Logo

3. Hukuk Dairesi

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2022/27 E., 2022/358 K.

DAVA TARİHİ : 03.03.2011

Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece bozmaya uyularak davanın reddine karar verilmiştir.

Mahkeme kararı davacı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 24.10.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir

Belli edilen günde gelen ... ...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı; davalı şirketin vekili olarak ... 3. İcra Müdürlüğüne ait 2008/6399 E. sayılı icra dosyasını takip etmekte iken, davalı şirket tarafından muvafakati alınmadan başka bir avukatın vekil tayin edildiğini, bu durumda gerek akdi gerekse yasal vekalet ücretine hak kazandığını; ancak, 18.02.2011 tarihli ihtarla talep etmesine rağmen ücret alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 6.500,00 TL akdi, 1.500,00 TL karşı taraf vekalet ücreti olmak üzere toplam 8.000,00 TL vekalet ücreti alacağının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı; davacının bilgisi dahilinde başka bir avukata vekalet verildiğini, davacının bu duruma itiraz etmeyerek zımnen muvafakat ettiğini; ancak, gerek avukat-müvekkil ilişkisinde olması gereken güven ve sadakate aykırı söz ve davranışları gerekse mesleki hata ve kusurları nedeniyle davacının haklı olarak azledildiğini, davacının vekaletten çekilerek istifa ettiğini, her iki nedenle de ücrete hak kazanamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.

III. MAHKEME KARARI

Mahkemenin 2011/145 E., 2012/770 K. sayılı ilamıyla; davacının talep edebileceği tazminat miktarının tespiti açısından aldırılan bilirkişi raporundaki açıklamaların ve hesaplamaların dosya içeriği ile uyumlu karar vermeye ve denetime elverişli olduğu ve davacının bilirkişi raporu ile belirlenen toplam miktar kadar vekalet ücretini davalıdan talep edebileceği kanaatine varıldığından davanın kabulü ile; 320.482,58 TL alacağın 8.000 TL'sinin faizsiz olarak, geriye kalan 312.482,58 TL'sinin ıslah tarihi olan 11.07.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Birinci Bozma Kararı

1. Mahkeme kararına karşı, süresi içinde davalı temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 2014/44817 E., 2015/618 K. sayılı ilamıyla; icra dosyasına başka bir avukat tarafından vekalet sunulmuş olmasına rağmen, bunu öğrenen davacı avukatın, makul sürede bu duruma muvafakat etmediğini bildirmemesi ve sessiz kalması, aksine takip işlemlerine devam etmesi durumunda, vekalet konusu işte kendisi ile birlikte ikinci bir avukatın görevlendirilmesine muvafakat etmiş sayılacağının kabulü gerektiği, Mahkemece açıklanan hususun göz ardı edilerek, bu hususta gerekli inceleme ve değerlendirme yapılmadan sadece, “davacıdan muvafakat alınmadan icra dosyasına vekalet sunulduğu” gerekçesiyle, davacının ücrete hak kazandığının kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, taraflar arasındaki 31.12.2007 tarihli hukuk müşavirliğini de kapsayan sözleşmenin varlığı karşısında, olayda gerçek bir istifa iradesi mevcut olmadığından vekalet ilişkisinin istifa ile sona erdiğini kabul etmenin mümkün olmadığını; o halde, Mahkemece; açıklanan hususlar dikkate alınarak, yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ve yanlış değerlendirmelerle yazılı şekilde karar verilmiş olması gerekçesiyle, bozulmuştur.

B. İkinci Bozma Kararı

1. Bozmaya uyan Mahkemece verilen 2016/189 E., 2016/410 K. sayılı kararıyla; azlin haksız olduğu kanaatine varıldığı, davalının sözleşmenin yenilenmesinden yaklaşık 2 ay sonra vekalet sözleşmesini fesh ettiği, böylece davacıyı münasip olmayan bir zamanda azlettiği değerlendirilmekle, davacı avukatın bundan dolayı uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlü olduğu, davacının kalan süreler yönünden ücret isteyebileceği, bilirkişi tarafından davacının talep edebileceği ücretin bozma ilamından önce hesaplanmış olduğu, davacının avukatlık sözleşmesinin münasip olmayan bir zamanda feshi ve azli nedeniyle, davanın kabulüne 320.482,58 TL alacağın 8.000,00 TL'sinin faizsiz olarak, geriye kalan 312.482,58 TL'sinin ıslah tarihi olan 11.07.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davalı temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Dairemizin 2020/8913 E., 2021/4383 K. sayılı ilamıyla; davacı avukatın, davalı şirket vekili olarak takip ettiği ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/507 E. sayılı dosyasında verilen kararı temyiz süresi geçtikten sonra temyiz etmesi nedeniyle verilen Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 25.01.2011 tarihli temyiz isteminin süre aşımı yönünden reddi kararının azil tarihinden önce olduğu, anılan kararın tebliğinden önce bu durumun davalı tarafından öğrenilmediğinin ispatının davacıya ait olduğu ve davacı tarafça aksinin ispatlanamadığı, kaldı ki taraflar arasındaki yazışmalar incelendiğinde, davacı avukatın üslubunun güven ilişkisini sarsıcı nitelikte olduğunun anlaşıldığı, sonuç olarak azlin haklı olduğu, azil haklı olduğu için davacı avukat, sadece azil tarihi itibariyle kesinleşmiş olan dosyalar nedeniyle vekalet ücretine hak kazanabilecek ise de davadaki talep tek dosyaya ilişkin olduğundan ve bu dosya henüz sonuçlanmadığından davacının ücret alacağı da bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, karar bozulmuştur.

