Logo

1. Hukuk Dairesi

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ

DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil istemli dava sonunda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince verilen 23.09.2021 tarihli, 2021/874 Esas ve 2021/1612 Karar sayılı karar yasal süre içerisinde davalı tarafından temyiz edilmiş olmakla; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı dava dilekçesinde, 6 parsel sayılı taşınmazdaki B blok 5 numaralı bağımsız bölümünü ekonomik sıkıntı çektiği bir dönemde konut kredisi kullanabilmek amacıyla davalı arkadaşı ...’a satış göstererek devrettiğini, kullanılan konut kredisinin kendisine verildiğini, kredi taksitlerini her ay düzenli olarak ödediğini, buna rağmen davalının gönderdiği ihtarname ile meskenden tahliyesini istediğini, davalıya yapılan devrin muvazaalı olduğunu, aralarındaki güvene dayalı yapıldığını, davalının ise aralarındaki anlaşmaya aykırı hareket ettiğini ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.

II. CEVAP

Davalı cevap dilekçesinde, çekişmeli bağımsız bölümü bedeli karşılığında satın aldığını, iddia edildiği gibi davacı ile aralarında inançlı bir işlem bulunmadığını, aksinin yazılı delil ile kanıtlanması gerektiğini, davacı tarafından hesabına yapılan ödemelerin farklı bir borçtan kaynaklandığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 04.05.2017 tarihli, 2015/266 Esas ve 2017/184 Karar sayılı kararı ile inançlı işlemin yazılı delille ispat edilmediği ve davalı tarafa yemin eda edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı tarafça istinafı üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin 11.05.2018 tarihli, 2017/1349 Esas ve 2018/620 Karar sayılı ilamı ile; delil olarak bildirilen Sivas 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/563 Esas sayılı dosyası içinde bulunduğu belirtilen ve davacı tarafından davalı hesabına kredi ödemesi nedeniyle yapıldığı belirtilen ödemelere ilişkin kayıt ve belgeler ile ilgili bankadan kayıtlar getirtilerek iddia edilen ödemelerin yapılıp yapılmadığının belirlenmesi, yazılı delil başlangıcı niteliğinde belge olup olmadığının açıklığa kavuşturulması ve bu durumda taraf tanıkları dinlenerek gösterilen tüm deliller yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda değerlendirilmesi ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi ve davacı vekilinin 04.05.2017 tarihli duruşmadaki sözlü yargılama için süre talebi değerlendirilmeden yargılamanın sonuçlandırıldığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılmasına ve yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine karar verilmiş, İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 04.12.2019 tarihli, 2018/264 Esas ve 2019/737 Karar sayılı ilam ile; taraflar arasında inançlı bir işlem yapıldığı kabul edilse dahi, davacı tarafın inanç sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeden dava açtığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

1. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen 04.12.2019 tarihli, 2018/264 Esas ve 2019/737 Karar sayılı ilamına karşı süresi içinde davacı tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

2.İstinaf Nedenleri

Davacı istinaf dilekçesinde özetle, dava dilekçesini tekrar ederek, davalıya yapılan ödemelerin davalının çektiği kredinin aylık taksitleri ile aynı olmasının davalının çektiği konut kredisinin kendisi tarafından ödendiğini ve işlemin inançlı işlem olduğunun göstergesi olduğunu, taşınmazı davalının 72.100,00 TL’ye satın aldığını, 50.000,00 TL’sini banka kredisi ile ödediğini beyan ettiğini, bilirkişi raporunda belirlenen değer ile davalının beyanı arasında fahiş fark bulunduğunu, 120.000,00 TL’lik taşınmazın 72.100,00 TL bedelle satın alındığı iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, taraflar arasındaki işlemin inançlı işlem olduğunun göstergesi olduğunu, satış bedelinin 72.100,00 TL olarak gösterilmesinin satış masrafları ve harçların düşük çıkmasını sağlamak olduğunu, ekonomik sıkıntı yaşadığı dönemde inançlı işlem yaparak davalıya satışın gerçekleştiğini, davalıya yemin teklifinde bulunulduğunu, davalının yemin beyanında yalan söylediğini kendisi tarafından yazılı belge ile ispatlandığını, dosyadaki protokole göre davalıya 51.000,00 TL borcu olup olmadığının bilirkişi incelemesi ile tespit edilmesi gerektiğini, olaya birebir görgüsü ve bilgisi ile şahit olan tanık Evren’in açıkça beyanında inançlı işlem yapıldığını ifade ettiğini, davalının kötü niyetli olduğunu, mağduriyetine sebebiyet verdiğini, kendi evi için davalıya kira ödemek zorunda kaldığını ileri sürerek, kararın kaldırılmasını istemiştir.

