"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2010/46 E., 2014/134 K.
SUÇTAN ZARAR GÖRENLER : ..., Hazine
SUÇ : Sanıklardan ... hakkında rüşvet alma, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, görevi kötüye kullanma, resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme, ... hakkında rüşvet alma, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, görevi kötüye kullanma, diğer sanıklar hakkında rüşvet verme ve kamu görevlisini resmi belgede sahteciliğe azmettirme
HÜKÜM : Mahkumiyet (sanıklar ... ve ... hakkında atılı suçlardan), beraat (diğer sanıklar hakkında atılı suçlardan)
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin reddi, onama
EK TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Düşürülme, onama
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
Kovuşturma aşamasında usulüne uygun tebligata rağmen duruşmalara iştirak etmeyen ve katılma isteminde bulunmayan Hazine vekilinin temyiz talebi ile Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 14.02.2017 tarihli ve 2015/5-95 Esas, 2017/71 sayılı ve benzer Kararlarında da belirtildiği üzere "suçtan zarar görme" kavramının "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali" olarak anlaşılması gerektiği, bu itibarla kamu görevlisi olmayan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... (... oğlu), ..., ..., ..., ... (... oğlu), ... ve ... haklarında rüşvet verme suçundan açılan kamu davalarında katılan sıfatını alabilecek surette doğrudan zarar görmesi söz konusu olmayan, bu nedenle bahse konu suça ilişkin verilen hükümleri temyiz etme hakkı bulunmadığı anlaşılan ... vekilinin anılan sanıklara isnat olunan rüşvet verme suçuna vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrası da gözetilerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 317. maddesi uyarınca ayrı ayrı REDDİNE, 5271 sayılı Kanun'un 260. maddesinin birinci fıkrasına göre İçişleri Bakanlığının sanıklar ... ve ...'a atılı rüşvet alma, anılan sanıklar ile sanık ...'ya atılı kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve sanıklar ... ve ...'e isnat olunan görevi kötüye kullanma, diğer sanıklara atılı kamu görevlisini resmi belgede sahteciliğe azmettirme ve sanık ...'a atılı resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme suçlarından katılan sıfatını alabilecek surette zarar gördüğü, kanun yoluna başvurma hakkının bulunduğu, 7417 sayılı Yasa'nın 40. maddesiyle değişik 18. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İçişleri Bakanlığının başvuru tarihinde rüşvet alma suçu yönünden müdahil sıfatını kazandığı, görevi kötüye kullanma, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve bu suça azmettirme ile resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme suçlarına ilişkin olarak da 5271 sayılı Kanun'un 260. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz hakkının bulunduğu gözetilerek, başvurularının kapsamına göre incelemenin; sanıklar ... ve ... müdafiilerinin bu sanıklara atılı suçlardan kurulan mahkumiyet, ... vekilinin ise sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... (... oğlu), ..., ..., ..., ... (... oğlu), ... ve ... haklarında kamu görevlisini resmi belgede sahteciliğe azmettirme ile ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve görevi kötüye kullanma suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarıyla sınırlı yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Tebliğname başlığında ismine yer verilen sanık ... hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz başvurusu olmadığı tespit edilmiştir.
