"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ
İLK DERECE MAHKEMESİ : İSTANBUL 8. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan inceleme sonucunda; istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kararın kaldırılmasına, davanın reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü;
I. DAVA
Davacı dava dilekçesinde; İstanbul ili .... ilçesi .... Mahallesinde kain 430 ada 54 parsel sayılı 14.777,66 m² miktarlı taşınmazın içerisinde yer alan 217 m² kullanım alanına sahip bina ve eklentilerinin müvekkilinin murisi ... ... tarafından meydana getirildiğini ve öldüğü 2007 yılına kadar onun tarafından kullanıldığını, ...’in birlikte yaşadığı Yunan vatandaşı kadına ait olan bu taşınmazın bir takım gerçek dışı belgelerle Ali Albayrak’a, onun mirasçıları tarafından da daha sonra davalı şirketin evveli olan .... Turizm... Şirketine satılmış gösterilerek tescil edildiğini, taşınmazın Hazine ve davalı Şirket arasındaki hukuki süreç sonrası halen davalı .... Turizm İnş. ve Turizm A.Ş. adına kayıtlı olduğunu ileri sürerek davalı Şirket adına olan tapu kaydının iptali ile 217,00 m² iki katlı ev ve eklentilerin müvekkili adına tesciline, olmadığı takdirde değerinin tespit edilerek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı Hazine vekili, davacının murisi olduğu belirtilen ... ...'ın fuzuli şagil olduğunun davacının ikrarı ile belli olduğunu, Hazineye intikal eden taşınmazlarda zilyetlik hükümlerinin uygulanamayacağını, davacının taşınmazda hiçbir hakkının bulunmadığını, taşınmazın Hazinenin elinden çıktığını ve ... ... ile defterdarlık ilişkisinin dava konusu taşınmazın Hazine adına kayıtlı olduğu 01/01/2001-12/02/2002 tarihleri arasındaki dönemde fuzuli şagilden dolayı adı geçen aleyhine ecrimisil tahakkuk ettirilmesinden ibaret olduğunu, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davacının hukukça tercihe şayan bir hakkının bir an için var olduğu kabul edilecek olsa bile, bedel davasının zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2. Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde, iddiaların asılsız olduğunu, ulusal ve uluslararası yargı süreçlerinin sonunda vekil edenince kazanılan hukuki statünün ortadan kaldırılamayacağını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı sonrasında Hazine ile yapılan sulh protokolü üzerine taşınmazın müvekkili Şirket adına kaydedildiğini, bu işlemin iptali için davacının idari yargıda açtığı, davanın da reddedildiğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının mirasçı sıfatıyla davayı açtığı anlaşıldığından veraset ilamının sunulmasını, aksi halde dava açma hakkının da söz konusu olamayacağını, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 713. maddesindeki koşulların da bulunmadığını, zaten davacının bu taşınmazı kullandığı iddiasının da ispatlanamadığını, diğer yandan Hazineye intikal eden taşınmazların zilyetlik yoluyla kazanılmasının mümkün olmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21/12/2017 tarihli ve 2015/359 E., 2017/427 K. sayılı kararıyla; tüm dosya kapsamı itibarı ile ve usulüne uygun olarak hazırlanan bilirkişi raporuna itibar edilerek davacının murisinin dava konusu yapılan parsel ve 217,00 m² alanlı taşınmaz üzerinde akdi veya hukuki herhangi bir hakkının bulunmadığı, tapu iptali ve tescil talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle şartları oluşmayan davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.İstinaf Nedenleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Mahkemece taraflı bilirkişi raporu esas alınarak verilen kararın hatalı olduğunu, taşınmaz içinde bulunan ve dava konusu ettikleri bina ve eklentilerinin bizzat davacının murisi tarafından yapılıp 2007 yılında ölene kadar 35 yıl kullanıldığını, buranın esasında kardeşi-murisi ...’in gayrıresmi eşi Yunan vatandaşı ...’ye ait olduğunu ve 217 m2 kısımdaki yapıların bizzat ... tarafından inşa edildiğini, taşınmazın usulsüzlüklerle oluşan tapu kaydının Hazine tarafından iptal ettirildiğini, ancak süreç sonunda davalı Şirketin ödüllendirildiğini, buna rağmen davanın reddedildiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
3. Gerekçe ve Sonuç
