Logo

21. Hukuk Dairesi

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

DAVACILAR : ... Vs. Vek. Av....

DAVALILAR : 1-.............. A.Ş. Vek. Av....

2-...

3-.......... Ltd. Şti. Vekilleri Av. ...

Davacılar, iş kazası sonucu maluliyetten doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davacılar ile davalılardan .............. A.Ş. ve .......... Ltd. Şti. vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

K A R A R

Dava, 08.06.2009 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu sürekli işgöremezliğe uğrayan sigortalının, eşinin ve çocukalrının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, davalı ... yönünden davanın reddine, diğer davalılar yönünden sigortalının maddi ve manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne, eş ve çocuklarının maddi tazminat taleplerinin feragat nedeniyle reddine, manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

1- Zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan davacının ............ A.Ş.nin ruhsat sahibi, .......... Ltd. Şti.nin işlettiği, ...'un teknik nezaretçisi (olay günü teknik nezaretçi olarak imzaladığı rapordan anlaşıldığı üzere) olduğu ocakta kazı sırasında üzerine taş düşmesi sonucu % 100 oranında sürekli işgöremez durumda girdiği dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.

İnsan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işveren, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu olay tarihinde yürürlükte bulunan İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğudur.

./..

Olayla ilgili olarak, yargılama sırasında düzenlenen 03.01.2011 tarihli raporda zararlandırıcı olayda kazalının % 30 oranında, davalı ... Mad. Ltd. Şti.nin % 30 oranında, davalı ...'un % 20 oranında, davalı ...'ın % 20 oranında kusurlu bulunduğu belirtilmiştir. Taraf vekillerince bu rapora yapılan itiraz üzerine düzenlenen 16.08.2011 tarihli kusur bilirkişi raporunda ise kazada % 50 oranında davalı ... Mad. Ltd. Şti.nin ( ...'un kusurunun bu şirket kusuru içinde olduğunun kabulüyle), davalı ...'ın % 20, kazalının % 30 oranında kusurlu bulundukları belirtilmiştir. Taraf vekillerince bu rapora da yapılan itiraz üzerine düzenlenen 15.03.2013 tarihli bilirkişi raporunda ise kazada % 60 oranında ......... Ltd. Şti.nin, % 20 oranında ............'ın, % 20 oranında kazalının kusurlu bulundukları belirtilmiştir. Bu duruma göre kusurun aidiyeti ve dağılımı açısından aynı olay nedeniyle farklı değerlendirmelerin bulunduğu ortadadır.

Mahkemece kusur raporları arasındaki çelişki giderilmeden 15.03.2013 tarihli kusur raporu esas alınarak ve davalı ... vekilinin 16.04.2012 havale tarihli dilekçesinde kazanın olduğu vardiyada müvekkilinin teknik nezaretçi olarak tertip edildiğini belirtmesi ve dilekçe ekinde de teknik nezaretçi atama belgesi ile teknik nezaretçi defterinde sayfa suretlerini ve hatta dava konusu olaya dair teknik nezaretçi olarak raporunu ibraz etmesine rağmen mahkmece bu bilgi ve belgelerin üzerinde durulmadan davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmesi usul ve Yasa'ya aykırı olup bozma nednidir.

Yapılacak iş; işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman ehil bilirkişi kuruluna konuyu yukarıda açıklandığı biçimde inceletmek, verilen rapor dosyadaki bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirilerek kusur raporları arasındaki çelişki giderilmek ve sonuca göre karar vermekten ibarettir.

2- Kabule göre de;

A- Gerek mülga B.K'nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı T.B.K’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez.

Bu ilkeler gözetildiğinde davacı sigortalı yararına hükmedilen .......... TL manevi tazminat ile eşi yararına hükmedilen ......... TL manevi tazminat ve iki çocuğu yararına hükmedilen ........'er TL manevi tazminat tutarları azdır.

./..

B- Dosyadaki kayıt ve belgelerin incelenmesinden; iş kazası sonucu davacının sürekli iş göremezlik oranının % 100 olduğu ve yardıma muhtaç durumda olduğunun belirtildiği, SGK Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından olayın iş kazası olduğunun tespit edildiği, hükme esas alınan hesap bilirkişisi tarafından düzenlenen 13.05.2015 tarihli raporda davacının sürekli işgöremezliğine tekabül eden zararı ile hesaplanan bakıcı giderinin % 50 oranında hakkaniyet indirimi adı altında indirilmesi suretiyle bulunan miktarın toplanmasıyla kusur indiriminin yapıldığı, çıkan tutardan da davacı sigortalıya bağlana gelirin ilk peşin sremaye değerinin rücu edilebilir kısmının tenzil edildiği anlaşılmaktadır.