3. Gerekçe ve Sonuç

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 09.07.2020 tarihli, 2020/394 Esas ve 2020/757 Karar sayılı ilamı ile; inançlı işlem iddiasının ispat edildiği, ne var ki TBK’nin 97. maddesi uyarınca davacının varsa ödemesi gereken bedelin tespit edilmesi ve mahkeme veznesine depo etmesi için önel verilmesi gerektiğinden bahisle istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılmasına, gerekli inceleme yapıldıktan sonra karar verilmek üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine kesin olarak karar verilmiş, davalı vekilinin temyizi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından 22.09.2020 tarihli ek karar ile verilen kararın kesin olduğundan bahisle temyiz dilekçesi reddedilmiştir.

V. TEMYİZ

1.Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin 09.07.2020 tarihli, 2020/394 Esas ve 2020/757 Karar sayılı ilamına ve 22.09.2020 tarihli ek kararına karşı süresi içinde davalı tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

2. Bozma Kararı

Dairenin 03.03.2021 tarihli, 2020/3166 Esas ve 2021/1203 Karar sayılı kararıyla; “...Davacı tarafın dava dilekçesinde; Sivas 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/563 Esas ve 2013/187 Esas sayılı dosyaları, ödemelere ilişkin banka kayıtları, krediye ilişkin kayıtlar, tanık, yemin, keşif, bilirkişi delillerine dayandığı, 26.01.2016 tarihli dilekçesiyle de tanık listesini sunduğu, anılan dava dosyalarının mahkemesinden celp edildiği, aynı nedenle taraflar arasında görülen, ancak açılmamış sayılmasına karar verilen 2013/187 esas sayılı dava dosyası içerisinde tapu kayıtları, banka kayıtları gibi delillerin toplandığı, eldeki davada ise; krediye ilişkin kayıtların, ödeme belgelerinin, tapu kayıtlarının ilgili yerlerden celp edildiği, yeminin icra edildiği, keşif yapılıp değere ilişkin rapor alındığı görülmüştür. Davalı tarafından da davacı ile aynı ve ondan farklı delillere dayanıldığı, bir kısım belgelerini ibraz ettiği, diğer delillerinin de toplandığı anlaşılmıştır. Kaldı ki, bölge adliye mahkemesi tarafından da taraflar arasındaki esas uyuşmazlık olan inançlı işlem iddiasının toplanan deliller ile çözüldüğünün belirtildiği, ancak 6098 sayılı TBK’nın 97. maddesi hükmünün uygulanması gerektiğinden bahisle kaldırma kararı verildiği, bir başka ifadeyle, kaldırma gerekçesinin uyuşmazlığın tali unsuruna ilişkin olduğu anlaşılmıştır... O halde, uyuşmazlığın çözümünde etkili olan delillerin toplandığı ve değerlendirildiği gözetilerek ikinci adım mahiyetindeki TBK’nın 97. maddesinin uygulanması değerlendirilerek bir sonuca gidilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile HMK’nın 353/1.a.6 maddesine aykırılık gerekçe gösterilerek hükmün ortadan kaldırılmasına HMK’nın 353/1.a maddesi uyarınca kesin olarak karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır” gerekçesiyle ek kararın kaldırılmasına ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

4. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar

Bölge Adliye Mahkemesinin 23.09.2021 tarihli, 2021/874 Esas ve 2021/1612 Karar sayılı kararıyla; hükmüne uyulan bozma kararı doğrultusunda işlem yapılarak çekişme konusu taşınmazı davacının ekonomik olarak sıkıntıya girdiği dönemde inançlı işlem sonucunda davalıya temlik ettiği, devre rağmen bedelsiz dava konusu taşınmazı kullanmaya devam ettiği, davalı tarafından çekilen kredi taksitlerinin bir bölümünü davacının ödediği, kredi borcuna ilişkin davacının ödemesi gereken bakiye borcun 65.517,40 TL olduğunun tespit edildiği ve verilen süre içerisinde tespit edilen bedelin depo edildiği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.

