"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hakimliği
SAYISI : 2020/5745 Değişik iş
SUÇ : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, kıymetlerin izinsiz yurda sokulması veya çıkartılması, özel belgeyi bozma, yok etme veya gizleme, Dernekler Kanunu'na muhalefet
İNCELEME KONUSU KARAR : Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara vaki itirazın reddi
KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 30.10.2023 tarihli evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 04.12.2023 tarihli ve KYB-2023/116692 sayılı yazısı ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, yapılan ön inceleme neticesinde gereği düşünüldü:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 04.12.2023 tarihli ve KYB-2023/116692 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
"Dosya kapsamına göre, İstanbul Valiliği İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğünce yapılan denetim sonucunda Yardımeli Uluslararası İnsani Yardım Derneği kayıtlarının usulsüz şekilde tutulduğu, kayıtların tahrifata uğratıldığı, idari para cezasının ilgili kişiye rücu edilmemesi sebebiyle derneğin zarara uğratıldığı, belgelerin zayi edilmesi, defter ve belgelerin eksik tutulması sebebiyle para kayıtlarının doğru yapılıp yapılmadığının anlaşılamadığı, dernek kasasına şaibeli para giriş- çıkışlarının bulunduğu, bazı alındı belgelerinde usulsüzlük bulunduğu veya özel evrak niteliğinde bazı belgelerin sahte olma ihtimalinin bulunduğu, Sudan ve Somali gezilerinde dernek çalışanı olmayan kişilerin uçak biletlerinin dernek kasasından alındığı, kitap tercüme bedelinin denek kasasından karşılanarak derneğin zarara uğratıldığı, Moritanya'da 20 dönüm ve Pakistan'da 40 dönüm arazinin alınış şekli ve bedelinin ödenme biçimi ile mülkiyetinin ihtilaflı olduğu ve yurt dışına çıkartılan paralar hakkında nakit bildiri formu düzenlenmediğinin tespit edildiğinin belirtilerek, suç duyurusunda bulunulması üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmada, şüpheliler ve tanıkların ifadelerinin alınmasını müteakip, Kanun değişikliği sebebiyle, kamu yararına çalışan derneklerin mallarına karşı artık zimmet suçunun oluşma imkanının kalmadığı, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu yönünden ise şüphelilerin derneğin mallarına karşı suç işledikleri hususunda kamu davası açmaya yeterli delil elde edilemediği, denetçi raporunda ihbara konu edilen hususların soruşturma dosyasında delilleri ile derdest edildiği, özel belgeyi bozma, yok etme veya gizleme suçları yönünden alındı belgelerinde matbaa basım hataları bulunanların imha edilerek kullanım dışı bırakıldığı ancak özel belgeyi tahrip etme kastının somut olayda bulunmadığı gibi tahrip edilen özel belge niteliği haiz evrakın dernekçe zaten kullanılmadığı, kıymetlerin izinsiz yurda sokulması veya çıkartılması suçu yönünden tüzel kişilerin insani yardım faaliyetleri kapsamında yurda giriş çıkış işlemleri sırasında nakit transferi yapabileceklerinin tespit edildiği, derneğinde bu kapsamda muhtariyeti bulunduğu, bu imtiyaza istinaden yurt dışına yasal mevzuat doğrultusunda döviz çıkışı yaptığının anlaşıldığı, Dernekler Kanunu'na muhalefet suçu yönünden ise; derneğin talep edilen belgeleri ilgili makamlara sunduğu, sadece 2015-2016 yıllarında tutulan defterlerin Dernekler Kanunu'nun 32. maddesine muhalefet eder nitelikle olduğu belirlemesi üzerine Kaymakamlık makamınca idari para cezası uygulandığı ve bu para cezanın da ödendiği, suçta ve cezada teklik ilkesi gereği aynı eylem yönünden birden fazla soruşturma yapılamayacağından bahisle anılan Derneğin yetkilileri hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş ise de, kabahat fiilinin ayrıca suç oluşturması durumunda soruşturmaya konu edilebileceği, İstanbul Valiliği İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğünce yapılan denetim sonucunda tanzim edilen rapor dikkate alındığında soruşturma konusunun sıhhatli şekilde değerlendirilebilmesinin defter ve belgelerin tutulması konusunda teknik bilgi gerektirmesi karşısında, emekli Sayıştay denetçileri veya yeminli mali müşavirlerden teşekkül ettirilecek bilirkişi heyeti marifetiyle Derneğin defter ve belgelerinin incelettirilerek sonucuna göre şüphelilerin hukuki durumlarının tayin ve takdir edilmesi gerektiği cihetle, eksik soruşturma ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi nedeniyle, soruşturmanın genişletilmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir."