Sanıklardan ... hakkında usulüne uygun soruşturma izni alındıktan sonra görevi kötüye kullanma suçundan 19.02.2010 tarihli iddianame ile açılan kamu davası neticesinde anılan suçtan verilen mahkumiyet, ... hakkında ise kamu görevlisini resmi belgede sahteciliğe azmettirme suçundan kurulan beraat hükümlerine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanıklardan ...'un hükümden sonra 01.05.2024 tarihinde öldüğü UYAP sisteminden temin edilen nüfus kaydından anlaşıldığından ve sanık ... ...'e isnat edilen görevi kötüye kullanma suçunun 5237 sayılı Kanun'un 257/1. madde ve fıkrasında öngörülen cezasının üst sınırına göre aynı Kanun'un 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirlenen 8 yıllık asli ve 12 yıllık ilaveli dava zamanaşımı sürelerine tabi olduğu, 2007 yılı olan suç tarihi ile inceleme günü arasında durma süresi nazara alındığında dahi ilaveli dava zamanaşımı süresinin gerçekleştiği tespit edildiğinden hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 322/1, 5237 sayılı Kanun'un 64/1 ve 5271 sayılı Kanun'un 223/8. maddeleri uyarınca sanık ... hakkındaki kamu davasının ölüm, sanık ... ... hakkındaki görevi kötüye kullanma suçundan 19.02.2010 tarihli iddianame ile açılan kamu davasının da dava zamanaşımı nedeniyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE,
Sanıklardan ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ile resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme, ... hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçlarından kurulan mahkumiyet, ... hakkında ise kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve görevi kötüye kullanma suçlarından, ..., ..., ..., ..., ..., ... (... oğlu), ..., ..., ..., ... (... oğlu), ... ve ... haklarında ise kamu görevlisini resmi belgede sahteciliğe azmettirme suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Anılan suçların zarar göreni olan İçişleri Bakanlığının kamu davasına katılma hakkı bulunduğu, bu sıfatının gereği olarak 5271 sayılı Kanun'un 233 ve 234. maddeleri gereğince kovuşturma evresinde sahip olduğu davaya katılma ve öteki haklarını kullanabilmesi için duruşmadan haberdar edilmesi gerektiği halde, usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun mağdur ve katılanlar için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde hükümler kurulması,
5237 sayılı Kanun'un 204. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçunun aynı Kanun'un 40. maddesinin ikinci fıkrasına göre özgü suç niteliğinde olduğu ve ancak kamu görevlileri veya özel kanunlarında kamu görevlileri gibi cezalandırılacakları hükme bağlanmış kişilerce işlenebileceği, bu suçlara iştirak eden diğer kişilerin ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilecekleri, faili bulunmayan suça şerikliğin mümkün olmadığı gözetilerek; 08.03.2010 tarihli iddianamede ilçe nüfus memuru olarak görev yapan sanıklar ... ve ...'in düzenlemiş oldukları sahte mahkeme kararlarına dayanarak mernis kayıtlarında değişiklik yaptıklarının, haklarında beraat hükmü kurulan ... haricindeki sanıkların da bu suça azmettirdiklerinin, keza aynı iddianame ile sanıklardan ...'in nüfus müdürlüğünde bulunması gereken belgeleri evinde gizlediği, ...'in de sahte nüfus cüzdanı talep belgesi düzenlemek suretiyle atılı suçları işlediğinin iddia edilmesi karşısında, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca, kamu görevlisi sanıklar ..., ... ve ... haklarında 08.03.2010 tarihli, ... hakkında ayrıca 07.10.2010 tarihli iddianamedeki eylemleri hakkında, yetkili merciden soruşturma izni alındıktan sonra kamu davası açılması gerektiği, dosyada izin alındığına ilişkin bilgi ve belge bulunmadığı gözetilip durma kararı verilerek, azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilecek olan diğer sanıkların hukuki durumlarının da bu sanıklarla birlikte değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, genel hükümlere göre yapılan soruşturma sonucu açılan kamu davalarına devamla yazılı şekilde hükümler kurulması,
