"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ
İLK DERECE
MAHKEMESİ : MİLAS 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TESCİL
Taraflar arasındaki tespit harici bırakılan taşınmazın tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin kararın, davalı Hazine vekili ile davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan inceleme sonucunda; başvuruların ayrı ayrı esastan reddine dair verilen karar, süresi içinde davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Asıl ve birleştirilen davalarda davacılar dilekçelerinde özetle; Milas ilçesi Dörttepe köyünde yapılan kadastro çalışmaları sonucunda tespit harici bırakılan taşınmazın komşu taşınmazlarla birlikte babaları tarafından 50 yılı aşkın süre nizasız fasılasız malik sıfatıyla kullanıldığını, murisin ölümünden sonra mirasçılar arasında yapılan taksim sonucu intikal eden taşınmazın aynı şekilde zeytinlik olarak kullanıldığını, kazandırıcı zamanaşımı ile mülk edinme şartlarının gerçekleştiğini ileri sürerek, taşınmazın adlarına tapuya kayıt ve tescilini istemişlerdir.
II. CEVAP
Davalı Hazine vekili, dava konusu taşınmaz üzerinde Türk Medeni Kanunu'nun 713/1 ve Kadastro Kanunu'nun 14. maddeleri uyarınca davacılar lehine zilyetlikle mülk edinme şartlarının oluşmadığını belirterek, idare aleyhine açılan davanın reddini savunmuştur.
Dahili davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur.
Dahili Davalı ... vekili, açılan davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Milas 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.10.2018 tarihli 2017/712 Esas, 2018/580 Karar sayılı kararı ile davanın ve birleştirilen davaların kabulüne, 20.01.2016 tarihli fen
bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 15.958,27 metrekarelik kısmın kuru tarım arazisi vasfıyla ... adına, aynı raporda (B) harfi ile gösterilen 16.523,11 metrekarelik kısmın kuru tarım arazisi vasfıyla ... adına, yine aynı raporda (C) harfi ile gösterilen 8.035,95 metrekarelik kısmın kuru tarım arazisi vasfıyla Nursel Dursun adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1.İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili ile davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
2. İstinaf Nedenleri
2.1. Davalı Hazine vekili dilekçesinde özetle; birleştirilen davaların yasal süreler içinde açılmadığını, 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacılar lehine TMK'nın 713/1 ve Kadastro Kanunu 14. madde uyarınca zilyetlikle mülk edinme şartlarının oluşmadığını, eksik inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporları dayanak alınarak kurulan hükmün hukuka aykırı olduğunu, taşınmazların eğiminin %20-25 olduğunun belirlendiğini, Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre %20 ve üzeri eğimi olan yerlerin iktisabının mümkün olmadığını, imar-ihyanın tamamlanmasından itibaren 20 yıllık zilyetlik süresinin dolup dolmadığının yeterince araştırılmadığını belirterek, eksik inceleme ve değerlendirme ile kurulan hükmün kaldırılmasını, yeniden yargılama yapılarak davanın usul ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.2. Dahili davalı ... vekili özetle; Mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacılar lehine zilyetlikle tescil şartlarının oluşmadığını, imar-ihyanın tamamlanmadığını, yapılan keşiflerin eksik ve hatalı olduğunu, TMK'nın 713. maddesi gereğince Milas Belediye Başkanlığının kamu kurumu olması nedeniyle yasal hasım olduğunu, yerleşik Yargıtay içtihatlarına ve davanın niteliğine göre yargılama giderlerinden sorumlu tutulmamaları gerekirken kararın 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11 ve 12. bentlerinde yargılama giderleri ve vekalet ücreti ile müvekkili kurumun sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu belirterek, istinaf incelemesi ile Mahkeme kararının kaldırılarak yeniden yapılacak yargılamada itirazları değerlendirilerek talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir.
3.Gerekçe ve Sonuç
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 28.06.2019 tarihli 2019/100 Esas, 2019/675 Karar sayılı kararı ile imar-ihya ve zilyetlikle iktisap koşullarının davacılar lehine ayrı ayrı gerçekleştiği, alınan bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olduğu, bu nedenle istinaf gerekçelerinin yerinde olmadığını belirtilerek, davalı Hazinenin ve davalı ... Başkanlığının istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır.