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 21.05.2002 tarihli ve 2002/9-124-2002/256 sayılı Kararında açıklandığı üzere; Yardım Toplama Kanunu'nun, “Kapsam” başlıklı 2. maddesinin 2. fıkrasının, "Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi bünyesi içerisindeki yardım toplama faaliyetleri ile dernekler, sendikalar ve bunların üst kuruluşlarına, spor kulüplerine, mesleki kuruluşlara ve bağış kabulüne yetkili vakıflara kendi statülerine göre üyeleri ve diğer kişiler tarafından yapılacak bağış ve yardımlarla bunların öz kaynaklarından sağlayacakları gelirler, bu kanunun kapsamı dışındadır" şeklindeki amir hükmü uyarınca, derneklerin bu kanun kapsamı dışında olduğu, Yardım Toplama Kanunu'nun 28. maddesindeki düzenlemenin dernek görevlilerini kapsamadığı,
5253 sayılı Dernekler Kanunu'nun 27. maddesinin yedinci fıkrası ile "Kamu yararına çalışan derneklerin mallarına karşı suç işleyenler Devlet malına karşı suç işlemiş gibi cezalandırılır" hükmüne yer verildiği ve ayrıca 32 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ile de "Her ne suretle olursa olsun kendisine tevdi olunan derneğe ait para veya para hükmündeki evrak, senet veya sair malları kendisinin veya başkasının menfaatine olarak sarf veya istihlâk veya rehneden veya satan, gizleyen, imha, inkâr, tahrif veya tağyir eden yönetim kurulu başkanı ve üyeleri veya denetçiler ile derneğin diğer personeli Türk Ceza Kanunu'nun güveni kötüye kullanma suçuna ilişkin hükümlerine göre cezalandırılır. Ayrıca, mahkeme yargılama sırasında sanıkların, organlardaki görevlerinden geçici olarak uzaklaştırılmasına da karar verebilir" şeklinde düzenleme yapıldığı,
Buna göre; dernekler kamu yararına faaliyette bulunsalar da, birer özel hukuk tüzel kişisi olmaları ve bu şekilde örgütlenmeleri nedeni ile işlem ve eylemlerinin Anayasa'nın 123. maddesinin ikinci fıkrası ve 128. maddesinde belirtilen genel idare esaslarına tabi olmaması, bu sebeple de çalışanlarının da özel bir yasa hükmü bulunmadan bu rejime tabi kılınamayacağı hususları birlikte değerlendirildiğinde, kamu yararına çalışan derneklerin kamu hizmeti yürüttüğünün de kabul edilemeyeceği, yasa koyucunun bu konuda iradesini açıkça ortaya koyarak mevcut Yasa'da kamu görevlisi sayılacaklarına ilişkin bir hükme de yer vermediğinden çalışanlarının kamu görevlisi gibi cezalandırılmalarının mümkün olmadığı, şayet yasa koyucunun amacının aksi yönde olması halinde, tıpkı 5237 sayılı Kanun'un 235. maddesinin beşinci fıkrası, 236. maddesinin birinci fıkrası, 252. maddesinin sekizinci fıkralarında belirtildiği şekilde özel olarak kamu yararına çalışan derneklerle ilgili de zimmet suçu yönünden hüküm getirebileceği halde bu yola gitmediği, bir başka anlatımla, zimmet suçu yönünden böyle bir hükmü benimsemediği, 5237 sayılı Kanun'un 2. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı olarak kıyasa yol açacak şekilde aynı Kanun'un 6. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin de aleyhe yorumlanamayacağı, kanunilik ilkesi gereği kanunla belirlenmesi gereken dernek çalışanlarının ceza hukuku anlamında hukuki statülerinin, yorum yoluyla kamu görevlisi olarak nitelendirilemeyeceği, içtihatlarla belirlenemeyeceği,
Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 22.10.2013 tarihli ve 2012/1275 Esas, 2013/419 sayılı Kararı ve yukarıdaki açıklamalar ışığında zimmet suçunun kamu görevlileri ile özel yasalarında kamu görevlisi gibi cezalandırılacakları öngörülen kişiler tarafından işlenebileceği, suç tarihi itibarıyla 5253 sayılı Kanun'da dernek görevlilerinin veya dernek malına karşı suç işleyenlerin kamu görevlisi gibi cezalandırılacağına dair bir düzenleme bulunmaması nedeniyle şüphelilerin zimmet suçunun faili olamayacakları, şüphelilere isnat olunan eylemlerin sübutu halinde 5237 sayılı Kanun'un 155 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı hususlarına nazaran,
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının, 21.09.2020 tarihli ve 2019/125848 soruşturma, 2020/63181 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair Kararında şüphelilerin zimmet suçunun faili olamayacaklarının ve eylemlerinin hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin belirtilmesi, istemin içeriği ve yaptırımı en ağır suçun hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma olması dikkate alındığında kanun yararına bozma istemini inceleme görev ve yetkisinin; 28.06.2014 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 31 inci maddesi ile değişik 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 14. maddesi ve Yargıtay Büyük Genel Kurulunun, 27.01.2023 tarihli ve 32086 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 25.01.2023 tarihli ve 2023/1 sayılı kararı
uyarınca Yargıtay 11. Ceza Dairesine ait olduğu anlaşılmakla, Dairemizin GÖREVSİZLİĞİNE, dosyanın görevli Daireye gönderilmesine,
Oy birliğiyle, 25.04.2024 tarihinde karar verildi.