Şüphesiz başkasının bakımına muhtaç kalan sigortalının, bakım giderleri de maddi zarar olarak ortaya çıkar. İşgöremezlik oranı % 100 ise kazalının mutlaka bakıma muhtaç olduğunun kabulü gerekir. Bakıcı gideri hesaplanırken PMF yaşam tablosu kullanılmaktadır. Kazalının, iş kazası nedeniyle uğradığı gelir kaybının hesabının sözü edilen tabloya göre yapılması, geleceğin varsayıma göre belirlenmesi yönünden yerindedir. Ancak işgücünü kaybeden kazalının sağlıklı bir insan için geçerli olan PMF yaşam tablosuna göre belirlenen bakiye ömrü boyunca bakıcı giderinin bulunacağının kabulü yerinde değildir. Ayrı bir bakiye ömür belirlenmesi mümkün olmadığına göre davacının halen ve bakiye ömrü içerisinde de sürekli bakıcı çalıştırmayıp aile içi bakım dayanışmasından yararlanacağı da gözetilerek hakim, burada hakkaniyet indirimi ile uygun bir bakıcı giderine hükmetmelidir. Hakimin kendi takdirinde olan bu hususu bilirkişinin takdirine bırakması yerinde olmadığı gibi % 50 oranında uygulanan hakkaniyet indirimi de fazladır.

Öte yandan;

Hükme esas alınan hesap raporunda belirtilen iş gücü kaybı nedeniyle oluşan maddi tazminat ve bakıcı gideri nedeniyle oluşan maddi tazminatın kusur indirimleri de dahil olmak üzere ayrı ayrı hesaplanıp ayrı ayrı belirtilmemesi, ilk peşin sermaye değerinin rücu edilebilir kısmının sürekli işgücü kaybı zararından tenzil edilmesi gerekirken ve bakıcı giderine % 50 oranında hakkaniyet indirimi uygulanması sonrasında elde edilen toplam tutradan tenzil edilmesi de doğru olmamıştır.

C- Birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK. nun 50. maddesi, ya da birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK. nun 51. maddesi uyarınca (TBK’nun 61. Maddesi) ve aynı Yasanın 142. (TBK’nun 163.) maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı bir dava ile de talep edebilir.

Ancak, aynı Yasanın 141. (TBK 163) maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanma hakkı sadece zarara uğrayanın, daha geniş bir deyim ile alacaklınındır. Zarara uğrayan (alacaklı), bu hakkını kullanmadıkça, yani müteselsilen tahsil isteğinde bulunmadıkça, mahkeme re'sen onun yararına teselsül kuralını uygulayamaz. Çünkü, hakim istek ile bağlı olup, istek dışı karar veremez. HUMK’nun 74. (HMK 26) maddesi buna engeldir.

Ana kural bu olmakla ve davacının dava dilekçesinde müteselsilen sözcüğünü kullanmak suretiyle tahsil isteği bulunmamakla beraber; dava dilekçesindeki sözlerden ve ileri sürülen olaylardan ve bunların yorumundan, davacının dolaylı bir biçimde müteselsilen bir ödetme isteği bulunduğu anlaşıldığı takdirde, yukarıda belirtilen kuralın uygulanmasında yasal bir sakınca yoktur. Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri de bu doğrultudadır.(Yargıtay HGK 15.05.1996 gün 1996/21-140E–1996/342K, 1996/21-104E- 1996341K, sayılı kararları) Kuşku yoktur ki, yapılacak yorumlarda temel hüküm BK. nun 18. maddesidir. Bu genel yorum kuralı, dava sırasındaki bir beyanın, ya da dava ve cevap dilekçeleri ile tarafların yine dava sırasındaki yazılı bildirimlerinin yorumunda da uygulanır.

./..

Çünkü gerek dava dilekçeleri, gerekse tarafların dava sırasındaki sözlü ve yazılı diğer bildirimleri, kural olarak, birer hukuksal işlemdir ve her hukuk işlemi gibi BK. nun 18 (TBK’nun 19) ve MK. nun 2. maddeleri gereğince bildirimde bulunanın kullandığı sözlere bakılmayarak, afakî iyi niyet kurallarınca kullanılan sözlerden veya yazılardan ne gibi bir anlam çıkarılması gerektiği belli edilerek yorumlanmalı ve bu yorum sonucuna göre işlem yapılmalıdır.

Temyiz incelemesine konu olan bu davada, dava ve ıslah dilekçelerinde gerçekten açık bir şekilde müteselsilen sözcüğü kullanılmak suretiyle tahsil isteği mevcut olduğu ve bu duruma göre de davada teselsül kuralına dayanıldığı gözetilerek, gerçekleşen zararlara ilişkin istek doğrultusunda sorumlulardan müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerekirken, kararda bu durumun belirtilmemesi hatalıdır.

Yapılacak iş; yeniden aldırılacak kusura ilişkin bilirkişi kurulu raporunun sonucuna göre yeniden başka bir bilirkişiden yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözönünde bulundurularak hesaba ilişkin bilirkişi raporu aldırılarak dosyadaki diğer bilgi ve balgelerin de değerlendirilmesi suretiyle maddi ve manevi tazminatlara dair yeni bir karar vermekten ibarettir.

O halde davacılar vekili ile davalı ......... Mad. Ltd. Şti. Vekilinin ve .............. vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine 21/04/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

***