"İçtihat Metni"
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 01/01/2000-06/08/2006 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılar vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakim tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
Dava, davacının 01.01.2000-06.08.2006 tarihleri arasında davalı şirkete ait işyerinde sigortalı çalışmalarının tespitine ilişkindir.
Mahkemece Davanın kısmen kabulüne, davacının davalı şirkette 01/01/2006 ila 25/05/2006 (kısa kararda zuhulen 06/08/2006 yazılmış olup gerekçeli karar yazılırken farkedilip düzeltilmiştir) tarihleri arasında her ay 30 gün süre ile asgari ücret ile sigortalı olarak çalıştığının tespitine, Fazlaya ilişkin istemin reddine, karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, somut olayda fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Gerçekten; sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak sigortalılıktan söz edilemez.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa'nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa'nın 86/9. maddeleri bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de, davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay'ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir. Bu tür davalarda öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu koşul oluşmuşsa işyerinin gerçekten var olup olmadığı kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma olgusunun varlığı özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olgusu her türlü delille ispat edilebilirse de çalışmanın konusu niteliği başlangıç ve bitiş tarihleri hususlarında tanık sözleri değerlendirilmeli, dinlenen tanıkların davacı ile aynı dönemlerde işyerinde çalışmış ve işverenin resmi kayıtlara geçmiş bordro tanıkları yada komşu işverenlerin aynı nitelikte işi yapan ve bordrolarına resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlardan seçilmesine özen gösterilmelidir. Bu tanıkların ifadeleri ile çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30/06/1999 gün 1999/21-549-555- 03/11/2004 gün 2004/21- 480-579 sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Somut olayda, davacının davalı şirkete ait Köy’ ündeki işyerinde 25/05/2006-06/08/2006 tarihleri arasında çalışmalarının bildirildiği, bu işyerinin 01.01.2003-19.04.2006 tarihleri arasında Kanun kapsamında olduğu, İş mahkemesinin esas, karar sayılı dosyasından davacı tarafından 01.10.2000 tarihinden 01.05.2006 tarihine kadar sigortalı çalıştığı iddiası ile dava açıldığı, yapılan yargılama sonucunda, davacı 'ın davalı A.Ş.'de 01.01.2003 ila 31.12.2005 tarihleri arasında her ay 30 gün süreyle asgari ücret ile çalıştığının tespitine, fazla istemin reddine karar verildiği, temyiz üzerine Yargıtay'ca onanarak kesinleştiği, tespit istenen dönemde tüm işyerlerinin bordro tanıklarının dinlenerek, diğer dava dosyasının tanık beyanları değerlendirilerek davacının bu sürelerde hangi işyerinde çalıştığının kesin olarak tespit edilmeyerek davacının çalışma olgusunun yeterli ve gerekli bir araştırmayla hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlenmediği anlaşılmaktadır.
Yapılacak iş, öncelikle tespit istenen dönem ilişkin başka işveren nezdinde çalıştığının tespitine ilişkin söz konusu Sakarya İş mahkemesinin 2008/103 esas sauılı dava dosyasının dosya arasına almak, kabul edilen döneme ilişkin bu dosyadaki tanık beyanlarını da değerlendirmek, davalı şirketin bordro tanıklarının dinlenerek infazda tereddüt sağlamayacak şekilde davacının bu sürelerde hangi işyerinde çalıştığını tespit etmek, dinlenen tanıklarının ekinde işyeri tescil bilgisi olacak şekilde hizmet cetvellerinin de getirtmek, davanın nitelikçe kamu düzenini ilgilendirdiği nazara alınıp araştırma genişletilerek tüm deliller birlikte değerlendirilip, sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Kabule göre de; Hakimin son oturumda tutanağa yazdırıp tefhim ettiği karar; esas karar olup, sonradan yazılan gerekçeli kararın bu karara aykırı olmaması gerekir. Oysaki, 23.12.2014 günlü oturumda tefhim edilen kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olduğu zaptın ve kararın incelenmesinden açıkça anlaşılmaktadır.Bu durumda, konuyla ilgili 10/04/1992 tarihli ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve 6100 sayılı HMK'nın 298/2 maddesi uyarınca bu aykırılığın giderilmesi suretiyle gerçeğe ve hukuka uygun bir karar verilmesi gereği açıktır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,temyiz harcının istek halinde davalılardan . Şti.'ne iadesine
04.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.