ilk kararda HMK’nın 124. maddesinin 4. fıkrası gereği taraf olmaktan çıkarılan ... lehine vekalet ücretine hükmedilmesine rağmen direnme kararında ... lehine vekalet ücretine hükmedilmediği ve bu hususun ... vekili tarafından açıkça temyiz sebebi olarak ileri sürüldüğü anlaşılmıştır.

29. Görüldüğü üzere Bölge Adliye Mahkemesinin ilk kararı ile direnme kararı arasında farklılık bulunmakta olup bu durumda ortada Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenmesi mümkün, usulüne uygun olarak oluşturulmuş direnme kararının varlığından söz etme olanağı bulunmamaktadır.

30. Bölge Adliye Mahkemesince yapılması gereken, HMK’nın 294. ve 359. maddeleri gereğince usulüne uygun şekilde hüküm fıkrası oluşturmak ve buna uygun olarak da gerekçeli karar yazmaktır.

31. Hâl böyle olunca direnme kararı usulden bozulmalıdır.

V. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Taraf olmaktan çıkarılan davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA,

Bozma nedenine göre davacı vekili ile taraf olmaktan çıkarılan davalı ... vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/2. maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.11.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

***