2. Temyiz Nedenleri
Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; davaların yasal süre içinde açılmadığını, zamanaşımı def'ilerini yenilediklerini, dosyada 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, dosyadaki bilirkişi raporlarının birbiri ile çelişik olduğunu, eksik inceleme ve ispata yarar gerekçeler içermeyen varsayıma dayalı tespitler içeren bilirkişi raporlarına göre hüküm kurulduğunu, hukuka ve mevzuata aykırı kabul kararının bozulmasını talep etmiştir.
3.Gerekçe
3.1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, TMK’nın 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 ve 17. maddelerine dayalı olarak açılan tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkindir.
Dava konusu taşınmazın bulunduğu Milas ilçesi Dörttepe köyünde kadastro çalışmalarının 1965 yılında kesinleştiği ve yapılan kadastro çalışmaları sırasında dava konusu edilen bölümlerin 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun 2. maddesi gereğince tespit harici bırakıldığı anlaşılmıştır.
3.2. İlgili Hukuk
Hemen belirtmek gerekir ki; TMK’nın 713/1 maddesinde; “ Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak 20 yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.” hükmüne yer verilmiştir.
3402 sayılı KK’nun 14. maddesinde; “ Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan ( 40 ve 100 dönüm dâhil ) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az 20 yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.”
3402 sayılı KK’nun 17.maddesinde; ” Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14. maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına aksi takdirde Hazine adına tespit edilir.” hükmüne yer verilmiştir.
3.3. Değerlendirme
3.3.1. Davalı Hazinenin fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen bölüm yönünden kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Dosya içeriğine, toplanan delillere, (IV/3.) numaralı bentte yer verilen Bölge Adliye Mahkemesince dayanılan yasal ve hukuksal gerekçeye göre, yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
3.3.2. Davalı Hazinenin fen bilirkişi raporunda (B) ve (C) harfi ile gösterilen bölümler yönünden kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Bilindiği üzere; 6100 sayılı HMK.'nın 362. maddesinde bölge adliye mahkemelerinin temyiz olunamayan kararları düzenlenmiş, 1/a bendinde de miktar veya değeri kırkbin Türk lirasını (bu tutar dahil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar hükmüne yer verilmiş, 2019 yılı itibarıyla HMK.'nın 362/1-a bendinde belirtilen 40.000.00TL’lik kesinlik sınırı 58.800,00 TL olarak uygulanmaya başlamıştır.
Somut olayda, asıl davada dava konusu fen bilirkişi raporunda (B) harfi ile gösterilen bölümün keşfen saptanan değeri olan 57.830,89 TL ve birleştirilen davada dava konusu fen bilirkişi raporunda (C) harfi ile gösterilen bölümün keşfen saptanan değeri olan 28.125,83 TL'nin 2019 yılı itibarıyla temyiz kesinlik sınırı olan 58.800,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, temyiz kesinlik sınırı içinde kalması nedeniyle temyiz kabiliyeti olmayan kararlara karşı temyiz isteği yönünden Mahkemece bir karar verilebileceği gibi 01.06.1990 tarihli ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay tarafından da bir karar verilebilir.
VI. SONUÇ
Açıklanan nedenlerle;
1- Davalı Hazine vekilinin fen bilirkişi raporunda ( B) ve ( C) harfleri ile gösterilen bölüme yönelik temyiz itirazları, temyiz kesinlik sınırı içinde kaldığından bu bölümlere yönelik temyiz itirazlarının değerden REDDİNE,
2- Davalı Hazine vekilinin fen bilirkişi raporunda (A ) harfi ile gösterilen bölüme yönelik yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, 492 sayılı Harçlar Kanunun değişik 13. maddesinin “j” bendi gereğince Hazineden harç alınmasına yer olmadığına 22/09/2022 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğu ile karar verildi.
- MUHALEFET ŞERHİ -
Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 713/1. maddesi gereğince açılmış zilyetlikten tescil davasıdır.
Mahkemece davacı lehine hüküm kurulmuş, ne var ki yargılama giderleri ve bunlardan olan karar ve ilam harcının davacıdan alınmasına karar verilmiştir.
Yargılama giderleri taraflarca temyize getirilmemiştir.
Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık; temyize getirilmemekle birlikte, re'sen nazara alınması gereken karar ve ilam harcının davacıdan alınıp alınamayacağı, buradan hareketle davacı tarafından peşin yatırılan harcın iadesinin mümkün olup olmadığı, somut olay özelinde davalı Belediyenin istinaf harçlarından sorumlu olup olmayacağı noktasında düğümlenmektedir.
