Logo

Ceza Genel Kurulu

"İçtihat Metni"

İTİRAZ

İtirazname No : 2022/121500

KARARI VEREN

YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi

MAHKEMESİ :Ağır Ceza

SAYISI : 352-391

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Sanığın çocuğun basit cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun, 6545 sayılı Kanun'la değişik 103/1-a maddesi delaletiyle 103/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise aynı Kanun'un 109/1, 109/3-f, 109/5, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis; cezaları ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.11.2014 tarihli ve 137-311 sayılı hükümlerin, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 03.06.2021 tarih, 9516-4046 sayı ve oy çokluğu ile; "...Sanığın aşamalarda mağdurenin yaşının küçük olduğunu bilmediği yönündeki savunması, mağdure ifadeleri ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, olayda 5237 sayılı TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı tartışıldıktan sonra hükme varılması gerekirken bu konuda herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın eksik gerekçe ile yazılı şekilde mahkûmiyet hükümleri kurulması suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 230. maddesine muhalefet edilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Daire Üyesi A. Çiçekli; "Sanık ile mağdurun aynı işyerinde beraber çalıştıkları, mağdurun suç tarihi itibarıyla on üç yaşında olduğu hususunun kemik yaşına ilişkin aldırılan doktor raporuyla tespit edildiği ve buna göre suç tarihinde on beş yaşından küçük olduğunun belirlendiği nazara alındığında sanığın fiili icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmemesinin mümkün olmadığı," düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.

Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 19.10.2021 tarih ve 352-391 sayı ile sanığın çocuğun basit cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-c maddesi uyarınca beraatine ilişkin hükümlerin, katılan mağdure vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 22.12.2022 tarih ve 12561-11924 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

II. İTİRAZ SEBEPLERİ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 03.03.2023 tarih ve 121500 sayı ile; " ...13/06/1996 doğumlu olup suç tarihinde 13 yaş 1 aylık olan mağdurun yaşının nüfus kaydı ile uyumlu olduğunun Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun raporu ile sabit olduğu, sanığın suç tarihinde 28 yaş 1 aylık olduğu, evli ve bir çocuğunun bulunduğu, 4 yıldır aynı iş yerinde çalıştığı eğitim durumunun dosyaya yansımadığı, mağdurun sanıkla birlikte bir tekstil atölyesinde 5 ay birlikte çalıştığı, mağdurun fiziksel görünümü ile yaşı arasında uyum olup olmadığına ilişkin bir tespit olmasa da mağdurun sanığı yaşı konusunda yanılttığına dair bir iddia ya da savunmanın olmadığı, sanığın da beş ay birlikte aynı iş yerinde çalıştığı mağdurun yaşını öğrenmek konusunda bir çabasının olmadığı, ancak sanık Cumhuriyet Savcısı huzurunda müdafisi ile birlikte alınan alınan ifadesinde mağdurun istemesine rağmen aklına çocukları geldiği için mağdurla birlikte olmadığını, sadece sürtünerek boşalmakla yetindiğini savunduğu gözetildiğinde, sanığın mağdurun yaşı konusunda şüphe ile hareket ettiği ve mağduru olduğundan 7 yaş daha büyük sandığına dair, somut olgulara dayanmayan soyut savunmasına itibar edilmesi olanağının olmadığı, hataya düştüğü kabul edilse bile bu hatanın esaslı bir hata olarak kabul edilmesinin mümkün olmayacağı, bu nedenle sanığın atılı suçlardan mahkumiyet yerine yazılı şekilde hataya düştüğünden bahisle beraat kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğu" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.

CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 01.06.2023 tarih, 2922-3739 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

III. UYUŞMAZLIK KONUSU

Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında çocuğun basit cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarında TCK'nın 30. maddesinin uygulanma olanağının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.

Uyuşmazlığın esasına geçilmeden önce bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyelerince, sanık hakkında eksik araştırmayla hükümler kurulup kurulmadığının tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle bu husus değerlendirilmiştir.