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 07/03/2019 tarihli ve 2018/1006 E., 2019/302 K. sayılı kararıyla; davanın kadastro öncesi nedene dayalı olarak açıldığı, dosya içinde mevcut güncel tapu kaydına göre, 430 ada 54 parsel sayılı 14.777,66 m2 yüzölçümlü taşınmazın davalı ...Şti. adına kayıtlı olduğu, 02/02/1950 tarihli kadastro çalışmalarında nizalı taşınmazın dayanak tapu kaydına istinaden şahıslar adına tespitle, 27/08/1951 tarihinde 54 parsel numarası ile kaydedildiği, yapılan uzun tapu iptali ve tescil istemli yargılamalar neticesinde Hazine adına tesciline karar verildiği, somut olayda tutanağın kesinleşmesinden itibaren 01/09/2015 dava tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmiş olması nedeniyle tapu iptal tescil istemli davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle ret kararı verilmesinin doğru olmadığı, tespit sonrası zilyetlik bakımından ise, tapulu taşınmazların kural olarak zilyetlikle kazanılması mümkün olmadığına göre, davacının tespit sonrası zilyetlik nedeniyle de taşınmaz ediniminin mümkün olmadığı, dava, hak düşürücü sürenin kaçırılmasından sonra açıldığına göre, davacının ayın isteme hakkının bulunmadığı bir yerde, bedelini talep etmesine de olanak bulunmadığından davacının terditli bedel talebinin reddinin de yine sonucu itibariyle doğru olduğu belirtilerek, davacı vekilinin hükmün sair yönlerine ilişkin istinaf nedenlerinin reddine, gerekçe yönünden istinaf talebinin kısmen kabulüyle, kararın kaldırılmasına, davanın hak düşürücü süre nedeniyle, tapulu taşınmazın zilyetlik nedeniyle ediniminin mümkün olmaması ve aynın istenemeyeceği yerde bedelin de istenemeyeceği gerekçesiyle tapu iptali ve bedel yönünden de davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesindeki beyanlarını tekrar ile kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3 maddesi “Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz.” hükmünü içermektedir.
3.3. Değerlendirme
Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinin yerinde bulunmasına göre, (IV/3) numaralı paragrafta yer verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararında isabetsizlik bulunmamaktadır.
VI. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi kararının HMK'nın 370. maddesi gereğince ONANMASINA, aşağıda yazılı 36,30 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 19/12/2022 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğu ile karar verildi.
- MUHALEFET ŞERHİ -
Dava, kadastro öncesi sebebe dayalı asliye hukuk mahkemesinde açılmış tapu iptal -tescil davasıdır.
Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık, temyiz incelemesine konu kararın değer itibariyle verildiği anda kesin olup olmadığı, bir başka ifadeyle temyiz incelemesinin mümkün olup olmadığı, diğer yandan mahkemece re'sen değer belirlemesinin yapılması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Temyize ilişkin hükümler 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 448. maddesinde “Zaman bakımından uygulanma” başlığıyla “Bu kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır.” denilmektedir.
Diğer yandan 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun Ek madde 6 ise “…kadastro öncesi nedene dayalı olarak açılan davalarda genel mahkemelerin verdiği kararlar …..miktar veya değerine bakılmaksızın 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulabilir.” şeklindedir. Söz konusu bu düzenleme 22.07.2020 tarihli 7251 sayılı Yasa'nın 53. maddesi ile getirilmiştir. Yürürlük tarihi ise 28.07.2020 tarihidir.
6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesi ise “Bölge adliye mahkemelerinin …göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanun'un temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur…” şeklinde düzenlenmiştir.
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 427/2. maddesi ise “miktar veya değeri birmilyar lirayı geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar kesindir.” demek suretiyle gayrımenkullere ilişkin uyuşmazlıklarda değere bakılmaksızın temyiz yolunun açık olduğu belirtilmiştir.
HMK’nın Temyiz edilemeyen kararlar başlıklı 362. maddesinin 1-a bendi ise “Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dahil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar.” demek suretiyle temyiz sınırını belirlemiştir. Bu miktarın her yıl yeniden değerleme suretiyle arttırıldığı izahtan varestedir.
Bölge adliye mahkemeleri bilindiği üzere 20.07.2016 tarihinde faaliyete başlamıştır.
Bu yasal düzenlemeler karşısında çözümlenmesi gereken husus; Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.07.2016 ile Kadastro Yasası'nın ek 6. maddesinin yürürlüğe girdiği 28.07. 2020 tarihi arasında hüküm altına alınan uyuşmazlıklar açısından ek 6. maddenin uygulanıp uygulanmayacağı, bir başka ifade ile verildiği anda kesin olan bu kararlara karşı temyiz yolunun mümkün olup olmadığı hususudur.
Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihten sonra 1086 sayılı HUMK’un 427/2 maddesinin uygulanmasının mümkün olmadığı, yine 6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesinin açık hükmüdür. 6100 sayılı Yasada temyiz sınırı için gayrımenkuller açısından bir ayrım yapılmamıştır.
3402 sayılı Yasa'nın ek 6. maddesinin geriye yürüyeceğine dair herhangi bir düzenleme de yapılmamıştır. Genel kural, özel hukuk yargılamasına ilişkin kanun hükümlerinin yürürlük tarihinden sonra sonuç doğurmasıdır.
