"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 2. HUKUK DAİRESİ
İLK DERECE
MAHKEMESİ : KÜÇÜKÇEKMECE 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL - BEDEL
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, bedel davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine ilişkin verilen kararın, davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen karar yasal süre içerisinde davacı vekili tarafından duruşma istekli temyiz edilmekle; duruşma günü olarak saptanan 13/09/2022 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Avukat.... ile temyiz edilen davalı ... vekili Avukat ....geldi. Davetiye tebliğine rağmen davalı ... vekili gelmedi. Yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
I. DAVA
Davacı, yaşadığı ailevi problemler nedeniyle maliki olduğu 1265 ada 2 parsel sayılı taşınmazdaki D-150 Blok 41 no.lu bağımsız bölümü satmak istediğini, arkadaşı olan davalı ...’in taşınmazı kendi üzerine devretmesini, ailevi problemleri çözülene kadar taşınmazın satılamaması durumunda taşınmazı iade edeceğini söylemesi üzerine davalı ...’e temlik ettiğini,...in taşınmazı iade etmediği gibi muvazaalı olarak diğer davalı ...’a devrettiğini ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tesciline olmadığı takdirde taşınmazın rayiç bedelinin tahsiline karar verilmesini istemiş, 13/06/2019 tarihli ıslah dilekçesi ile tapu kaydının iptali ile adına tesciline, olmadığı takdirde 420.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ..., dava konusu taşınmazı davacıdan 360.000,00 TL'ye satın aldığını, satış bedeli olarak 110.000 USD ve evin satışından sonra da 50.000,00 TL ödediğini, satış işleminden sonra davacının 40.000 TL daha istediğini, bu miktarı ödemeyi kabul etmeyince de kötü niyetli olarak eldeki davayı açtığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
2. Davalı ..., davacının taşınmazını emlakçılık yapan diğer davalı ...’e sattığını, davacının da bulunduğu bir ortamda Ömer ile taşınmazın 410.000,00 TL'ye satışı hususunda anlaşarak, emlak alım-satım sözleşmesi imzaladıklarını, satış bedelinin bir kısmını elden, bir kısmını da Ömer’in bildirdiği banka hesabına havale yaparak ödediğini, tapu kaydına güvenerek işlem yaptığını ve iyi niyetli olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, iddianın yazılı delille ispatlanamadığı, davacı tarafın yemin deliline de dayanmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen kararın davacı tarafça istinafı üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince, Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olmadığı, taşınmazın satış tarihi itibariyle değeri konusunda bilirkişiden ek rapor alınması gerektiği, davacının dilekçesinde yemin deliline dayandığı, davacı tarafa yemin hakkı hatırlatılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden karar verilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, gönderme kararı üzerine yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davacı tarafın dayandığı belgedeki imzanın davalı ...’in eli ürünü olmadığının sabit olduğu, davacı tarafça inançlı işlem iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddi yönünde yeniden hüküm kurulmuştur.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2. İstinaf Nedenleri
Davacıya ait taşınmazın hile ve hataya dayalı olarak, inanç sözleşmesine konu edilmek suretiyle elinden alındığını, muvazaalı olarak da diğer davalı ...’a devredildiğini, davalı ...’in yanında çalışan ...’a kendi el yazısı ve imzasıymış gibi tapu senedinin aslı üzerine “tapunun gerçek sahibi ...’dir.” ibaresini davacıyı kandırmak ve aldatmak için yazdırdığını ve davacıya bu belge aslını teslim ettirdiğini, davacının belirtilen yazının davalı ...’e ait olmadığını bilmesinin mümkün olmadığını, bu durum nedeniyle Ömer hakkında Savcılığa suç duyurusunda bulunulduğunu, davalı ... tarafından ödendiği iddia edilen satış bedelinin davacıya ödendiğine dair hiç bir belge de bulunmadığını, resmi senetlerde gösterilen satış bedelleri ile davalıların beyan ettikleri satış bedellerinin farklı olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddinin doğru olmadığını, davalılar vekili lehine hükmedilen vekalet ücretinin fahiş hesaplandığını belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir.
3. Gerekçe ve Sonuç
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 21/12/2021 tarihli ve 2021/997 Esas, 2021/1987 Karar sayılı kararıyla; satış bedelinin tek başına ispat için yeterli olmadığı, davacı tarafın yemin teklif etme hakkını kullanmadığı, davanın usulüne uygun olarak kanıtlanmadığı, tüm delillerin toplandığı, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde, istinaf dilekçesindeki itirazlarını tekrarlayarak Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa bedel isteğine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir.
Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.
Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır.
Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı, inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.
İnanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. (818 s. Borçlar Kanunu 818 s. Borçlar Kanunu'nun (BK). m.; 6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 97. m.). Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de TBK'nın 26. ve 27. maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır. Uygulamada mesele, 05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir.
05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İnançları Birleştirme kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir.
3.3. Değerlendirme
Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle (V/3.2.) nolu paragrafta yer verilen yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinin yerinde olmasına, (III) no.lu paragrafta yer verilen İlk Derece Mahkemesinin gerekçesine göre Bölge Adliye Mahkemesince (IV/3.) no.lu paragrafta yazılı olduğu üzere karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
VI. SONUÇ
Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, 03/09/2022 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edilen davalı ... vekili için 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınmasına, temyiz karar harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 13/09/2022 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.