Sanık ... hakkında 19.02.2010 ve 08.03.2010 tarihli iddianameler ile kamu davası açılıp bu iki davanın birleştirilmesine karar verilmesi, savunmasının istinabe yoluyla tespit edilmesi ve Midyat Ağır Ceza Mahkemesinin 15.03.2010 tarihli talimat gönderme yazısı içeriğinde talimat ekinde iddianame bulunduğunun belirtilmesine karşın, UYAP'tan yapılan kontrolde istinabe mahkemesi olan İdil Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/123 numaralı Talimat dosyasına konu talimat gönderme yazısı ekinde yalnızca ifade tutanağının yer alması ve 19.04.2010 tarihli talimat duruşma tutanağının içeriğinden de sanığa dava açan iddianamelerden hangisinin okunduğunun anlaşılamaması karşısında, sanık ...'nın açık kimliği saptanıp kendisine hakkında dava açan iddianame ya da iddianameler okunup, 5271 sayılı Kanun'un 147. maddesindeki hakları hatırlatılıp aynı Kanun'un 191/3. maddesine uygun şekilde sorgusunun yapılması gerektiği gözetilmeden savunma hakkı kısıtlanarak yazılı şekilde hükümler tesisi,
Midyat Cumhuriyet Başsavcılığının 08.03.2010 tarihli iddianamesinde, sanık ... (...)'a yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiillerin ve delillerinin nelerden ibaret olduğu hususuna yer verilmediği, iddianame içeriğinde sanığın babasının şüpheli olarak anılmasına rağmen başlığında sanık ...'nın isminin yer aldığı, dolayısıyla söz konusu iddianamede sanık ... hakkında suç isnadında bulunulduğunun ve usule uygun kamu davası açıldığının kabulünün mümkün olmadığı, bu hususun 5271 sayılı Kanun'un 170/4. maddesine açıkça aykırılık oluşturduğu gözetilmeden ve söz konusu eksikliğin düzeltilmesi yoluna da gidilmeden, yargılamaya devam edilerek sanık hakkında kamu görevlisini resmi belgede sahteciliğe azmettirme suçundan beraat hükmü kurulması suretiyle 5271 sayılı Kanun'un 225. maddesine muhalefet edilmesi,
Sanıklar ... ve ... haklarında rüşvet alma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Rüşvet suçunun suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Kanun'un 252/3. maddesinde "Rüşvet, bir kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır" şeklinde tanımlanması keza aynı Kanun'un 250/2. maddesinde ise "Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi"nin ikna suretiyle irtikap suçundan cezalandırılacağının hüküm altına alınması nazara alındığında, her iki suçun da oluşabilmesi için öncelikle kamu görevlisinin kendi görev tanımına giren bir konuda yarar sağlaması ya da sağlayacağına dair vaatte bulunmasının gerekli olduğu, anılan kanun maddeleri doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; suç tarihlerinde ilçe nüfus müdürlüğünde görev yapan sanıkların, haklarında beraat hükmü kurulan sanıklar ..., ... ve ...'dan yabancı mahkemelerce verilmiş olan ve sahteliğine dair herhangi bir iddia bulunmayan kararların, Türk Mahkemelerinde tanıma ve tenfiz işlemlerinin yapılabilmesi için avukata verileceğinden bahisle para ve birtakım evrak talep etmek şeklindeki eylemlerinin, paranın nüfus müdürlüğüne ya da sanıkların yetkisi kapsamındaki iş ve işlemler için istenmemesi, sanıklar ... ile ...'un tanıma ve tenfiz işlemlerini yapma yetki ve görevlerinin olmaması, soruşturmanın hakkında rüşvet verme suçundan beraat hükmü kurulan ...'ın tanıma ve tenfiz kararının verildiğini düşündüğü İdil Asliye Hukuk Mahkemesine kararın aslı gibidir onaylı suretini talep etmesi üzerine başlaması, rüşvet veren konumundaki sanıkların verdikleri paraları hukuka uygun olan taleplerine dair verdiklerini düşünmeleri ile sanıklar ... ve ...'in görev alanlarına giren nüfus işlemleri için değil, mahkeme kararlarının alınacağı düşüncesiyle verdiklerinin anlaşılması karşısında, kamu görevlileri olan ... ve ...'un söz konusu paraları kendilerinin görev alanı içerisinde bulunan işlemler için istediklerine veya kamu görevlisi sanıkların ödenen paraların, kendilerinin görevli oldukları işlemlerin yapılması için gerekli olduğu izlenimini oluşturup suça konu parayı ödettiklerine yönelik delil de bulunmadığı nazara alındığında; sanıkların eylemlerinin nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturacağı gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek rüşvet alma suçundan yazılı şekilde mahkumiyetlerine hükmolunması,
Kanuna aykırı, sanıklar ... ile ... müdafiilerinin ve bakanlık vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek, 1412 sayılı Kanun'un 321 ve 326/son maddeleri uyarınca sanıklardan ... ve ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümleri yönünden kazanılmış hak saklı kalmak kaydıyla ve diğer sanıklar yönünden sair yönleri incelenmeyen hükümlerin BOZULMASINA 28.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.