Logo

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SAYISI : 2014/356 Esas, 2015/35 Karar

SUÇLAR : Zincirleme şekilde icrai davranışla görevi kötüye kullanma

HÜKÜMLER : Mahkumiyet, beraat

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama

Dikili Asliye Ceza Mahkemesinin, 20.01.2015 tarihli ve 2014/356 Esas, 2015/35 sayılı Kararının sanık müdafii ve katılan tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde;

Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.02.2017 tarihli, 2015/5-95 Esas, 2017/71 sayılı ve benzer Kararlarında da belirtildiği üzere "suçtan zarar görme" kavramının "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali" olarak anlaşılması gerektiği, dolaylı veya muhtemel zararların davaya katılma hakkı vermeyeceği, bu nedenle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 237 nci maddesine göre sanıklara atılı zincirleme şekilde icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan doğrudan zarar görmeyen ...'ın temyiz hakkının bulunmadığı ve usulsüz olarak verilen katılma kararının da hükümleri temyiz yetkisi vermeyeceği anlaşılmıştır.

Sanık ... hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesince temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun'un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasınca sanık ... müdafiinin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi uyarınca temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereğince yukarıda belirtilen husus dışında temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

Şikayetçi ...'ın süresinden sonra vaki olduğu gibi duruşma talep hakkı da bulunmadığından duruşmalı inceleme isteminin 1412 sayılı Kanun'un 318 inci maddesi uyarınca reddine karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1.Dikili Cumhuriyet Başsavcılığının, 29.03.2013 tarihli ve 2013/228 Esas, 2011/3059 Soruşturma, 2013/129 numaralı İddianamesiyle sanıklar hakkında zincirleme şekilde icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 257 nci maddesinin birinci fıkrası ile 43 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca cezalandırılmaları ve haklarında aynı Kanun’un 53 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği hak yoksunluklarına karar verilmesi talebiyle kamu davası açılmıştır.

2.Dikili Asliye Ceza Mahkemesinin, 20.01.2015 tarihli ve 2014/356 Esas, 2015/35 sayılı Kararı ile; sanık ...'in zincirleme şekilde icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 257 nci maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve aynı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği hak yoksunluklarına, sanık ...'ın ise yüklenen suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

A.Şikayetçinin temyiz istemi, suçun somut olarak delillendirilmesine rağmen sanık ... hakkında beraat kararı verilmesinin, sanık ...'e oluşan kamu zararı için rücu edilmemesinin ve suça konu dükkanların usulüne uygun olarak ihaleye çıkarılmasına dair hüküm kurulmamasının yasaya aykırı olduğuna,

B.Sanık ... müdafiinin temyiz istemi, sanığın suç kastıyla hareket etmediğine, suça konu taşınmazlara ilişkin keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmadığına, savunma delillerine itibar edilmediğine, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karara ilişkin hatalı değerlendirmede bulunulduğuna, diğer sanıklar hakkında beraat kararı verilip ... hakkında mahkumiyet kararı verilmesinin çelişkili olduğuna, gerekçesiz olarak ceza alt sınırından uzaklaşıldığına,

İlişkindir.

III. GEREKÇE

1.Sanık ...'in yargılama konusu eylemi için, 5237 sayılı Kanun’un 257 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca belirlenecek cezanın üst haddine göre aynı Kanun’un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır.

2.5237 sayılı Kanun’un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi uyarınca zamanaşımı süresini kesen son işlemin 20.01.2015 tarihli mahkumiyet hükmü olduğu ve bu tarihten, temyiz incelemesi tarihine kadar, 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir.

IV. KARAR

1.Şikayetçi ...'ın temyiz isteğinin 1412 sayılı Kanun'un 317 nci maddesi uyarınca, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,

2.Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Dikili Asliye Ceza Mahkemesinin, 20.01.2015 tarihli ve 2014/356 Esas, 2015/35 sayılı Kararına yönelik sanık ... müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

17.10.2023 tarihinde karar verildi.

***