Öncelikle çözümlenmesi gereken husus; temyiz konusu yapılan karar ve ilam harcının davalıdan alınıp alınamayacağı, yargılama giderlerinden kimin sorumlu olacağı hususudur. Bilindiği üzere, yargı harçları Harçlar Kanunu’nda düzenlenmiş, kamu düzeninden olması nedeniyle re'sen uygulanacağı kabul edilmiştir. Bu nedenle re'sen ele alınabileceği hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Harçlardan kimin sorumlu olacağına gelince, yargılama giderleri, usulü bir konu olmakla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda ayrıntısıyla düzenlenmiştir. Aynı Yasa'nın 323. maddesi harçları yargılama giderlerinden sayarken 326/1.maddesi de açıkça “ Kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.” demek suretiyle yargılama giderleri ve bunlardan olan yargı harçlarından kimin sorumlu olacağını tereddüte yer vermeyecek şekilde düzenlemiştir.
Türk Medeni Kanunu’nun 1. maddesi ise “ Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır.
Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hakim, örf ve adet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.
Hakim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.” demek suretiyle, hakimin karar verirken hangi sıralamayı izleyeceği konusunda kural getirmiştir.
Tarafların yargı önünde eşitliği ilkesini düzenleyen Anayasa'nın 36. maddesi ise “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz” şeklinde düzenlenmiştir.
Somut olaya geldiğimizde, zilyetlikten tescil davasında, davacı vatandaş, davalı ise Hazine ve Belediyedir. Davalının Hazine veya kamu kurumu olması, Anayasa ile teminat altına alınan “yargı önünde eşitlik ilkesi”nin bozulmasını, Hazine veya kamu kurumu lehine davranılmasını haklı kılmayacaktır. Zira genel ilke yukarıda da belirtildiği üzere yargılama giderlerinin davayı kaybedenden alınmasıdır. Prof. Dr.Baki Kuru da (Hukuk Muhakemeleri Usulü 6 baskı 5.cilt 5339.sayfada açıkladığı üzere) bu görüştedir.
Bilindiği üzere Hazine, Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi ile yargı harçlarından muaf tutulmuştur. Davalı ... ise harçlardan muaf değildir. Böyle bir durumda, yani davalının haçtan muaf olması ve davanın da davacı lehine sonuçlanması halinde karar ve ilam harcı mutlaka alınacak mıdır? Alınacaksa kimden alınmalıdır? Yasa koyucu tereddüte yer vermeyecek şekilde yargılama giderlerinden kimin sorumlu olduğunu düzenlemiştir. Yine yasa koyucu genel ilke gereğince yargılama giderlerinden sorumlu olan tarafı harçtan muaf tutmuş ise, bu husus harcın diğer taraftan alınacağı şeklinde yorumlanamaz. Ancak bakiye karar ve ilam harcının davalıdan hiç alınmayacağı gibi, davacı tarafından peşin yatırılan karar ve ilam harcının da iade edileceği şeklinde yorumlanıp uygulanmalıdır. Nitekim yine Hazinenin davalı olduğu tapu iptal – tescil davalarında da uygulama bu şekildedir. Hazine aleyhine açılan tapu iptal – tescil davasında Hazinenin harçtan muaf olması gerekçesiyle karar ve ilam harcı alınmazken (doğrusu budur) yalnız tescil davasında harçtan davacının sorumlu tutulmasının hiçbir yasal dayanağı yoktur. Yasa koyucu dileseydi Kadastro Kanunu'nun 36/A maddesinde olduğu gibi, bu hususta da genel uygulamadan ayrıldığını belirterek bir düzenleme yapabilirdi.
Sayın çoğunluğun görüşünün dayanağını yerleşmiş Yargıtay içtihatları oluşturmaktadır. Gerçekten de kabul etmek gerekir ki Yargıtay uzun yıllar tescil davalarında yargılama giderlerini davacı üzerinde bırakmış, bunlardan olan yargı harçlarını da davacıya yüklemiştir. Ne var ki, hiçbir Yargıtay kararında yasal bir dayanak gösterilmemiş, davalının “ yasal hasım” olması gerekçe yapılmıştır. Yukarıda da belirtildiği üzere bir olaya hukukun uygulanmasında yargı kararları en son sırada gelmektedir.