IV. OLAY VE OLGULAR

İncelenen dosya kapsamından;

Dosyada mevcut nüfus kaydına göre katılan mağdurenin 13.06.1996 doğumlu olduğu, Reyhanlı Devlet Hastanesinin 05.02.2013 tarihli yazısına göre; katılan mağdurenin doğumu ile ilgili belgelere hastanenin taşınmış olması ve 2008 yılı öncesinde otomasyon sisteminin olmaması nedenleriyle ulaşılamadığı, sanığın ise nüfus kaydına göre 02.06.1981 doğumlu olduğu,

27.07.2009 tarihinde Haydarpaşa Numune Hastanesinde görevli genel cerrahi uzmanı tarafından düzenlenen rapora göre; katılan mağdurenin anal muayenesinde fissür saptanmadığı,

27.07.2009 tarihinde Zeynep Kamil Hastanesinde görevli doktor tarafından katılan mağdure hakkında düzenlenen rapora göre; hymen muayenesinde kesin kanaate varılamadığı, fiili livata ve kızlık zarı muayenesinin yapılması için katılan mağdurenin Adli Tıp Kurumuna sevkinin uygun olduğu,

27.07.2009 tarihinde sosyal hizmet uzmanı tarafından düzenlenen rapora göre; katılan mağdurenin 13 yaşında ve 5. sınıftan terk olduğunu, tekstil işinde çalıştığını, olayın yaklaşık 2 hafta önce gerçekleştiğini, korktuğu için ilk başta olayı ailesine anlatamadığını, ailesinin sonradan kendisini dışladığını, sonuç olarak eğitimini tamamlayamadığı, sosyal ve bilişsel olarak geride olabileceği, duygu durumunun donuk ve ailesi tarafından dışlandığı için karamsar olduğu, cinsel taciz olayının gerçekleşme ihtimalinin yüksek bulunduğu, ergenlik döneminin içinde bulunması ve çalıştığı yerde herkesin haberinin olması nedenleriyle travma içinde olduğu,

27.10.2010 tarihinde Adli Tıp 6. İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda; 29.07.2009 tarihinde katılan mağdureyle yapılan görüşmede; bir ay önce iş yerinde çalışan birisinin kendisine sarkıntılıkta bulunmaya başladığını, bir hafta önce ise arkadan ırzına geçtiğini belirttiği, hymen muayenesinde bakire olduğunun, anal muayenesinde anal mukoza ve sfinkter tonusunun doğal bulunduğunun tespit edildiği, 12.05.2010 tarihinde katılan mağdureyle yapılan görüşmede; iş yerinden tanıdığı sanığın; "Bıçaklarım seni!" diyerek kendisini tehdit ettiğini ve eve götürdüğünü, sanıkla anlaşamadıklarını, sanığın ustabaşı olduğunu ve üç ay kendisine baskı yaptığını, izin vermezse kendisini rahat bırakmayacağı için sanığın götürdüğü eve gittiğini, boş kaldığı her an olayın aklına geldiğini belirttiği, sonuç olarak mağdurenin fiili livata eylemine maruz kalıp kalmadığının tıbben tespit edilemediği,

27.12.2013 tarihinde Adli Tıp 2. İhtisas Kurulunca mağdure hakkında düzenlenen rapora göre; olay tarihinde 13 yaşını bitirmiş olup 14 yaşın içerisinde olduğu,

Anlaşılmaktadır.

Katılan mağdure yaklaşık 5 ay süreyle aynı iş yerinde çalıştığı sanığın, çalıştığı süre boyunca sürekli arkadaşlık teklif ederek kendisini rahatsız ettiğini, evli olduğunu bildiği sanığa kendisinden uzak durmasını söyleyip arkadaşlık teklifini kabul etmediğini yinelediğini, sanığın kendisine karşı samimi hareketlerinden dolayı gerek patronu gerekse iş arkadaşlarının sanığa karşı dikkatli olması konusunda kendisini uyardıklarını, 22.07.2009 tarihinde öğle arasında eve gitmek için işten çıktığında yolda gördüğü sanığın ayaküstü kendisiyle sohbet ettikten sonra kolundan tutup; "Ya benimle geleceksin. Ya da bıçaklarım!" dediğini, korktuğu için sanığın kendisini götürdüğü eve gittiğini, sanığın kapıyı kilitleyip kendisini yatak odasına götürdüğünü, elbiselerini zorla çıkarıp anal yoldan kendisiyle ilişkiye girdiğini, canının acıdığını söylemesine rağmen sanığın kendisini dinlemediğini, iş yerinde sanıkla arasında geçenlerin konuşulduğunu, tanık ...'in kendisine sorular sorduğunu ancak korktuğu için yaşadıklarını anlatamadığını, iş yerinde olayın kapandığını ancak başka atölyedekilerin de yaşananları duyması üzerine annesinin de olaydan haberdar olduğunu, daha fazla saklayamadığı için olanları annesine anlattığını,