4. Bozma Sonrası Bölge Adliye Mahkemesi Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

5. Temyiz Nedenleri

Davalı temyiz dilekçesinde özetle, aşamadaki dilekçelerini tekrar ettiklerini, heyetin yemini görmezden geldiğini, davacının imzası bulunan belgeyi dikkate almadığı gibi hiç bir safhada inkar edilmeyen imzanın davacıya ait olup olmadığının sorulması taleplerinin de reddedildiğini, heyetin dosyadaki belgelere aykırı olarak gerekçe yazdığını, taşınmazı toplam 107.500 TL'ye aldığını, dava tarihindeki değeri de 120.000 TL olduğu için arada fahiş fark bulunmadığını, heyetin hesapladığı depo edilecek bedelin nasıl hesapladığının belirtilmediğini ve anlaşılamadığını, heyete son celse sorulmasına rağmen gerekçeli kararda da bunun belirtilmediğini, depo edilen bedelin sadece çekilen krediye ilişkin olduğunu, taşınmaz için öncesinde de 51.000 TL ödeme yaptığının banka dekontları ile sabit olduğunu, taşınmazın bedelini ödediği, davacı tarafça inkar edilmemesine ve bölge adliye mahkemesince kabul edilmesine rağmen kendisini cezalandırmak için ödeme tarihinin belirlenmediğini, ödeme tarihinden itibaren faizlendirilmesine imkan tanınmadığını, davacının eldeki davayı ve daha önce takipsiz bıraktığı davayı açtığı tahliye davasını sürüncemede bırakmak için açtığını, tamamlama harcının davacı tarafça yatırılmaması üzerine kendisi tarafından yatırılmasına rağmen Bölge Adliye Mahkemesince davacı tarafından yatırıldığının kabul edildiğini, davacı vekilinin bir avukat arkadaşı aracılığıyla Bölge Adliye Mahkemesinin ilk kaldırma kararından önce reddi istenilen hakimler ile görüştüğünü ve kendilerine eldeki davanın kabul edileceğine dair söz verildiğini öğrendiklerini, anılan hakimlerin çekilmeleri için talepte bulunduklarını, hakimlerin çekilmemesi üzerinde hakimlerin reddini talep ettiklerini, hakimlerin davacıyı korumak suretiyle hareket ettiklerini, davacının inançlı işlemi ileri sürmediği gibi de depo kararı verilmesini de talep etmediğini, talebe bağlılık kuralına aykırı hareket edildiğini, bunları reddedilen hakimlerin ortaya çıkardığını, başkanın ve üyenin reddine yönelik talebin reddi kararının bozulması gerektiğini, malik sıfatıyla taşınmazın vergilerini ödediğini ve sigortalarını yaptırdığını, davacının inançlı işleme dayalı dava açtığını ve davasını yazılı delille ispat edemediğini, davacının çekilen kredinin sadece 8 taksitini kiralara karşılık olarak ödediğini, yeminde de bu hususun belirtildiğini, bu ödemelerin delil başlanıcı sayılmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek bölge adliye mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesini istemiştir.

6. Gerekçe

6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

6.2. İlgili Hukuk

6.2.1. İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir.

Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.

Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır.

Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı, inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.

İnanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de TBK'nın 26 ve 27. maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır. Uygulamada mesele, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir.

6.2.2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 97. maddesinde, “Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir.” düzenlemesi yer almaktadır.

6.2.3. Hakimin reddine ilişkin yasal düzenlemeler HMK’nın 36. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.

6.3. Değerlendirme

6.3.1. Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre (V/4.) numaralı paragrafta yazılı şekilde karar verilmesinde kural olarak bir isabetsizlik bulunmadığı gibi hakimlerin reddine ilişkin HMK’de belirtilen yasal şartların gerçekleşmediği de anlaşılmıştır.

6.3.2. Diğer taraftan, 03.05.2017 tarihinde 1.502,00 TL tamamlama harcının davalı tarafından yatırılmasına rağmen kararda anılan harcın davacı tarafça yatırılmış gibi iade hükmü kurulması doğru değildir.

6.3.3. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesi kararının peşin harcın iadesine ilişkin hüküm kısmının 1.502,00 TL meblağ düşülmek suretiyle elde edilen rakam yönünden düzeltilerek onanması, HMK'nın 370. maddesinin ikinci fıkrası hükmü gereğidir.

VI. SONUÇ:

1.Açıklanan nedenlerle davalının hakimin reddi talebine ve işin esasına yönelik temyiz itirazlarının reddine,

2.Davalının harca ilişkin temyiz itirazlarının açıklanan nedenlerle kabulü ile;

2.1. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince verilen 23.09.2021 tarihli, 2021/874 Esas ve 2021/1612 Karar sayılı hükmün 1/c bendinde yer alan “2.733,29” ibaresinin hükümden çıkarılarak yerine “1.231,29” ibaresinin yazılmasına, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının yatırana iadesine, 24.03.2022 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

***