Çözümlenmesi gereken bir başka husus ise “yasal hasım”ın ne olduğu ve yasal hasım olunmasının davalıya nasıl bir üstünlük sağladığı konularıdır. Yine bilindiği üzere, bazen gerçekte hasım olmamasına rağmen özellikle mahkemelerin kararlarının denetime açılabilmesi, birileri tarafından kanun yoluna getirilebilmesi için Hazinenin taraf gösterilmesi veya temsilcisi bulunmayan mal varlığına kayyım atanması ve davanın kayyım huzurunda görülerek bu mahsurların ortadan kaldırılması yoluna gidilmiştir. Ne var ki böyle de olsa davada, davalı olarak yer almışsa, sıfatı ne olursa olsun artık davalıdır. Hal böyle olunca da her açıdan yargı önünde eşitlik ilkesi gereğince davalının davacıdan, Hazinenin de vatandaştan bir üstünlüğü yoktur. Sayın çoğunluk gibi düşünen hukukçular, davacının davasının kabulü halinde, davalının yasal hasım olması nedeniyle yargılama giderlerini davacı üzerinde bırakırken, davanın reddi halinde de davalı yasal hasım lehine vekalet ücreti başta olmak üzere yargılama giderlerine hükmederek açıkça “yargı önünde eşitlik” ilkesini ihlal etmektedirler.
TMK'nın 713/3. maddesinde tescil davasının Hazineye ve ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa tapu maliki gözüken kişinin mirasçılarına karşı açılacağı belirtilmiştir. Yargıtay uygulamalarında taşınmaz tapusuz ise dava, tescil davası, tapulu ise tapu iptal tescil davası olarak nitelendirilmekte, tapu iptal tescil davalarında yargılama giderleri yasaya uygun olarak haksız çıkan taraftan alınırken tescil davasında davacı üzerinde bırakılmaktadır. Aynı yasa maddesinin aynı fıkrasında düzenlenen davalılar arasında yargılama giderleri açısından ayrı uygulama yapılması da doğru değildir. Davalının kim olacağının yasada gösterilmiş olması, bu davalının yargılama giderlerinden muaf olacağı şeklinde yorumlanamaz.
Yine sayın çoğunluk ve onlar gibi düşünen hukukçular “tescil davalarında davacı zaten karşılıksız olarak taşınmaz edinmekte, hiç olmazsa yargılama giderlerini ödesinler” tarzında bir yaklaşımla gerekçe oluşturmaktadırlar. Eğer mahkeme davacının taşınmazı hak etmediğini düşünüyorsa hiç şüphesiz davayı reddetmelidir. Hem davayı kabul edip, hem de yargılama giderlerini davacı üzerinde bırakmak apaçık bir çelişkidir ve yasaya açıkça aykırıdır.
Sayın çoğunluğun kendi içinde düştüğü bir başka çelişki ise; sayın çoğunluk, davalının yasal hasım olması nedeniyle yargılama giderleri ve bunlardan olan harcın ilk derece mahkemesince davacıdan alınmasının doğru olduğunu düşündüğüne göre, davalı Hazine tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, istinaf talebi reddedildiğinde de davacıdan istinaf ret harcının, bunun devamında da yine Hazinenin temyiz başvurusu reddedilerek kararın onanması halinde de davacıdan onama harcının alınmasına karar vermelidir. Zira davalı Hazine yasal hasımdır ve davalı harçtan muaftır, o halde davalıdan alınamayan yargı harçları davacıdan alınmalıdır. Böyle bir uygulamayı ve düşünce tarzını kabul etmek mümkün değildir. Ayrıca yargılama giderleri bir bütündür. Davanın açılmasından kesinleşmesine kadar aynı yasal düzenlemelere tabidir. İlk derece mahkemesinde alınmayan yargılama gideri aynı gerekçeyle istinaf ve temyiz kanun yollarında da alınmamalı veya alınmalıdır. Bir dava ilk derece mahkemesinde hangi hükümlere tabiyse kanun yollarında da aynı hükme tabidir.
Açıklanan bu nedenlerle, davanın kabul edilmiş olduğu gözetilerek, tarafların temyiz sebepleri de nazara alınmak suretiyle davalı Hazinenin harçlardan muaf olması, davalı Belediyenin ise harçlardan muaf olmaması, harcın davacıdan alınmasının doğru olmaması ve bu yanlışlığın düzeltilmesinin yeniden yargılama yapılmasını gerektirmemesi nedeniyle, İlk Derece Mahkemesinin kararının hüküm fıkrasından harcın davacıdan alınmasına ilişkin kısmın çıkarılarak yerine,” davalı Hazine harçtan muaf olduğundan davacının yatırdığı peşin harcın kendisine iadesine” cümlesi yazılmak suretiyle hükmün düzeltilerek onanması düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun onama görüşüne katılmıyorum.