Hazır bulunan sosyal hizmet uzmanı; katılan mağdureyle duruşma dışında konuştuğunu, sanığı görünce katılan mağdurenin elinin ayağının titrediğini ve olaydan etkilendiğini, beyanlarına itibar edilebileceğini,

Şikâyetçi ... aşamalarda; Reyhanlı Devlet Hastanesinde doğan katılan mağdureyi nüfusa günü gününe yazdırdığını,

Bilgi sahibi sıfatıyla beyanı alınan ... kollukta; katılan mağdurenin yaklaşık üç, sanığın ise yaklaşık dört yıldır yanında çalıştıklarını, yaklaşık 4-5 gün önce iş yerindeki personel şefi ve diğer işçilerin sanık ve katılan mağdure arasında ilişki olduğunu belirterek rahatsızlıklarını dile getirmeleri üzerine onları yanına çağırıp konuyu açtığını, her ikisinin de söylentileri inkâr ettiklerini, ardından sanık ve katılan mağdureyi işten çıkardığını, yanında çalıştığı süre boyunca sanığın olumsuz bir davranışını görmediğini, mahkemede; katılan mağdurenin zorla götürüldüğü hususunda bir bilgisinin olmadığını,

Tanık ... mahkemede; katılan mağdurenin, sanığın kendisiyle zorla ilişkiye girmek istediğini söylediğini, bu işin doğru olup olmadığını öğrenmek için tanık ...'le birlikte katılan mağdureyi doktora götürdüklerini, ancak doktorun katılan mağdureyi muayene etmediğini,

Tanık ..... mahkemede; sanık ve katılan mağdureyle aynı iş yerinde çalıştığını, katılan mağdurenin bir gün kendisine sanıkla bir eve giderek rızasıyla ilişkiye girdiklerini söylediğini, daha sonra ise ilişkiye girmediklerini dile getirdiğini, bu çelişkili beyanlar üzerine sanığa durumu sorduğunu, sanığın katılan mağdureyle bir eve gitmediklerini, öyle bir olay olmadığını söylediğini, olaydan sonra katılan mağdurenin moralinin bozuk olduğunu görmediğini, katılan mağdurenin başkası hakkında sanığa yönelik beyanlarına benzer iddialarda bulunduğuna tanık olmadığını,

Beyan etmişlerdir.

Sanık kollukta; beş aydır katılan mağdureyle aynı iş yerinde çalıştıklarını, 20.07.2009 tarihinde iş yerinden ayrıldığını, 15.07.2009 tarihinde katılan mağdurenin kendisine "Benimle birlikte olmak istiyor musun?" dediğini, katılan mağdureye evli olduğunu ifade ederek yaptığının doğru olmadığını anlattığını, katılan mağdurenin çok ısrarcı olması üzerine ona öğle arasında ağabeyinin evine gideceğini, istediği takdirde gelebileceğini ilettiğini, öğle arasında ağabeyinin evine doğru giderken katılan mağdurenin de geldiğini fark ettiğini, ağabeyinin evine girdiklerinde katılan mağdurenin kalçasına sürtündüğünü, ilişkiye girmediklerini, herhangi bir zorlama da olmadığını, iş yerinde katılan mağdurenin kızları etrafına toplayıp kendisiyle yaşadıklarını anlatığını gördüğünü, katılan mağdureyi yanına çağırıp yaşananları kimseye anlatmaması gerektiğini söylediğini, hatta tanık ...'in; "...'la yaşadıklarını herkes biliyor. ... herkese anlatıyor. Doğru mu değil mi?" dediğini, tanık ...'e bir hata yaptığını ve şeytana uyduğunu söylediğini, ardından tanık ...'e yaşadıklarını anlattığını, doktora gittiklerini, doktorun kendilerine arkadan ilişki yaşayıp yaşamadıklarını sorduğunu, doktora kendi istekleriyle arkadan birliktelik yaşadıklarını anlattıklarını, doktorun kendilerine anal ilişkinin izlerinin olduğunu söylediğini, savcılıkta katılan mağdurenin kendisine karşı sarkıntılıkları olduğunu ve bu nedenle onu uyardığını, katılan mağdurenin fiziki olarak 20 yaş civarında göründüğünü, kollukta belirttiği olayların rızasıyla gerçekleştiğini, soyunan katılan mağdureyle ilişkiye girmeden belirttiği olayı yaşadığını, katılan mağdureye onunla birlikte olamayacağını, çocuklarının olduğunu söylediğini, katılan mağdureye fiili livatada bulunmadığını mahkemede; iş yeri ve olayın gerçekleştiği evin arasının 1,5-2 km olduğunu, oraya bir kişinin zorla götürülmesinin mümkün olmadığını, 18-20 yaşlarında görünen katılan mağdurenin yaşının küçük olduğunu bilmediğini savunmuştur.