Verildiği anda değer itibariyle istinaf veya temyiz sınırının altında kalan kararların o anda kesinleştiğinde ise şüphe bulunmamaktadır. Bir kararın kesinleşmesi, ya verildiği anda miktar itibariyle kanun yoluna kapalı olması, veya kanunda açıkça kesin olduğunun belirtilmesi nedeniyle, ya da kanun yolları tüketilmek suretiyle olur. Verildiği anda kesin olan hüküm bakımından artık yargılama bitmiştir. Yargılama süreci biten bir uyuşmazlık için temyiz incelemesi mümkün değildir. Kesinlik, yargılamanın devamına engel bir durumdur. Hüküm, verildiği anda kesin olduğu için artık tamamlanmış bir usulü işlem söz konusudur. Bu nedenle HMK'nın 448. maddesi gereğince Kadastro Kanunu’nun ek 6. maddesinin tamamlanmış işlemlere uygulanması mümkün değildir. Ayrıca kesin olan bu kararın lehine olan taraf bakımından usulü kazanılmış hak doğuracağı da unutulmamalıdır. Usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeninden olup usul hukukunun en önemli, en temel ilkelerinden biridir.
Prof. Dr. .... “Miktar veya değeri temyiz (kesinlik) sınırını geçmeyen menkul (taşınır) mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar kesindir.” (HUMK hükümlerine göre) derken Hukuk Muhakemeleri Usulü 2001 Altıncı baskı 4981.sayfasında “Kanundan ötürü verildiği anda kesin olan bir karar temyiz edilirse, temyiz talebi (esasına girilmeden) mesmu olmadığından dolayı reddedilir. Fakat, Yargıtay, böyle bir (kesin) kararı yanlışlıkla bozarsa, bu bozma kararı ve mahkemenin bundan sonra yaptığı işlemler geçersizdir (yok sayılır)” demektedir. Bu nedenlerle sayın çoğunluğun değere bakılmaksızın kanun yolu denetimi yapılması gerektiği yönündeki görüşüne katılmıyorum.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi ile düzenlenen “Hak arama hürriyeti”nin somut olayla ilgisi bulunmamaktadır. Sayın çoğunluk, dava değerinin düşük olması nedeniyle kanun yolunu kapatan HMK hükümlerinin Anayasa’ya aykırı olduğunu düşünüyorsa öncelikle Anayasa Mahkemesine iptal başvurusu yapması gerekir. Aksi halde halen yürürlükte bulunan veya uygulama tarihinde yürürlükte bulunan yasanın şu veya bu gerekçelerle uygulanmaması keyfilik sonucunu doğuracaktır.
Somut uyuşmazlığa gelince, taşınmazın değerinin davacı tarafından 10.000,00 TL olarak gösterildiği, keşfen bir değerin belirlenmediği, davanın reddine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesince de gerekçe düzeltilerek davanın usulden reddedildiği, dosya kapsamıyla sabittir.
Bilindiği üzere, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca, gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda dava değerinin gayrimenkulün değerine göre belirleneceği öngörülmüştür. Dava değerinin belirlenmesinde taşınmazın dava tarihindeki keşfen saptanacak gerçek değerinin esas alınacağı kuşkusuzdur. Anayasa Mahkemesinin 2018/36896 Başvuru nolu kararı da bu yöndedir.
Harçlar Kanunu’nun 30. maddesi ise “Muhakeme sırasında tespit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılıyorsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 409. maddesinde (HMK 150) gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır.” şeklinde, 32. maddesi ise; “Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır.” şeklinde düzenlenmiştir. (Örn: 1.H.D. 2020/3743E, 2021/4867K )
Harçlar Kanunu'nun uygulanması (kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle) hakim tarafından re’sen gözetilmesi gereken bir husustur.
Hal böyle olunca, taşınmaz başında keşif yapılarak Harçlar Kanunu’nun 16. maddesi uyarınca taşınmazın dava tarihindeki değerinin belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, eldeki dava bakımından öncelikle gerçek dava değeri usulünce belirlenmeli, taşınmazın değeri istinaf sınırının üzerinde ise öncelikle istinaf incelemesi yapılmalı, ondan sonra temyiz kesinlik sınırının üzerinde ise temyiz incelemesi yapılmalı, değeri temyiz sınırının altında ise yukarıda açıklanan gerekçelerle temyiz dilekçesinin değerden reddine karar verilmelidir, ne var ki bu aşamada taşınmazın gerçek değeri mahkemece belirlenmediği için bu gerekçeyle kararın bozulması gerekirken değere bakılmaksızın temyiz incelemesi yapılarak kararın onanması gerektiği yönünde oluşan sayın çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
..