C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar

Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, Yargıtay ilamı doğrultusunda, davacı avukatın, davalı şirket vekili olarak takip ettiği ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/507 E. sayılı dosyasında verilen kararı temyiz süresi geçtikten sonra temyiz etmesi nedeniyle verilen Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 25.01.2011 tarihli temyiz isteminin süre aşımı yönünden reddi kararının azil tarihinden önce olduğu, anılan kararın tebliğinden önce bu durumun davalı tarafından öğrenilmediğinin ispatının davacıya ait olduğu ve davacı tarafça aksinin ispatlanamadığı, kaldı ki taraflar arasındaki yazışmalar incelendiğinde, davacı avukatın üslubunun güven ilişkisini sarsıcı nitelikte olduğunun anlaşıldığı, sonuç olarak azlin haklı olduğu, azil haklı olduğu için davacı avukat, sadece azil tarihi itibariyle kesinleşmiş olan dosyalar nedeniyle vekalet ücretine hak kazanabilecek ise de davadaki talep tek dosyaya ilişkin olduğundan ve bu dosya henüz sonuçlanmadığından davacının ücret alacağı da bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuran

Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/507 E. sayılı dosyasında verilen kararı "özensiz davranması sebebiyle" temyiz süresi geçtikten sonra temyiz ettiğine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, nihai kararda belirtilen ve gerekçeli kararda da tekrarlanan süreyi esas alarak temyiz ettiğini, temyiz konusu kararda Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin "temyiz isteminin süre aşımı yönünden reddine dair" 25.01.2011 tarihli kararının esas alınmasının hukuka aykırı olduğunu, 06.04.2022 tarihli yerel Mahkeme kararında, karar tarihinden önce 15.04.2021 tarihli ve 31455 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 11.02.2021 tarihli ve 2017/34763 numaralı Anayasa Mahkemesi kararının dikkate alınmadığını, "mahkeme kararında belirtilen kanun yolu ve süresinin esas alınmasının" gerektiğinin açıkça vurgulandığını, davalı şirketin vekili olduğu ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.10.2009 tarihli ve 2005/507 E., 2009/457 K. sayılı kararında, "taşeron şirket ... çalışanı İdris Başaran'ın" maddi tazminat talebinin tamamı reddedilmiş, manevi tazminat talebi kısmen kabul edilmiş olup bu karara karşı diğer davalı ... vekilinin yaptığı temyiz başvurusunun ise reddedildiğini, davalı şirketin sahip olduğu "taşeron şirkete rücu hakkına" rağmen, davayı takipte özensiz hareket ettiği ve davalı şirketi telafisi kabil olmayan zarara uğrattığı iddiasına dayalı savunmanın kabulü ile kurulan hükmün hukuka aykırı olduğunu, davalı şirketin, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 25.01.2011 tarihli ret kararını, bu kararın kendisine tebliğinden önce "öğrenmediğini" ispat yükünün kendisine ait olduğuna hükmedilmesinin doğru olmadığını, üslubunun güven ilişkisini sarsıcı nitelikte olduğunun "taraflar arasındaki yazışmaların incelenmesinden" anlaşıldığının yanlış olduğunu, ortada azlin olmadığını, eksik inceleme ile karar verilmiş olmasının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir;

''Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme mükellefiyeti meydana gelir ve bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunması, usule uygun sayılmaz, bozma sebebidir. Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince muamele yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durum olup, buna " usuli müktesep hak" denilmektedir. Gerçekten, mahkemenin doğru bularak uyduğu veyahut uymak zorunda olduğu bozma kararı ile dava, usul ve kanuna uygun bir çığıra sokulmuş demektir."

3. Değerlendirme

1. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan Mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (Hukuk Genel Kurulunun 20.12.2013 tarihli ve 2013/23-131 E. 2013/1681 K. sayılı kararı).

2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uymakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkan bulunmadığı anlaşılmakla; davacı tarafından ileri sürülen temyiz nedenlerinin reddi ile, kararın onanması gerekmektedir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle,

Davacı tarafın yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanununa uygun olan kararın ONANMASINA,

Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,

6100 sayılı Kanun'un Geçici üncü maddesi atfıyla 1086 sayılı Kanun'un 440 ıncı maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

24.10.2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

***