Logo

21. Hukuk Dairesi

"İçtihat Metni"

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalılar vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava, davacının davalı işyeri nezdinde 01/12/1985-31/12/1986 tarihleri arasında geçen hizmetlerinin tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Uyuşmazlık, somut olayda fiili çalışma olgusunun ispatı konusunda, Mahkemece yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa'nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa'nın 86/9. maddeleri bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de, davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay'ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir.

Bu tür davalarda öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu koşul oluşmuşsa işyerinin gerçekten var olup olmadığı kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma olgusunun varlığı özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olgusu her türlü delille ispat edilebilirse de çalışmanın konusu niteliği başlangıç ve bitiş tarihleri hususlarında tanık sözleri değerlendirilmeli, dinlenen tanıkların davacı ile aynı dönemlerde işyerinde çalışmış ve işverenin resmi kayıtlara geçmiş bordro tanıkları yada komşu işverenlerin aynı nitelikte işi yapan ve bordrolarına resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlardan seçilmesine özen gösterilmelidir. Bu tanıkların ifadeleri ile çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555- 3.11.2004 gün 2004/21- 480-579 sayılı kararları da bu doğrultudadır.

Diğer taraftan, 506 sayılı Kanunun Kanunla mülga 60 ncı maddesinin (G) fıkrası, “Bu maddenin uygulanmasında; 18 yaşından önce malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olanların sigortalılık süresi, 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edilir. Ancak, bu tarihten önceki süreler için ödenen malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri, prim ödeme gün sayılarının hesabına dahil edilir.” hükmüne amir olup, söz konusu fıkra, 1/4/1981 tarihinde 2422 sayılı Kanunla 506 sayılı Kanuna eklenmiştir. Yine aynı Kanunla 506 sayılı Kanuna eklenen geçici 54 üncü maddede, 1/4/1981 tarihinden önce malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tescil edilmiş olanlar hakkında 60 ıncı maddenin (G) fıkrası hükmünün uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır.

.../...

Dosyadaki kayıt ve belgelerden; 01/12/1985 tarihli davacı adına davalı işyeri tarafından düzenlenen işe giriş bildirgesinin Kurum kayıtlarına intikal ettiği, davacıya ait hizmet cetvelinde davacının 01/08/1995 tarihinden itibaren geçen hizmetlerinin dava dışı işyerlerince Kurum'a bildirilmiş olduğu, davalı işyerince sunulan cevap dilekçesi eki olan kesin kabul tutanakları ile Torbalı ilçesinde okul inşaatı yapımları için 14/06/1985 ve 28/04/1986 tarihli sözleşmelerin yapıldığı, okul inşaatlarının 25/03/1986 ve 30/10/1986 tarihinde bitirilmiş olduğunun anlaşıldığı, 1985-1986 yılına ait dönem bordrolarının dosyaya sunulduğu, alınan bilirkişi raporunun dosyaya sunulduğu, duruşmalarda bir kısmı davalı işyeri çalışanı olan davacı tanıklarının dinlendiği anlaşılmaktadır.

Somut olayda, duruşmalarda dinlenen tanık beyanları esas alındığında 01/01/1970 doğum tarihli olan davacının davalı işyerine ait inşaatta demirci olarak çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu anlaşılması karşısında Mahkemece davacının davalı işyerinde geçen hizmetinin mahiyetini belirlemeksizin; davacı ile davalı işyeri sahibi arasında çıraklık sözleşmesinin olup olmadığının, davacının çalışmasının üretime yönelik mi yoksa bir mesleğin öğrenilmesine yönelik mi olduğunun aydınlatılmaksızın, davacının eğitim durumunun araştırılmadan, davacının sonraki çalışmalarının da inşaat faaliyeti ile ilgili veya benzeri sektörde geçip geçmediğinin belirlenmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olmuştur. Davacının davalı işyerinde geçtiği iddia olunan 506 sayılı Yasa kapsamında sigortalığının gerçek ve fiilî çalışmaya dayanıp dayanmadığının hiç bir duraksamaya yer vermeksizin açıkça ortaya konması gerekmektedir. Öte yandan 506 sayılı Yasa'nın 60/G maddesi dikkate alınmadan sonuca gidilmesi isabetsiz olmuştur.

Bu doğrultuda yapılacak iş, davacının ihtilaf konusu dönem içerisinde eğitim-öğretim durumunu araştırmak, davacı adına Kurum'a hizmet bildiriminde bulunan dava dışı işyerlerinin faaliyet konusunun davalı işyerinin faaliyet konusu ile aynı veya benzer nitelikte olup olmadığını araştırmaya yönelik olarak Kurum'dan bilgi almak, davacı ile davalı işveren arasında çıraklık sözleşmesi bulunup bulunmadığını belirlemek, eğer çıraklık sözleşmesi yapılmış ise çıraklık sözleşmesini getirtmek, davacının 01/12/1985 tarihinde başlayan çalışmasında üstün tutulan yönün sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesi olup olmadığını ya da davacının işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıp katılmadığını ve meslek ve sanat eğitiminin arka planda tutulup tutulmadığını belirlemek için davacının çalışması hakkında bilgi verebilecek nitelikteki bordrolarda adı geçen işyeri çalışanlarının tanık olarak yöntemince beyanlarını almak, gerektiğinde zabıta marifetiyle tespit edilecek işyerine o tarihte komşu olan diğer işyerlerinin işverenleriyle, bu işyerlerinde bildirge tarihinde çalıştığı tespit edilen kayıtlı işverenler ile komşu işyeri çalışanlarının; aynı konuda tanıklıklarına başvurmak, davacının sonraki çalışmalarının niteliğini belirlemek ve 506 sayılı Yasa'nın 60/G maddesi hükümlerini de göz önünde bulundurarak sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma neticesi yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde 'na iadesine, 06/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

***