V. GEREKÇE

A. Sanık hakkında eksik araştırmayla hükümler kurulup kurulmadığı;

1. Ön Soruna İlişkin Açıklamalar

Ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delilerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, gerekse CMK; adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.

B. Ön Soruna İlişkin Değerlendirme

Katılan mağdure ve sanığın aynı iş yerinde çalıştıkları, nüfus kaydına göre katılan mağdurenin 13.06.1996 tarihinde doğduğu, Reyhanlı Devlet Hastanesinin 05.02.2013 tarihli yazısına göre; katılan mağdurenin doğumu ile ilgili belgelere hastanenin taşınmış olması ve 2008 yılı öncesinde otomasyon sisteminin olmaması nedenleriyle ulaşılamadığı, 27.12.2013 tarihinde Adli Tıp 2. İhtisas Kurulunca katılan mağdure hakkında düzenlenen raporda, olay tarihinde 13 yaşını bitirmiş olup 14 yaşın içerisinde olduğunun belirtildiği, 27.07.2009 tarihinde sosyal hizmet uzmanı tarafından düzenlenen raporda da, katılan mağdureyle yapılan görüşmede; 13 yaşında ve 5. sınıftan terk olduğunu, tekstil işinde çalıştığını belirttiğinin bildirildiği, katılan mağdurenin kollukta; yaklaşık 5 aydır aynı iş yerinde çalıştığını ifade ettiği, sanığın ise aşamalarda 5 aydır aynı iş yerinde çalıştıkları katılan mağdureyle rızası dâhilinde organ sokma boyutuna varmayan bir cinsel birliktelik yaşadığını, savcılıkta mağdurenin fiziki olarak 20 yaş civarında göründüğünü, mahkemede mağdurenin yaşının küçük olduğunu bilmediğini, 18-20 yaşlarında gösterdiğini savunduğu olayda;

Şikâyetçi ...'nın katılan mağdureyi nüfusa gününde yazdırdığını, katılan mağdurenin hastanede doğduğunu belirtmesi, Reyhanlı Devlet Hastanesinin yazısından katılan mağdurenin doğumu ile ilgili belgelerin mevcut olmadığının anlaşılması, Adli Tıp 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda katılan mağdurenin olay tarihinde 13 yaşını bitirmiş olup 14 yaşının içerisinde olduğunun belirtilmesi, katılan mağdure ve sanığın aşamalarda 5 aydır birlikte çalıştıklarını ifade etmeleri hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde sanık hakkında eksik araştırmayla hükümler kurulmadığının kabulü gerekmektedir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık hakkında eksik araştırmayla hükümler kurulduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

B. Sanık hakkında çocuğun basit cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından TCK'nın 30. maddesinin uygulanma olanağının bulunup bulunmadığı;

1- İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren TCK'nın "Hata" başlıklı 30. maddesi üç fıkra hâlinde;

"Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.

Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır." şeklinde düzenlenmiş iken, 08.07.2005 tarih ve 25869 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanunun 4. maddesi ile eklenen; "İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz" biçimindeki dördüncü fıkra ile son hâlini almıştır.

Maddede çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir.

İkinci fıkra ile kişinin, suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususundaki hatasından yararlanması öngörülmüş, buna göre, kardeşi olduğunu bilmediği bir kişiyi öldüren failin, kasten öldürme suçunun nitelikli hallerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacağı, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan failin hakkında ise değer azlığı hükmünün uygulanacağı ilke olarak kabul edilmiştir.

Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup, fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata, hem de kusurluluğu etkileyen hata hâlleri düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için, bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması şartı aranmıştır.

Maddeye 5377 sayılı Kanun ile eklenen dördüncü fıkrada ise, kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır.

Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup, hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır.

Uyuşmazlığa ilişkin olarak maddenin birinci fıkrasının daha ayrıntılı ele alınmasında fayda bulunmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının gerekçesinde; "Kast, suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik veya yanlış bilgi sahibi olunması durumu ise, maddî unsurlarda hata olarak adlandırılır. Böyle bir hata kastın varlığına engel olur. Örneğin, kişi vestiyerden kendisinin ki zannederek başkasının paltosunu alır. Keza, kişi gece karanlığında vahşi bir hayvan zannıyla hareketli bir cisme ateş eder. Ancak, gerçekte bu hareket eden cisim bir insandır ve dolayısıyla; bu insan ölür veya yaralanır. Örnek olarak verilen bu olaylarda failin bilgisi gerçeğe uysaydı; işlediği fiil haksızlık teşkil etmeyecekti. Bu nedenle hata hâlinde kasten işlenmiş bir suçtan söz etmek mümkün değildir.

Fıkrada ayrıca, maddî unsurlarda hata hâlinde, taksirle sorumluluğa ilişkin hükme yer verilmiştir. Buna göre, meydana gelen neticeye ilişkin olarak gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı böyle bir netice ile karşılaşılmazdı şeklinde bir yargıya ulaşılabiliyorsa; taksirle işlenmiş bir suç söz konusu olur. Ancak bu durumda neticenin taksirle gerçekleştirilmesinin kanunda suç olarak tanımlanmış olması gerekir. Bu nedenle, kendisinin sanarak başkasının çantasını alan kişinin yanılgısında taksirin varlığı kabul edilse bile; kanunda hırsızlık fiilinin ancak yararlanma kasdıyla işlenebileceği belirtildiği için; böyle bir olay dolayısıyla ceza sorumluluğu doğmayacaktır. Buna karşılık, av hayvanı zannederek gerçekte bir insana ateş edip onun ölümüne neden olan kişinin bu hatasında taksiri varsa, adam öldürme kanunda taksirle işlenen bir suç olarak da tanımlandığı için, böyle bir olayda fail, taksirle adam öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulacaktır..." açıklamalarına yer verilmiştir.

Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup, bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır. Örneğin, gerekli dikkat ve özeni göstermeden gece gördüğü karartıya av hayvanı olduğunu düşünerek ateş eden ve bir kişinin ölümüne neden olan fail, taksirle öldürmeden sorumlu olacaktır.

Öğretide bu konuya ilişkin olarak; "Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Örneğin, arkadaşını ziyarete giden bir kimsenin, arkadaşının olduğu düşüncesiyle bir başkasının konutuna girmesi veyahut onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla rızaen cinsel ilişkide bulunanın, mağdurun reşit olduğunu düşünerek bu eylemi gerçekleştirmesi." (M.Emin Artuk-Ahmet Gökcen-A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, s. 522), "Failin suç tipindeki bir unsurda yanılması, bu suçun kasten işlenmesini engeller. Bu takdirde suç taksirle işlendiği takdirde cezalandırılabilen bir suç ise, sorumluluk taksirli suçtan dolayıdır." (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 12. Baskı, s. 362) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.

2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme

Ön sorunda ayrıntılarıyla açıklanan olayda;

Adli Tıp 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda katılan mağdurenin olay tarihinde 13 yaşını bitirmiş olup 14 yaşının içerisinde olduğunun belirtilmesi, katılan mağdure ve sanığın aşamalarda 5 aydır birlikte çalıştıklarını ifade etmeleri, suç tarihi itibarıyla 28 yaşının içerisinde olan ve katılan mağdureyle aynı iş yerinde ustabaşı olarak çalışan sanığın, olay tarihinde 13 yaşında ve 5. sınıftan terk bulunan katılan mağdurenin 15 yaşından küçük olduğunu bilmemesinin hayatın olağan akışına uygun olmaması, sanığın aşamalarda katılan mağdurenin yaşını kendisine büyük söyleyerek ve buna ilişkin belge göstererek yanılttığına yönelik bir savunması bulunmayıp adli tıp raporu karşısında da herhangi bir tıbbi bulgu ile desteklenmeyen savunması cezadan kurtulmaya yönelik olması hususları bir bütün olarak gözetildiğinde, sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenmiş olan hata hâlinin uygulanma şartlarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkemece kurulan hükümlerin sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma olanağının bulunmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının oluştuğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

VI. KARAR

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının ön sorun yönünden REDDİNE, uyuşmazlık konusu yönünden KABULÜNE, 2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 22.12.2022 tarihli ve 12561-11924 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,

3- Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.10.2021 tarihli ve 352-391 sayılı beraat hükümlerinin, sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma olanağının bulunmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.02.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

***